İnsan vücudu, modern bilimin en gelişmiş teknolojilerle dahi tam olarak taklit edemediği olağanüstü bir sistemdir. Bu sistemin en dikkat çekici unsurlarından biri damar ağıdır. Damarlar, kalpten çıkan kanı bütün hücrelere ulaştıran ve tekrar kalbe geri getiren son derece karmaşık bir ulaşım ağı oluşturur. Bu ağın büyüklüğü ve düzeni düşünüldüğünde insanın hayrete düşmemesi mümkün değildir. Bilimsel araştırmalara göre yetişkin bir insanın vücudundaki tüm damarlar uç uca eklendiğinde yaklaşık 100 bin kilometrelik bir uzunluğa ulaşmaktadır. Bu, Dünya’nın çevresini yaklaşık iki buçuk kez dolaşabilecek bir uzunluktur.
Bu devasa damar ağını anlamak için modern şehirlerin ulaşım sistemleriyle bir kıyaslama yapmak oldukça öğreticidir. Dünyanın en büyük ve en karmaşık toplu taşıma sistemlerinden biri olan New York metro ağı, yüzlerce kilometrelik ray hattı, yüzlerce istasyonu ve milyonlarca günlük yolcusuyla insan mühendisliğinin önemli bir örneğidir. Bu sistem, yıllar süren planlama, binlerce mühendis ve işçinin emeği ve milyarlarca dolarlık yatırımlar sonucunda kurulmuştur. Buna rağmen metro hattında zaman zaman arızalar, gecikmeler ve koordinasyon problemleri yaşanabilmektedir.
Şimdi insan vücudundaki damar ağı ile New York metro sistemini karşılaştırdığımızda son derece çarpıcı bir tablo ortaya çıkar.
Öncelikle ölçek bakımından insan vücudu çok daha büyüleyici bir yapı sergiler. New York metrosunun toplam ray uzunluğu yaklaşık birkaç yüz kilometre civarındadır. Oysa insan vücudundaki damarların toplam uzunluğu bunun yüzlerce katıdır. Dahası metro sisteminde hatlar belirli merkezlere giderken, damar sistemi vücuttaki trilyonlarca hücreye tek tek ulaşmak zorundadır. Her hücre adeta bir istasyon gibi düşünülürse, damar sistemi insanın hayal gücünü aşan bir ulaşım ağıdır.
İkinci olarak koordinasyon meselesi dikkat çekicidir. Metro hatlarında trenlerin düzenli şekilde çalışması için merkezi bir kontrol sistemi gerekir. Eğer bu kontrol sistemi devre dışı kalırsa trenler durur, hatlar karışır ve sistem işlemez hale gelir. İnsan vücudundaki damar sisteminde ise bu koordinasyon hiç durmadan, kesintisiz şekilde devam eder. Kalp her gün yaklaşık 100 bin kez atarak kanı damarların en uç noktalarına kadar ulaştırır. Bu süreç, insan uyurken bile devam eder.
Üçüncü olarak verimlilik açısından damar sistemi eşsizdir. Metro hatlarında trenler bazen boş çalışabilir veya gereksiz duraklamalar yaşayabilir. Oysa damar sisteminde kan dolaşımı son derece hassas bir dengeyle gerçekleşir. İhtiyaç duyulan bölgelerde damarlar genişler, ihtiyaç azaldığında daralır. Egzersiz sırasında kaslara daha fazla kan gönderilirken, sindirim sırasında mide ve bağırsaklara daha fazla kan yönlendirilir. Bu dinamik düzenleme, son derece gelişmiş bir planlamanın varlığını gösterir.
Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar: İnsan mühendisliğinin en büyük başarılarından biri sayılan metro sistemi bile planlayıcı, mühendis ve yönetici olmadan var olamazken; ondan çok daha karmaşık ve kusursuz çalışan damar sistemi nasıl olur da plansız ve amaçsız süreçlerin ürünü olabilir?
Akıl ve mantık bize şunu gösterir: Düzen, plan ve uyum bulunan her sistem bir düzenleyiciyi gerektirir. Bir şehirdeki metro hattını gördüğümüzde bunun kendiliğinden oluştuğunu düşünmeyiz. Aksine arkasında mühendislerin, planlamacıların ve tasarımcıların bulunduğunu kabul ederiz. Aynı mantık çok daha üstün bir düzen gösteren insan vücudu için de geçerlidir.
İnsan vücudundaki damar ağı yalnızca biyolojik bir yapı değildir; aynı zamanda ilâhî hikmetin bir tecellisi olarak görülebilir. Bu sistemin kusursuzluğu, her şeyi belirli bir ölçü ve düzen içinde yaratan bir Yaratıcı’nın varlığına işaret eder. Nitekim Kur’ân’da evrendeki düzenin bir ölçüye göre yaratıldığı sıkça vurgulanır. İnsan bedenindeki hassas denge ve mükemmel işleyiş de bu ölçünün canlı bir örneğidir.
Sonuç olarak, New York metro sistemi insan aklının ve mühendisliğinin büyük bir başarısıdır. Fakat insan vücudundaki damar sistemi onunla kıyaslanamayacak kadar daha karmaşık, daha geniş ve daha kusursuzdur. Eğer birkaç yüz kilometrelik bir metro hattı bile planlayıcı olmadan var olamıyorsa, yüz bin kilometreyi aşan damar ağına sahip insan bedeninin bilinçsiz tesadüflerin ürünü olduğunu söylemek aklen ve mantıken mümkün değildir.
Bu nedenle insan bedenine dikkatle bakan bir kişi, yalnızca biyolojik bir mekanizma değil; aynı zamanda Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden büyük bir sanat eseri görür. İnsan vücudu adeta sessiz fakat güçlü bir şekilde şu gerçeği dile getirir: Böylesine mükemmel bir düzen, sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı’nın eseridir.
Altın oran hakkındaki yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/altin-oran-evrendeki-kusursuz-olcu-ve-yaratilisin-sessiz-mucizesi/
DNA’daki İlahi Düzen isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/dnadaki-ilahi-duzen/



