İsim İsim Katliam Tarihçesi

İnsanlık tarihi, ne yazık ki sadece medeniyetin yükselişi ve bilimsel keşiflerle değil, aynı zamanda ideolojik hırsların, kontrolsüz gücün ve toplumsal nefretin doğurduğu büyük yıkımlarla da şekillenmiştir. “Sıfır Yılı”ndan “Büyük Terör”e kadar uzanan bu kavramlar, basit birer tarihsel terim olmanın çok ötesinde; devlet mekanizmalarının veya radikal grupların kendi halklarına ya da öteki gördüklerine karşı uyguladığı sistematik şiddetin kod isimleridir. Bu olaylar, çoğu zaman “yeni bir dünya düzeni kurma” veya “toplumu temizleme” vaatleriyle meşrulaştırılmaya çalışılmış, ancak sonuç her zaman telafisi imkansız insani trajediler ve kitlesel ölümler olmuştur.

İşin en ilginç yanı bu soykırıma imza atan liderlerin ve mensup oldukları devletlerin dünya barışı için mücadele ettiklerini iddia etmeleridir. Milyonlarca ölü ama barış. Bu tezatı iddia edebilmek için insanın akıl ölümünün gercekleşmiş olması lazımdır ancak görünen o ki durum tam tersidir. Bu iddia mensuplarının ideolojilerinin halen günümüzde savunulması ya da dikte edilmeye çalışılması garip bir durumdur. İnsanlığın en temel görevi bu soykırım tarihinden ders alıp birdaha tekrarlanmaması için mucadele etmektir.

Bu terimlerin temsil ettiği dönemler incelendiğinde, şiddetin sadece fiziksel bir saldırı değil, aynı zamanda dil ve bürokrasi aracılığıyla nasıl kurumsallaştığı açıkça görülür. İsimlerin bazen askeri bir operasyonu, bazen ekonomik bir kalkınma hamlesini, bazen de “kutsal” bir ideolojik dönüşümü çağrıştırması, yaşanan dehşetin üzerini örten trajik birer maskedir. Tarihin bu en karanlık sayfalarını anlamak, sadece geçmişte yaşanan acıları yad etmek değil; aynı zamanda toplumsal kutuplaşmanın, dezenformasyonun ve mutlak otoriterleşmenin insanlığı hangi uçurumlara sürükleyebileceğini hatırlatan hayati birer uyarı niteliğindedir.

Üç Hepsi (Sankō Sakusen): Japon İmparatorluk Ordusu tarafından İkinci Çin-Japon Savaşı sırasında, özellikle 1941-1942 yıllarında Çin’in kuzeyinde uygulanan bir imha stratejisidir. Bu politika adını Japonca “Sankō” (Üç Hepsi) kelimesinden alır: “Hepsini Öldür, Hepsini Yak, Hepsini Yağmala”. Japon birlikleri, bölgedeki komünist direnişi tamamen bitirmek amacıyla köyleri ateşe vermiş, sivil halkı toplu halde katletmiş ve tüm kaynaklara el koymuştur. Bu strateji sonucunda yaklaşık 2,7 milyon Çinli sivil hayatını kaybetmiş, geniş tarım arazileri kullanılamaz hale gelmiş ve bölge halkı sistematik bir açlık ve şiddet sarmalına itilmiştir.

İleriye Doğru Büyük Atılım: Çin Komünist Partisi lideri Mao Zedong tarafından 1958-1962 yılları arasında uygulanan ekonomik ve sosyal kampanyadır. Temel amacı, Çin’i hızla tarım toplumundan modern bir sanayi toplumuna dönüştürmekti. Ancak kolektifleştirme zorlamaları, yanlış tarım politikaları ve “arka bahçe fırınları” ile çelik üretme çabası, üretimin durmasına yol açtı. Bu durum, dünya tarihindeki en büyük yapay kıtlıklardan birine neden oldu. Tahminlere göre 15 ile 55 milyon arasında insan açlıktan, hastalıktan ve çalışma kamplarındaki kötü koşullardan dolayı hayatını kaybetti.

Kültür Devrimi: Yine Mao Zedong tarafından 1966-1976 yılları arasında başlatılan toplumsal bir harekettir. Amacı, Çin toplumundaki “eski” düşünceleri, kültürü ve alışkanlıkları temizleyerek saf bir komünist düzen kurmaktı. “Kızıl Muhafızlar” olarak bilinen radikal genç gruplar; öğretmenlere, aydınlara ve devlet yetkililerine karşı şiddetli saldırılar başlattı. Tarihi eserler yakıldı, ibadethaneler yıkıldı ve milyonlarca insan “karşı devrimci” ilan edilerek işkence gördü veya öldürüldü. Toplumun her kesiminde derin bir güvensizlik ve kaos hakim oldu.

Büyük Temizlik (Büyük Terör): Sovyetler Birliği’nde 1936-1938 yılları arasında Josef Stalin’in otoritesini pekiştirmek için yürüttüğü siyasi baskı ve infaz dönemidir. Stalin, hem parti içindeki rakiplerini hem de ordu, istihbarat ve halk arasındaki “potansiyel düşmanları” ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Bu dönemde yaklaşık 700 bin ile 1,2 milyon arasında kişi idam edilmiş, milyonlarca insan ise Gulag adı verilen zorunlu çalışma kamplarına gönderilmiştir. Bu tasfiye hareketi, Sovyet yönetiminde mutlak bir korku imparatorluğu kurmuştur.

Sıfır Yılı: Kamboçya’da Pol Pot liderliğindeki Kızıl Kmerler’in 1975 yılında başkent Phnom Penh’i ele geçirmesiyle başlattıkları döneme verilen isimdir. Kızıl Kmerler, tarihi ve kültürü “sıfırlamak” amacıyla tüm modern kurumları kapatmış, parayı yasaklamış ve şehirlerde yaşayanları zorla kırsal kesimdeki tarlalara sürmüştür. Bilgi sahibi olanlar (doktorlar, öğretmenler, hatta gözlük takanlar) katledilmiştir. 1979’a kadar süren bu rejim altında, açlık, hastalık ve infazlar sonucu yaklaşık 2 milyon kişi (ülke nüfusunun dörtte biri) yaşamını yitirmiştir.

Beyaz Terör: Genellikle bir devrimden veya iç savaştan sonra muhafazakar veya sağcı güçlerin, solculara ve devrimcilere karşı uyguladığı şiddet dalgalarıdır. En bilinen örnekleri Fransız Devrimi sonrası monarşi yanlılarının saldırıları, Rus İç Savaşı’nda Bolşevik karşıtı “Beyaz Ordu”nun infazları ve İspanya İç Savaşı’nda Franco yanlılarının yürüttüğü katliamlardır. Ortak özellikleri, devrimci değişimi durdurmak veya intikam almak amacıyla sivil ve siyasi hedeflere yönelik sistematik şiddet içermeleridir.

Kanlı Pazar: Tarihte bu isimle anılan birkaç önemli olay vardır. İlki, 1905’te Rusya’da St. Petersburg’da Çar’a dilekçe vermek isteyen silahsız işçilerin üzerine ateş açılmasıdır (1000’den fazla ölü). İkincisi, 1972’de Kuzey İrlanda’da İngiliz askerlerinin sivil haklar yürüyüşü yapan silahsız sivillere ateş açarak 14 kişiyi öldürmesidir. Her iki olay da devlet şiddetinin sembolü haline gelmiş ve büyük çaplı toplumsal isyanları tetiklemiştir.
Tarih sahnesi, ideolojik hedefler uğruna kitlesel ölümlere yol açan veya belirli bir grubu yok etmeyi amaçlayan benzer nitelikte pek çok trajik kavrama daha ev sahipliği yapmıştır. İşte listenin devamı niteliğindeki diğer önemli örnekler:

Holodomor (Suni Kıtlık): 1932-1933 yılları arasında Sovyetler Birliği yönetimindeki Ukrayna’da uygulanan, milyonlarca insanın açlıktan ölmesine neden olan yapay kıtlıktır. Ukrayna dilinde “açlıkla öldürmek” anlamına gelir. Stalin’in tarımı kolektifleştirme politikası ve Ukrayna milliyetçiliğini kırma arzusuyla, köylülerin elindeki tüm tohum ve gıdaya el konulmuştur. Bölgenin dış dünya ile bağı kesilmiş ve insanlar verimli topraklarda açlıktan can vermiştir. Yaklaşık 3,5 ile 5 milyon arasında insanın hayatını kaybettiği bu olay, bugün pek çok ülke tarafından soykırım olarak kabul edilmektedir.

Ölüm Tarlaları (The Killing Fields): Kamboçya’daki Kızıl Kmer rejimi döneminde, insanların toplu halde katledilip gömüldüğü bölgeleri tanımlayan bir terimdir. “Sıfır Yılı” projesinin bir uzantısı olarak, rejim düşmanı olarak görülen milyonlarca kişi bu tarlalara götürülmüş ve mermi israf etmemek adına çoğunlukla balta, sopa veya tarım aletleriyle öldürülmüştür. Bugün bu bölgeler, toplu mezarların ve insan kemiklerinin sergilendiği, insanlık dışı bir vahşetin anıtı niteliğindeki mekanlardır.

Kara Cumartesi (Black Saturday): Tarihte farklı olaylar için kullanılsa da, en kanlılarından biri 1982’deki Lübnan İç Savaşı sırasında yaşanan Sabra ve Şatilla Katliamı’nı takip eden süreçleri ve benzer baskın günlerini ifade eder. İsrail ordusunun gözetimi altında, Hristiyan Falanjist milislerin Beyrut’taki mülteci kamplarına girerek binlerce Filistinli sivili (çocuk, kadın ve yaşlı ayrımı yapmaksızın) birkaç gün içinde katletmesiyle sonuçlanmıştır. Bu olay, modern Orta Doğu tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak kabul edilir.

Operasyon Kondor: 1970’li ve 80’li yıllarda Güney Amerika’daki sağcı askeri diktatörlüklerin (Arjantin, Şili, Uruguay, Brezilya vb.) muhalifleri sistematik olarak yok etmek için kurdukları gizli ve uluslararası bir “suikast ve terör” ağıdır. Bu operasyon kapsamında binlerce siyasi aktivist, sendikacı ve öğrenci “kaybedilmiş”, işkence görmüş veya uçaklardan okyanusa atılarak (ölüm uçuşları) infaz edilmiştir. Bu süreç, kıta genelinde bir korku iklimi yaratmış ve on binlerce insanın faili meçhul şekilde yok olmasına neden olmuştur.

Ruanda Soykırımı (100 Günlük Dehşet): 1994 yılında Ruanda’da sadece 100 gün içinde yaklaşık 800 bin Tutsi ve ılımlı Hutu’nun, radikal Hutu milisleri tarafından katledilmesidir. Olay, bir uçak kazasının ardından devlet destekli radyo kanallarının halkı nefrete teşvik etmesiyle başlamıştır. Katliamın en dehşet verici yönü, komşuların komşuları, arkadaşların arkadaşları palalarla öldürmesidir. Uluslararası toplumun sessiz kaldığı bu süreç, tarihin gördüğü en hızlı ve yoğun şiddet olaylarından biridir.
Bu olayların her biri, ideolojik körlüğün ve nefret dilinin kurumsallaştığında ne kadar büyük bir yıkıma yol açabileceğinin kanıtıdır.

Kızıl Terör (Red Terror): Ekim Devrimi’nin ardından, 1918-1922 yılları arasında Sovyet Rusya’da Bolşevik hükümeti tarafından yürütülen siyasi baskı ve infaz dalgasıdır. Bu dönemde, “devrim düşmanı” olarak görülen aristokratlar, din adamları, zengin köylüler ve beyaz ordu destekçileri yargısız infaz edilmiş veya toplama kamplarına gönderilmiştir. Çeka (gizli servis) aracılığıyla yürütülen bu operasyonların temel amacı, yeni rejime yönelik direnişi tamamen kırmak ve halk üzerinde mutlak bir korku hakimiyeti kurmaktır. Hayatını kaybedenlerin sayısının on binlerce olduğu tahmin edilmektedir.

Büyük Sıçrayış (The Great Leap Forward – İkinci Dalga): Daha önce bahsettiğimiz “İleriye Doğru Büyük Atılım”ın bir parçası olan bu süreç, Çin’deki bireysel mülkiyetin tamamen ortadan kaldırıldığı ve insanların devasa komünlerde yaşamaya zorlandığı bir toplumsal deneydir. Bu süreçte sadece açlık değil, aynı zamanda hedeflenen üretim rakamlarına ulaşamayan köylülere uygulanan sistematik işkence ve infazlar da yaşanmıştır. Tarihçiler, bu dönemdeki ölümlerin bir kısmının doğrudan devlet şiddetiyle (dayak, işkence, infaz) gerçekleştiğini vurgular.

Gwangju Katliamı (Gwangju Ayaklanması): 1980 yılında Güney Kore’de askeri darbe sonrası sivil yönetime geçiş talep eden üniversite öğrencileri ve halkın üzerine ordunun ağır silahlarla ateş açmasıdır. Şehir tamamen kuşatılmış, telefon hatları kesilmiş ve paraşütçü birlikleri göstericilere karşı orantısız güç kullanmıştır. Resmi rakamlar ölü sayısını yüzlerle ifade etse de, yerel halk ve aktivistler binlerce kişinin hayatını kaybettiğini savunmaktadır. Bu olay, Güney Kore’nin demokrasi mücadelesinde bir dönüm noktası ve en büyük toplumsal trajedisi kabul edilir.

Operasyon Barbarossa (İmha Savaşı Kısmı): Nazi Almanyası’nın 1941’de Sovyetler Birliği’ne karşı başlattığı saldırı, sadece askeri bir harekat değil, aynı zamanda bir imha savaşı (Vernichtungskrieg) olarak planlanmıştır. Bu operasyon sırasında kurulan Einsatzgruppen (Mobil Katliam Birlikleri), ordunun arkasından ilerleyerek ele geçirilen bölgelerdeki komünistleri ve Romanları sistematik olarak kurşuna dizmiştir. Babi Yar katliamı gibi tek bir sahada on binlerce insanın öldürüldüğü olaylar, bu operasyonun sivil halka yönelik en kanlı yüzüdür.

Gece ve Sis (Nacht und Nebel): Adolf Hitler tarafından 1941’de yayımlanan ve Nazi işgali altındaki topraklarda “direnişçilerin” iz bırakmadan yok edilmesini öngören gizli kararnamedir. Bu kararnameye göre, tutuklanan muhalifler ailelerine haber verilmeden gece vakti kamplara götürülür ve “sisin içinde” kaybolurlardı. Amaç, infazları gizlemekten ziyade, akıbeti bilinmeyen yakınlar üzerinden toplumda sürekli bir dehşet ve belirsizlik hissi yaratmaktı.

Bataan Ölüm Yürüyüşü: İkinci Dünya Savaşı’nda, 1942 yılında Filipinler’de Japon İmparatorluk Ordusu’nun teslim olan yaklaşık 75.000 Amerikan ve Filipinli savaş esirini 100 kilometreden fazla mesafeyi yürümeye zorlamasıdır. Esirler kavurucu sıcak altında aç, susuz ve ilaçsız bırakılmış; yürüyemeyenler veya geride kalanlar Japon askerleri tarafından süngülenmiş ya da başları kesilerek öldürülmüştür. Bu yürüyüş sırasında yaklaşık 10.000 ile 20.000 arasında esir hayatını kaybetmiştir.

Srebrenitsa Katliamı (Güvenli Bölge İhaneti): 1995 yılında Bosna Savaşı sırasında, BM tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da gerçekleşen modern Avrupa tarihinin en büyük toplu katliamıdır. Sırp Cumhuriyeti Ordusu, kasabayı ele geçirdikten sonra Hollandalı barış gücü askerlerinin gözü önünde 8.000’den fazla Boşnak erkek ve çocuğu otobüslerle infaz bölgelerine taşımıştır. Birkaç gün içinde gerçekleşen bu sistematik infazlar, kurbanların kimliklerinin tespit edilmesini zorlaştırmak için cesetlerin ikincil ve üçüncül toplu mezarlara taşınmasıyla devam etmiştir. Bu olay, uluslararası hukukun sivil halkı korumadaki en trajik başarısızlıklarından biri olarak tarihe geçmiştir.

Hama Katliamı: 1982 yılında Suriye’de, Hafız Esad yönetimine karşı başlatılan Müslüman Kardeşler ayaklanmasını bastırmak amacıyla ordunun Hama şehrine yönelik yürüttüğü askeri operasyondur. Şehir ağır silahlarla kuşatılmış, mahalleler havadan ve karadan bombalanmıştır. Haftalarca süren operasyon sonucunda şehrin büyük bir kısmı yıkılmış ve tahminlere göre 10.000 ile 40.000 arasında sivil hayatını kaybetmiştir. Bu olay, Suriye tarihindeki en kanlı iç bastırma hareketi olarak kabul edilir ve ülkede on yıllar sürecek bir sessizlik dönemine yol açmıştır.

Amritsar Katliamı (Jallianwala Bagh): 1919 yılında Hindistan’ın Amritsar şehrinde, İngiliz sömürge yönetimine karşı barışçıl protesto için toplanan silahsız binlerce Hintlinin üzerine, General Dyer komutasındaki askerler tarafından ateş açılmasıdır. Çıkış kapılarının askerler tarafından kapatıldığı dar bir meydanda sıkışan kalabalığa mermileri bitene kadar ateş edilmiştir. Resmi rakamlar 379 dese de bağımsız kaynaklar 1.000’den fazla can kaybı bildirmektedir. Bu vahşet, Hindistan bağımsızlık hareketinin ateşlenmesinde ve Gandi’nin sivil itaatsizlik kararı almasında kırılma noktası olmuştur.

My Lai Katliamı: Vietnam Savaşı sırasında 1968 yılında, Amerikan askerlerinin Güney Vietnam’daki My Lai köyünde silahsız sivillere (çoğu kadın, çocuk ve yaşlı) yönelik gerçekleştirdiği toplu cinayettir. Köyde herhangi bir direnişle karşılaşılmamasına rağmen yüzlerce sivil işkence görmüş ve katledilmiştir. Olayın kamuoyuna sızması, ABD’de savaş karşıtı protestoların zirve yapmasına ve Vietnam Savaşı’nın ahlaki açıdan sorgulanmasına neden olmuştur. Savaşın en büyük savaş suçlarından biri olarak kabul edilir.

Nanjing Tecavüzü (Nanking Katliamı): 1937 yılında Japon İmparatorluk Ordusu’nun Çin’in o zamanki başkenti Nanjing’i işgali sırasında gerçekleştirdiği altı haftalık dehşet dönemidir. Japon askerleri şehirde kontrolü ele geçirdikten sonra on binlerce kadına tecavüz etmiş, teslim olan askerleri ve sivilleri toplu halde katletmiştir. Süngüleme, diri diri gömme ve yakma gibi yöntemlerin kullanıldığı bu dönemde ölü sayısının 200.000 ile 300.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Japonya ile Çin arasındaki ilişkilerde hala en hassas ve tartışmalı konulardan biridir.

Paylaş

Yorum gönder