Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmî olduğu meselesi, İslam ümmeti arasında ittifak edilmiş açık ve kesin bir hakikattir. Bu husus yalnızca bir kanaat değil; Kur’ân ayetleriyle sabit, sahih hadislerle desteklenmiş ve asırlardır İslam âlimlerinin ortak beyanlarıyla güçlendirilmiş bir gerçektir. Eğer bu konuda bir ihtilaf veya tereddüt bulunsaydı, sahabe efendilerimizden ya da sonraki dönem âlimlerinden farklı görüşler ortaya çıkar, mesele tartışmalı bir alan hâline gelirdi. Ancak tarih boyunca böyle bir ayrılık görülmemiş, aksine ümmet bu konuda tam bir ittifak içinde olmuştur.
Yüce Allah, Peygamber Efendimiz’in vahiy öncesindeki durumunu Kur’ân-ı Kerim’de açık bir şekilde şöyle bildirmektedir: “Sen bundan önce ne bir kitap okuyordun ne de elinle onu yazıyordun. Öyle olsaydı batıla uyanlar şüphe ederlerdi.” (Ankebût, 48)
Bu ayete dikkatle baktığımızda, Resûlullah Efendimiz’in vahiy gelmeden önce hiçbir şekilde okuma yazma bilmediği açık ve net bir şekilde ifade edilmektedir. Ayetin devamında ise son derece hikmetli bir noktaya işaret edilmektedir: Eğer Peygamber Efendimiz okuma yazma biliyor olsaydı, inkârcılar Kur’ân’ın ilahî vahiy olduğu gerçeğine şüphe düşürmeye çalışabilir, onu insan sözü gibi göstermeye yeltenebilirlerdi. İşte bu nedenle Allah Teâlâ, Peygamberini ümmî olarak göndermiş; böylece Kur’ân’ın ilahî kaynağı daha açık ve tartışmasız bir şekilde ortaya konulmuştur.
Nitekim bir başka ayette de Peygamber Efendimiz’in bu vasfı açıkça zikredilmiştir: “Onlar, ellerindeki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyarlar…” (A‘râf, 157)
Bu ayette geçen “ümmi” kelimesi, İslam âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre okuma yazma bilmeyen, herhangi bir kitap eğitimi almamış kişi anlamına gelmektedir. Bu yorum yalnızca bir görüş değil, klasik tefsir ve dil kaynaklarının ortak açıklamasıdır.
Büyük müfessirlerden Muhammed bin Cerîr et-Taberî, “ümmi” kelimesini yazı yazmayan kişi olarak tarif etmiş; yine önemli âlimlerden Muhammed bin Ahmed el-Kurtubî ise bu kelimenin okuma yazma bilmeyen kimse anlamına geldiğini açıkça ifade etmiştir.
Aynı şekilde Arap dilinin en güvenilir sözlüklerinden olan Lisânü’l-Arab ve Tâcü’l-Arûs gibi kaynaklarda da “ümmi” kelimesi okuma yazma bilmeyen kişi şeklinde tanımlanmıştır. Bu dilsel ve ilmî açıklamalar, Peygamber Efendimiz’in yazı yazmadığını ve herhangi bir beşerî eğitim almadığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Bütün bu deliller birlikte değerlendirildiğinde şu gerçek net bir şekilde anlaşılmaktadır: Peygamber Efendimiz’in ümmî olması, Kur’ân’ın insan sözü değil, doğrudan doğruya ilahî vahiy olduğunun en güçlü delillerinden biridir. Çünkü okuma yazma bilmeyen bir kişinin, edebiyatın zirvesinde bir kitap ortaya koyması, geçmişten ve gelecekten doğru haberler vermesi ve insanlığa rehber olacak bir hayat sistemi sunması, ancak Allah’ın yardımı ve vahyi ile mümkün olabilir.
Hudeybiye Antlaşması sırasında yaşanan bir olay, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmî oluşunu açıkça ortaya koyan önemli delillerden biridir. Tarihin en güvenilir kaynaklarında nakledildiğine göre, antlaşma metni yazılırken “Muhammed Resûlullah” ifadesine müşrikler itiraz etmişlerdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, bu ifadeyi yazan sahabesi Ali bin Ebî Tâlib’e şöyle buyurmuştur: “Onu sil.” Hz. Ali (radıyallahu anh) ise Peygamber Efendimiz’e olan saygısı ve sevgisi sebebiyle: “Vallahi silemem.” demiştir. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz: “Yerini bana göster.” buyurmuş; ardından o yazının bulunduğu yer kendisine gösterilmiş ve ifade bu şekilde sildirilmiştir. Bu hadise, sahih hadis kaynakları arasında yer alan Muhammed el-Buhârî ve Müslim bin Haccâc gibi büyük muhaddislerin eserlerinde ve ayrıca tarihçi İbn Hişâm ile müfessir Muhammed bin Cerîr et-Taberî’nin rivayetlerinde açıkça yer almaktadır.
Bu olay dikkatle incelendiğinde şu gerçek açıkça anlaşılmaktadır: Eğer Peygamber Efendimiz okuma yazma biliyor olsaydı, yazının yerini başkasına gösterme ihtiyacı duymaz; doğrudan kendisi okuyup silerdi. Ancak yerin gösterilmesini istemesi, onun yazıyı okuyarak değil, gösterilen yere göre işlem yaptığını göstermektedir. Bu da Resûlullah Efendimiz’in ümmî oluşunun fiilî bir delili olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ayrıca tarih boyunca İslam’ın en büyük düşmanları arasında yer alan Mekkeli müşrikler, Yahudi âlimler ve Medine’deki münafıklar; Peygamber Efendimiz’e karşı her türlü ithamı dile getirmiş olmalarına rağmen, onu hiçbir zaman okuma yazma bilmekle suçlamamışlardır. Hâlbuki eğer Resûlullah Efendimiz okuma yazma biliyor olsaydı, Kur’ân’ın vahiy olduğunu inkâr etmek isteyenler için bu en kolay ve en etkili suçlama olurdu. Özellikle Ankebût Suresi’nde geçen: “Sen bundan önce ne bir kitap okuyordun ne de elinle onu yazıyordun.” ifadesine hemen itiraz eder, bunun doğru olmadığını ileri sürerlerdi. Fakat tarihî kaynaklarda böyle bir itirazın varlığına dair hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Bu da Kur’ân’ın beyanının doğruluğunu ve Peygamber Efendimiz’in ümmî oluşunu dolaylı olarak teyit etmektedir.
Sual: “Ümmi” kelimesi yalnızca okuma yazma bilmeyen anlamına gelmez; başka anlamları da vardır.
Elcevap: Bu yorum, dil açısından eksik ve bağlam bakımından yetersiz bir değerlendirmedir. Çünkü Arap dilinde “ümmi” kelimesinin temel ve yaygın anlamı okuma yazma bilmeyen kimsedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de bu kelime başka bir ayette de aynı anlamda kullanılmıştır: “Onlardan ümmiler vardır ki kitabı (Tevrat’ı) bilmezler…” (Bakara, 78)
Bu ayette geçen “ümmi” kelimesi, açıkça okuma yazma bilmeyen, kitabın içeriğini okuyup anlayamayan kişiler anlamında kullanılmıştır. Dolayısıyla kelimenin Kur’ân’daki kullanım şekli, Peygamber Efendimiz hakkında kullanılan “ümmi” sıfatının da aynı anlamı taşıdığını göstermektedir.
Sual: Peygamber Efendimiz sonradan okuma yazma öğrenmiş olabilir mi?
Elcevap: Bu iddia, herhangi bir ilmî delile dayanmayan, ispatsız ve mesnetsiz bir varsayımdan ibarettir. Tarih boyunca yazılmış siyer, hadis ve tarih kaynaklarının hiçbirinde Peygamber Efendimiz’in sonradan okuma yazma öğrendiğine dair güvenilir bir bilgi yer almamaktadır. Aksine bütün âlimler, onun hayatının sonuna kadar ümmî olduğunu ifade etmişlerdir.
Üstelik İslam tarihi boyunca ne bir tarihçi ne bir muhaddis ne de bir araştırmacı; güvenilir bir senetle böyle bir iddiada bulunmamıştır. Bu durum, söz konusu iddianın ilmî bir temelden değil, sadece zanna ve tahmine dayandığını açıkça göstermektedir.
Sonuç olarak: Eğer Peygamber Efendimiz okur yazar olsaydı, inkârcıların “Kur’ân onun kendi eseridir” iddiası çok daha güçlü bir zemin bulabilirdi. Ancak onun okuma yazma bilmemesi, bu ihtimali ortadan kaldırmış; Kur’ân’ın ilahî vahiy olduğuna dair en güçlü delillerden biri hâline gelmiştir. Bu nedenle Resûlullah Efendimiz’in ümmî oluşu, bir eksiklik değil; aksine Kur’ân’ın mucize oluşunu ve Allah tarafından gönderildiğini gösteren hikmetli bir özellik olarak değerlendirilmelidir.



