Soykırım ve apartheid, insanlık tarihinin en ağır suçları arasında yer alan, uluslararası hukukta “insanlığa karşı suçlar” kategorisinde değerlendirilen iki farklı ama zaman zaman kesişebilen kavramdır. Her ikisi de sistematik ayrımcılık ve şiddet temeline dayanır, ancak uygulanış biçimleri ve nihai hedefleri bakımından birbirinden ayrılırlar.
1-) Soykırım (Genocide): Yok Etme
Soykırım (Genocide): Ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubun tamamını veya bir kısmını, sırf bu kimlikleri nedeniyle yok etme niyetiyle işlenen fiillerdir.
Soykırım terimi ilk kez 1944 yılında Raphael Lemkin tarafından ortaya atılmış ve 1948 BM Soykırım Sözleşmesi ile hukuki bir statü kazanmıştır. Bir eylemin soykırım sayılabilmesi için temel kriter özel kasıt (dolus specialis) durumudur.
Temel Unsurlar:
–Grup üyelerinin öldürülmesi.
–Ciddi bedensel veya zihinsel zarar verilmesi.
–Grubun fiziksel varlığını tamamen veya kısmen ortadan kaldıracak yaşam koşullarına tabi tutulması.
–Grup içinde doğumların engellenmesi.
Örnek: Filistin Soykırımı ve 1994 Ruanda Soykırımı bu suçun en somut ve trajik örnekleridir. Bununla beraber bilgi akışı kısıtlı olmakla beraber Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı psikolojik ve fiziksel baskı, toplama kamplarında yaşanan insanlık dışı muameleler gibi birçok faktörden dolayı Doğu Türkistan’da soykırım yaşayanlar sınıfına girer. Özellikle yaşadığımız zaman diliminde gerçekleşmesi ve müdahale edilememesi noktasında Filistin ve Doğu Türkistan Soykırımı vicdanı derinden yaralayan, ciğerleri parçalayan iki soykırım olarak tarihe geçmiştir.
2-) Apartheid: Sistematik Tahakküm
Apartheid: Bir ırksal grubun, başka bir ırksal grup üzerinde kurduğu kurumsallaşmış sistematik baskı ve tahakküm rejimidir.
Apartheid, kelime anlamı olarak Afrikaans dilinde ayrılık anlamına gelir. Başlangıçta Güney Afrika’daki beyaz azınlığın siyahi çoğunluk üzerindeki baskı rejimini tanımlamak için kullanılmış, daha sonra uluslararası hukukta genel bir suç tanımına dönüşmüştür.
Irksal Ayrıştırma: Kişilerin ırklarına göre farklı bölgelerde yaşamaya zorlanması, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişiminin kısıtlanması. Müslümanlara bu durum ırkından değil dininden dolayı uygulanmaktadır. Filistin’de ve Doğu Türkistan’da yaşananlar bunun en somut örneğidir.
Hukuki Eşitsizlik: Temel hak ve özgürlüklerin (oy kullanma, mülkiyet edinme) belirli bir gruba, ırka veya dine mensup olanlarw yasaklanması.
Süreklilik: Bu durumun geçici bir şiddet dalgası değil, devlet eliyle yürütülen bir sistem olması, hapisler ve toplama kamplarıyla her geçen gün zulmün artması, dini mekânlara ve ibadethanelere sürekli baskın… gibi durumlar ve bunların tekrarlanması
Örnek: 1948-1994 yılları arası Güney Afrika Cumhuriyeti ve 1948, 1967, 1987, 2007, 7 Ekim ve 2023-Günümüz Filistin, Günümüz Doğu Türkistan
Not: Apartheid rejimi, baskı altındaki grubu yok etmekten ziyade onu ikinci sınıf statüsünde tutarak sömürmeyi amaçlar. Ancak, apartheid uygulamaları şiddetlendiğinde ve grubun yaşam koşulları kasten yok edici hale getirildiğinde, süreç soykırıma dönebilir. Nitekim İsrail’in baskı ve zulmü geçmişte Apartheid rejimi olduğunu gösterirken zamanla baskı ve zulmün artmasıyla bu durum soykırıma dönmüştür.
Uluslararası Adalet ve Vicdan
Bugün her iki suç da Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından yargılanabilir suçlar kapsamındadır. Soykırım ve apartheid sadece geçmişin karanlık sayfaları değil; günümüzde dünyanın çeşitli yerlerinde etnik temizlik, zorunlu göç ve sistematik ayrımcılık biçimlerinde karşımıza çıkmaya devam eden güncel tehditlerdir.
Bu kavramları doğru tanımlamak, mağdurların sesini duyurmak ve adaleti tesis etmek için atılan ilk adımdır fakat günümüz dünyasında uluslararası adalet zalimlerin elinde olduğu için ciddi adımlar ne yazık ki atılmamaktadır.



