Suların Hatırlattığı Hakikat: Nuh Tufanı

İnsanlık tarihinin derinliklerinde, zamanın yıpratamadığı bazı olaylar vardır. Bunlar yalnızca birer olay değil; aynı zamanda insanın kendini, varoluşunu ve amacını anlamaya çalıştığı büyük aynalardır. Nuh Tufanı da işte bu aynalardan biridir: Hem bir felaketin, hem bir kurtuluşun, hem tevhidin, hem de ilahi bir ikazın sembolü olarak bizlere  Kuran’ı Kerim’de ve önceki kutsal kitaplarda bildirilmiştir.

Yeryüzü, insanların azgınlığıyla ağırlaşmıştı. Hakikatin sesi duyulmaz olmuş, kalpler katılaşmış, zulüm ve inkâr hayatın sıradan bir parçası haline gelmişti. İşte tam bu noktada, bir peygamberin sabrı, teslimiyeti ve çağrısı yükseldi göklere: Nuh’un sesi… O ses, yalnızca bir davet değil; aynı zamanda insanın kendi özüne dönüş çağrısıydı. Fakat çoğu kulak bu çağrıyı işitmedi; işitenler ise azınlıkta kaldı. Sonunda Nuh Aleyhisselam Rabbine “Ben mağlup oldum (yenik düştüm), bana yardım et!” (Kamer 10) Dedi.

Sonra gökler konuştu. Yağmur, bildiğimiz yağmur değildi artık. Damla damla rahmet gibi değil; dalga dalga hüküm gibi indi yeryüzüne. Yer yarıldı, gök boşaldı. Sular, sadece toprağı değil; insanın gururunu, kibirle örülmüş şehirlerini ve hakikate sırt çevirmiş hayatlarını da yuttu. Tufan, bir doğa olayı olmanın ötesinde, ilahi bir temizlikti sanki: Kirlenen insanlık sayfasını yeniden yazmak için. Bu durum ayette şöyle anlatılır: “Fakat kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık; âyetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Çünkü onlar, körleşmiş bir kavim idiler.” (Araf 64)

Bir gemi yükseldi bu suların ortasında. Ne ihtişamlıydı ne de göz alıcı. Fakat içinde iman vardı, sabır vardı, teslimiyet vardı. O gemi, sadece tahtadan yapılmış bir araç değil; hakikate tutunanların sembolüydü. Dalgalar ne kadar yükselirse yükselsin, imanla kurulan o sığınak sarsılmadı. Çünkü onun rotasını rüzgârlar değil, ilahi irade çiziyordu.

Tufan dindiğinde dünya suskundu.
Sular çekildi, fakat geride derin bir sessizlik kaldı. Bu sessizlik, yok oluşun değil; yeniden başlangıcın sessizliğiydi. İnsanlık, adeta küllerinden doğacaktı bunu hissettiriyodu. Yeni bir sayfa açılmış, fakat eski hataların izleri hafızaya kazınmıştı. İşte Nuh Tufanı’nın asıl hikmeti de burada saklıydı: Unutmamak…

Çünkü bu kıssa, sadece geçmişte yaşanmış bir hadise değildir. Her çağın insanına yöneltilmiş bir uyarıdır. Tufan bazen suyla gelmez; bazen ahlaki çöküşle, bazen adaletsizlikle, bazen de insanın kendi nefsinde kopan fırtınalarla gelir. Ve her insanın içinde bir gemi inşa etmesi gerekir: doğrulukla, sabırla ve imanla.

O tufan, yıkarken öğretmiş; yok ederken yeniden var etmiştir. Ve belki de en önemlisi, insana şunu hatırlatmıştır:

Hakikat karşısında direnenler sulara gömülür;
Hakikate teslim olanlar ise kurtuluş gemisine biner.

TUFAN BÖLGESEL Mİ KÜRESEL Mİ

Nûh Tufanı’nın (Hz. Nûh’un kavmini helâk eden tufan) küresel mi yoksa bölgesel mi olduğu meselesi, İslâm âlimleri arasında farklı şekillerde yorumlanmıştır. Alimlerin yanı sıra halk tabakası da bu meseleye dair çokça yorum sarfetmektedir. Özellikle günümüzde bu mesele haddinden fazla irdelemektedir. Bu mesele ile ilgili son sözün ilim ehlinden çıkması gerektiği aşikârdır. Bu mesele ile ilgili 3 farklı yorum vardır.

Birincisi Tufan küreseldir. Bu görüşü savunan alimler yeryüzünde inananlar dışında hiç kimsenin hayatta kalmaması, Hz. Nuh Aleyhisselam’ın 2. Adem sayılması, yeryüzündeki hayvanlardan çifter çifter gemiye alınmasını delil göstermişlerdir.

–İmam Taberî bu konu hakkındaki rivayetleri esas alarak tufanın umumî olduğunu aktarır.
Tüm insanların Hz. Nûh’un soyundan geldiğini belirtir.

–Fahreddin Râzî Mefatihul Gayb isimli eserinde, Nûh Tufanı konusunda klasik görüşü aktarır: “Âlimlerin çoğu, tufanın bütün yeryüzünü kapladığını söylemişlerdir.”

Ayrıca şu ayeti delil getirir: “Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma.” (Nuh 26)
Râzî bu ayet üzerinden şu yorumu yapar: “Eğer tufan sadece bir bölgede olsaydı, Diğer bölgelerde kâfirler kalmaya devam ederdi.”

İkincisi Tufan bölgeseldir. Bu görüşü savunanlar Hz. Muhammed Aleyhisselam dışındaki bütün peygamberlerin kendi kavimlerine gönderildiğini, Kuran’da bahsedilen diğer helakların hepsinin bölgesel oluşunu nazara vererek bu helakın da bölgesel olduğunu söylemişlerdir.

-İmam Maturidi Te’vîlâtü’l-Kur’ân’dan ilgili mesleleyi şöyle açıklar: “Asıl olan şudur ki her peygamber ancak kendi kavmine gönderilmiştir, bütün yeryüzüne değil. Nitekim ‘Âd kavmine kardeşleri Hûd’u’, ‘Semûd kavmine kardeşleri Sâlih’i gönderdik’ buyurulmuştur. Buna göre Nûh (a.s.)’ın da sadece kendi kavmine gönderilmiş olması mümkündür, bütün yeryüzüne değil. Böyle olunca, boğulma ve helâkin de sadece onun kavmi üzerine gerçekleşmiş olması caizdir, diğer insanlar üzerine değil. Zira kitabın zahirinde bunun bütün yeryüzünü kapsadığına dair açık bir delil yoktur; bilakis bundan maksadın onun kavminin bulunduğu yer olması da mümkündür.”

–Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kuran Dili kitabında şöyle yazmaktadır: “Tufanın arzın tamamını istiğrak ettiğine (kapladığına) dair kat‘î bir nass yoktur. Bu itibarla umumî olması da, hususî bir mıntıkaya mahsus bulunması da ihtimal dâhilindedir.”

Üçüncüsü tufanın coğrafi kısmı ile değil ibret verici yönünü esas alanlar.

–İmamı Gazali Cevahirul Kuran isimli eserinde şöyle der: “Kur’ân’daki kıssalardan maksat, sadece hikâye anlatmak değil; ibret almak ve öğütlenmektir.”

–Bediüzzaman Said Nursi’de Sözler isimli eserinin 20. Söz İkinci Makamda bu konuyla alakalı değil de daha genel olarak şu değerlendirmeyi yapar “Kur’ân-ı Hakîm, tarih kitabı değildir ki vukuatın tafsilâtını beyan etsin. Belki bir kitab-ı hidayettir ki, maksadı irşad ve talimdir.”

UR, KİŞ VE ŞURUPPAK KAZITLARI

Kuran’da ve eski kutsal kitaplarda da geçen Nuh Tufanı meselesi bütün dinlerde geniş yer tutar. Bundan dolayı Nuh Tufanı nerede gerçekleşti şeklindeki soru başka dinlerdeki insanları da celbetmiş ve bu konuya eğilmişlerdir. Bununla ilgili özellikle Irak bölgesinde bazı arkeolojik kazılarda yoğun bir sel tabakasının olması aynı zamanda Nuh Aleyhisselam’ın Irak bölgesine peygamber olarak gönderilmesi Tufanın burada başladığı kanaatini güçlendirmiştir.

Ur Kazıtları: Leonard Woolley, Ur’da kazı yaparken:

–Yaklaşık 2–3 metre kalınlığında
–İçinde hiçbir insan yerleşim izi olmayan
–Tamamen temiz kil (alüvyon) tabakası buldu

Woolley bu tabaka için şunu söyler:
“Bu, büyük bir selin bıraktığı tortudur; şehir tamamen sular altında kalmış olmalıdır.” (1)

Kiş Kazıtları: Stephen Langdon ve Ernest Mackay tarafından yürütülen kazılarda önemli bulgulara rastlanılmaktadır.

–Yerleşim katmanları arasında kalın bir sel/taşkın tortusu bulundu

Langdon ve Mackay bu tabaka için: Ani ve büyük bir su baskınına işaret eder normal nehir taşkınlarından daha büyük bir olaydır. (2)

Şuruppak Kazıtları: Sümer metinlerinde tufanın yaşandığı şehir olarak geçer. Bundan dolayı Tufanla alakalı en popüler bölge olarak adlandırmak yanlış olmaz.

Buradaki kazıtlar Erich Schmidt tarafından incelendi.

Yaklaşık MÖ 2900 civarına tarihlenen kalın bir sel tabakasının varlığı Nuh Tufanına işaret eden önemli bir bulgudur.

Bu bulguya binaen Erich Schmidt: “Bu Tufanın çok geniş bir alanı etkilemiş olabileceğini” söyler. (3)

Yukardaki kazılar ve kazılar hakkında yabancı bilim adamlarının yaptığı açıklamalar göz önüne alındığında Mezopotamya bölgesinde büyük bir tufan olduğu aşikârdır.

Sual: Ayetlerde geçen ifadelere tam iman ettik. Bundan sonra delil aramaya gerek var mı?

Elcevap: Elbette var zira bilgi ilmen yakin, aynel yakin ve son olarak hakkel yakin derecesine ulaşırsa güzelleşir, anlam kazanır.  Bundan dolayı iman ettiğimiz meselelerde delil aramak olayı tam kavramak önemlidir. Bununla ilgili İbrahim Aleyhisselam’ın Kuran’da şu örneği anlatılır.

İbrâhim “Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster!” deyince, rabbi “Yoksa inanmıyor musun?” demişti. O “Hayır inanıyorum, fakat kalbim tam kanaat getirsin diye” cevabını verdi. Rabbi “Kuşlardan dört tane al, onları kendine alıştır, sonra (parçalayıp) her bir tepeye onlardan bir parça bırak, sonra onları çağır. Koşarak sana gelecekler ve şunu bil ki, Allah hep galiptir ve hikmet sahibidir” buyurdu. (Bakara 260)

Görüldüğü üzere kalbin tam mutmain olması için bildiğimiz meselelere delil aramamız gerekmektedir.

Sual: Nuh tufanının başka metinlerde geçme sebebi nedir?
Elcevap: Tarihin en eski devirlerinde meydana gelen bu olay gerek semavi kitaplarda gerekse de insanların anlatısıyla dünyanın her tarafına yayılmıştır. Tevrat’ta ve İncil’de geçen bu olay insanların eliyle başka dinlere de geçmiştir. Gılgamış destanı, Sümer tabletleri, Antik Yunan’da Deukalion, Hint geleneğinde Manu gibi birçok metinde geçer. Bu kadar çok yazılı kaynakta Nuh tufanının geçmesini yaşanmışlık dışında başka bir kelime ile anlatmak tarihe ve akla aykırı olur. Zira kimse hayal ürünü bir metin uydurarak Dünyanın dört bir tarafında aynı içeriği tutturamaz. Bu da gösteriyor ki Hindistan’dan Antik Yunan’a dünyanın geniş bir coğrafyasına Nuh tufanı hem Semavi kitaplarla hem de anlatılarla yayılmıştır.

Kaynaklar:
(1) Woolley, Ur of the Chaldees (1934)
(2) Langdon & Mackay, Excavations at Kish (1920’ler raporları)
(3)Schmidt, Excavations at Fara (Shuruppak)

Paylaş