Resûlullah Aleyhisselâm’ın nübüvvetinin delillerinden biri de geleceğe dair verdiği haberlerin aynen gerçekleşmesidir. Çünkü bir insanın kendi aklı ve tecrübesiyle gaybı bilmesi mümkün değildir. Buna rağmen Peygamber Efendimiz’in haber verdiği birçok hadise, yıllar sonra tıpkı bildirdiği şekilde meydana gelmiştir. Bu durum, onun sözlerinin vahye dayandığını ve Allah tarafından desteklendiğini açıkça göstermektedir.
Meselâ Resûlullah Aleyhisselâm, İslâm’ın kısa zamanda geniş coğrafyalara yayılacağını haber vermiştir. O dönemde Müslümanlar zayıf, sayıca az ve baskı altında olmalarına rağmen, Peygamber Efendimiz Bizans ve İran topraklarının fethedileceğini müjdelemiştir. Nitekim onun vefatından kısa bir süre sonra bu devletler Müslümanların hâkimiyeti altına girmiş, verilen haber aynen gerçekleşmiştir.
Yine Peygamber Efendimiz, İstanbul’un fethedileceğini haber vermiş ve bu fetih için: “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” buyurmuştur. Bu müjde, asırlar sonra gerçekleşmiş ve şehir 1453 yılında fethedilmiştir. Böylece Resûlullah’ın verdiği haber, aradan yaklaşık sekiz asır geçmesine rağmen aynen tahakkuk etmiştir.
Bütün bu örnekler, Resûlullah Aleyhisselâm’ın Allah tarafından gönderilmiş hak peygamber olduğunun önemli delillerindendir. Çünkü geleceğe dair doğru ve kesin haberler vermek, ancak Allah’ın bildirmesiyle mümkün olabilir. Bu sebeple onun verdiği haberlerin gerçekleşmesi, nübüvvetinin en güçlü ve açık mucizelerinden biridir.
Not: Bazı hadisler uzun olduğu için konu dağılmasın diye kısaca yazıldı.
Ömer içinizde oldukça fitneler zuhur etmez.” (1) Nitekim aynen hadiste olduğu gibi Hz. Ömer’in şehit edilmesiyle fitneler başlamış ve sonraki dönemler zor geçmiştir.
Peygamber Efendimiz rüyasında ümmetinden bir grubun “tahtlar üzerindeki krallar gibi” gemilerle deniz savaşına gideceğini görmüş; Ümmü Haram’ın bu grupta olacağını söylemiştir. (2) Yıllar sonra Kıbrıs seferinde bu olay gerçekleşmiş ve Ümmü Haram bu seferde atından düşerek şehit olmuştur.
Ammâr bin Yâsir: Peygamberimiz, Ammâr (r.a.) hakkında, “Vah Ammâr! Onu azgın (isyan eden) bir topluluk öldürecektir. Ammâr onları cennete, onlar ise onu cehenneme davet ederler,” (3) buyurmuştur. Bu haber, yıllar sonra Sıffin Savaşı’nda Ammâr’ın şehit edilmesiyle gerçekleşmiştir. (Not: Hz. Muaviye ve taraftarları bu hadisin kendileri değil kendi içlerindeki azınlık bir gruba işaret ettiğini söylemişlerdir)
Hz. Hasan: Torunu Hz. Hasan için minberde iken, “Şu benim oğlum seyyiddir (uludur). Umulur ki Allah onunla Müslümanlardan iki büyük grubu barıştıracaktır,” (4) demiştir. Bu söz, Hz. Hasan’ın hilafeti bırakarak Müslümanlar arasındaki iç savaşı bitirmesiyle doğrulanmıştır.
Hz. Fatıma: Vefatına yakın kızı Hz. Fatıma’ya, “Ailemden bana en önce kavuşacak olan sensin,” (5) demiştir. Hz. Fatıma, Efendimizden yaklaşık 6 ay sonra vefat ederek ona ilk kavuşan kişi olmuştur.
Ebû Zer el-Gıfârî: Onun hakkında, “Ebû Zer yalnız yürür, yalnız ölür ve yalnız diriltilir,” (6) buyurmuştur. Ebû Zer (r.a.), ömrünün son yıllarını Rebeze çölünde yalnız geçirmiş ve orada vefat etmiştir.
Hz. Ali’nin Şehadeti: Efendimiz, Hz. Ali’ye hitaben: “Senin sakalını, başından akan kanla boyayacak olan, insanların en bedbahtı (şerlisi) kimdir?” (7) diye sormuş ve onun şehadet şeklini yıllar öncesinden haber vermiştir ve Hz. Ali’nin şehadetiyle bu haber aynen gerçekleşmiştir.
Zübeyr bin Avvam ve Hz. Ali: Efendimiz bir gün Hz. Zübeyr’e: “Sen Ali ile haksız olduğun halde savaşacaksın,” (8) buyurmuştur. Hz. Zübeyr, Cemel Vakası’nda bu hadisi hatırlayınca savaşı bırakıp geri çekilmiştir.
Necaşi’nin Vefatı: Habeşistan kralı Necaşi vefat ettiğinde, Efendimiz Medine’de sahabeyi toplayarak: “Bugün salih bir kardeşiniz vefat etti, onun için cenaze namazı kılın,” (9) demiş ve gıyabi cenaze namazı kıldırmıştır. Necaşi’nin ölüm haberi ancak günler sonra ulaşmıştır.
Hicret sırasında kendisini yakalamaya çalışan Süraka’ya: “Kisra’nın (İran Kralı) bileziklerini taktığın zaman halin nasıl olur?” demiştir. Hem o zaman Süraka Müslüman dahi değildi. Mekke’nin fethinde Müslüman oldu, Hz. Ömer döneminde İran fethedildiğinde, ganimetler arasındaki bilezikler Süraka’ya takılarak bu mucize bizzat gösterilmiştir. (10)
Resûlullah Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” (11) Bu müjde, hicrî 857 / milâdî 1453 yılında gerçekleşmiş ve şehir Fatih Sultan Mehmed komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından fethedilmiştir. Bu olay, İslâm tarihinde Peygamber Efendimiz’in verdiği haberlerin gerçekleşmesine en açık örneklerden biri olarak kabul edilir.
Resûlullah Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: “Kisrâ helâk olunca ondan sonra Kisrâ yoktur; Kayser helâk olunca ondan sonra Kayser yoktur.” (12) Gerçekten de Sasani hükümdarı III. Yezdicerd döneminde Sasani Devleti yıkılmış, Bizans İmparatorluğu ise eski gücünü kaybederek İslâm karşısında gerilemiştir. Bu durum, Peygamber Efendimiz’in verdiği haberin tarihî bir tezahürü olarak değerlendirilir.
Resûlullah Aleyhisselâm, Hendek Savaşı sırasında büyük bir kayaya vurduğunda şöyle buyurmuştur: “Bana Şam’ın anahtarları verildi. Vallahi ben şu anda Şam’ın kırmızı köşklerini görüyorum.” (13)
Nitekim kısa bir süre sonra İslâm orduları Şam’ı fethetmiş ve bu haber gerçekleşmiştir. Özellikle Hz. Ömer zamanında İslâm orduları bölgeyi tamamen kontrol altına almıştır.
Müslümanlardan bir çetecik beyaz evi fethedeceklerdir.” (14) Nitekim Peygamber Efendimizin ahirete göç etmesinden kısa süre sonra Acem Kralı Kisra’nın evi fethedilmiştir ve hadis aynen gerçekleşmiştir. (Not: Burdaki beyaz ev Amerika’daki beyaz (ev) saray değildir ancak ona da işaret olabilir)
Resûlullah Aleyhisselâm, kendisine uzun yıllar hizmet eden sahabî Enes bin Malik için şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Onun malını ve evladını çoğalt, ömrünü uzun eyle ve günahlarını bağışla.” (15)
Kaynaklarda şu bilgiler verilir:
Enes bin Mâlik 100 yaşına yakın yaşamıştır. Çok sayıda çocuğu ve torunu olmuştur (rivayetlerde 100’den fazla torun olduğu geçer).
Resûlullah Aleyhisselâm, genç yaşta olan sahabî Abdullah bin Abbas için şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Onu dinde fakih kıl ve ona te’vili öğret.” (16) Abdullah bin Abbas, İslâm tarihinin en büyük müfessirlerinden biri olmuştur. Kendisine “Tercümânü’l-Kur’ân” ünvanı verilmiştir.
Kaynaklar
(1) bk. Buharî, Menâkıb 25; Müslim, Îmân 231, Fiten 27
(2) Buhari: 2877,2878,7001,7002. Müslim: 1912
(3) Buhârî, Salât 63, Cihâd 17
(4) Buhârî, Sulh, 9
(5) Buhârî, Menâkıb, 25
(6) Hâkim, Müstedrek, 4373
(7) Taberani, Ebu Ya’la
(8) İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 13/55
(9) Müslim, 2:657.
(10) İbn Hacer, el-İsâbe, 3/35.
(11) Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335
(12) Buhari, Menakıb 25; Humus 8; Eyman 3; Müslim, Fiten 77; (2919);
(13) Ahmed, IV, 303; Heysemî, VI, 130. Bkz. İbn Ebî Şeybe, Musannef, VII, 378
(14) Müslim, İmare: 10, N: 1822
(15) Buhârî, Daavât, 47; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 141
(16) Buhârî, İlim, 17



