Dağların Kazık Gibi Çakılması ve İzostazi Prensibi

Kur’an-ı Kerim’de dağların “kazıklar” (evtâd) olarak nitelendirilmesi İzostazi prensibinin bulunmasıyla daha iyi anlaşılmaktadır. Çıplak gözle söyleyeceğimiz en fazla şey dağların heybetli bir yapıya sahip olduğudur fakat yapılan araştırmalar dağların kökleri olduğunu göstermiştir.

Kur’an’da dağların işlevinden bahseden en sarih ayetlerden biri Nebe Suresi’ndedir: “Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık (evtâd) kılmadık mı?” (Nebe 6-7)

Buradaki evtâd kelimesi, Arapça veted kelimesinin çoğuludur. Veted; çadırı yere sabitlemek için çakılan ve büyük kısmı toprağın altında kalan kazık anlamına gelir.

Jeolojideki İzostazi prensibi, dağların sadece yer yüzünde görünen kütlelerden ibaret olmadığını, tıpkı buzdağları veya gemiler gibi yer kabuğunun altında derin “kökleri” olduğunu savunur. Bir dağın yerin üstünde kalan kısmının yaklaşık 10-15 katı kadar bir kökü yerin altında (magma tabakası üzerinde dengede duracak şekilde) bulunur. Bu kökler, yer kabuğunun sarsılmasını engelleyen bir denge mekanizması kurar. Ayetteki kazık benzetmesi, dağın görünmeyen derin kısımlarından ve sabitleyici görevinden bahsetmektedir.

Fahreddin er-Râzî bu ayetin tefsirinde şunları söylemektedir: “Cenab-ı Hak, ‘Dağları birer kazık kılmadık mı?’ buyurmuştur. Bu, yeryüzünün sarsılmaması içindir. Nasıl ki bir çadır kazıklarla yere sabitlenir ve rüzgarın onu savurması engellenirse, dağlar da yerkabuğunun sarsılmasını ve üzerindekilerin huzurunun kaçmasını engelleyen ilahi kazıklardır. Eğer dağlar bu ağırlıklarıyla yerin derinliklerine nüfuz etmeseydi, yerküre suyun üzerinde yalpalayan bir gemi gibi olurdu.” (1)

Bilim Adamlarından Alıntı

Sir George Biddell Airy (1801–1892): Jeofizik dünyasında “Airy İzostazi Modeli” olarak bilinen teorinin kurucusudur. Dağların, altlarındaki daha yoğun tabaka (magma/astenosfer) üzerinde yüzen hafif kütleler olduğunu ve bu dengeyi sağlamak için derin köklere sahip olmaları gerektiğini ilk savunan kişidir.

“Yüksek bir kütlenin (dağın) yerçekimi etkisi, beklediğimizden daha azdır. Bu durum, dağın altında, çevreye göre daha az yoğun olan ve yer kabuğunun derinliklerine doğru uzanan bir ‘kök’ yapısının bulunmasıyla açıklanabilir. Tıpkı su üzerinde yüzen bir kerestenin, suyun üstünde kalan kısmına oranla suyun altında daha büyük bir kısma sahip olması gibi, dağlar da altlarındaki akışkan tabakaya derinlemesine dalmışlardır.” (2)

Frank Press (1924–2020): ABD Ulusal Bilimler Akademisi Başkanı ve eski başkanlık bilim danışmanı olan Frank Press, jeoloji eğitiminde “altın standart” kabul edilen eserinde bu konuyu net bir şekilde açıklar.

“Kıtalar, üzerlerinde yükselen dağ silsileleri ile birlikte, daha yoğun olan mantonun içinde birer buzdağı gibi yüzerler. Dağlar, yerin altına doğru kendi yüksekliklerinden çok daha büyük olan derin ‘kökler’ gönderirler. Eğer bu kökler olmasaydı, kabuk dengede duramazdı.” (3)

Bilimsel olarak ispatlanan dağların birer kazık gibi çakılması Kur’an-ı Kerim tarafından 14 asır önce haber verilmiş bir hakikattir. Mucizenin boyutunu arttıran en önemli kısım ise bu hakikatren çöl ortamında bahsedilmiş olmasıdır. Hiçbir teknolojik aletin olmadığı, hiçbir şekilde bilimle ilgilenilmeyen bir toplumda bu ayetlerin vahyedilmesi elbetteki Kuran’ın Allah kelamı olduğunun delillerinden biridir.

Kaynaklar

1) Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb (Tefsir-i Kebir), Akçağ Yayınları, Cilt: 22, Sayfa: 23-24
2) Philosophical Transactions of the Royal Society of London, “On the Computation of the Effect of the Attraction of Mountain-masses”, Cilt 145, 1855
3) Frank Press & Raymond Siever, Earth, W.H. Freeman, 1986, Sayfa: 435.

Paylaş