Gök ve Yer Onların Ardından Ağlamadı

Kur’an-ı Kerim’in mucize yönlerinden biri de, zaman geçtikçe bazı ayetlerinin daha iyi anlaşılması ve yeni keşiflerin bunu ortaya çıkarmasıdır. Buna örnek olarak, Eski Mısır hiyerogliflerinin çözülmesinden sonra ortaya çıkan bazı tarihi verilerin Kur’an’daki ifadelerle dikkat çekici bir şekilde birebir aynı olması zikredilebilir.

Eski Mısır hiyeroglifleri, milattan sonra 4. yüzyılda Hristiyanlığın yayılması ve pagan tapınaklarının kapatılmasıyla birlikte kullanım dışı kalmış, zamanla tamamen unutulmuştur. Yaklaşık 1400 yıl boyunca bu yazıları okuyabilen tek bir kişi dahi kalmamıştır. Bu durum, 1799 yılında Napolyon’un askerleri tarafından bulunan Rosetta Taşı sayesinde değişmiştir. Üzerinde aynı metnin Hiyeroglif, Demotik ve Antik Yunanca olarak yer aldığı bu taş, araştırmacılara hiyerogliflerin çözümü için anahtar sağlamıştır. Fransız dilbilimci Jean-François Champollion’un 1822 yılında yaptığı çalışmalar sonucunda hiyeroglifler okunabilmiş ve böylece Eski Mısır tarihi yeniden gün yüzüne çıkmıştır.

Kur’an’ı Kerim’de Firavun ve kavminin helak edilmesinden bahsedilirken şu ifade yer almaktadır: “Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.” (Duhan, 29)

Duhan Suresi, miladi 618-619 yıllarında nazil olmuştur. O dönemde hiyeroglifler yüzyıllardır unutulmuş durumdaydı ve Eski Mısır’ın dini metinleri hakkında herhangi bir bilgiye ulaşmak mümkün değildi.

Hiyerogliflerin çözülmesinden sonra ortaya çıkarılan Piramit Metinleri ise dikkat çekici ifadeler içermektedir. Bu metinler ilk olarak Fransız Mısırbilimci Gaston Maspero tarafından 1880’li yıllarda Sakkara’daki piramitlerde keşfedilmiş ve yayımlanmıştır. Firavunların ölümünün ardından okunan cenaze metinlerinde şu tür ifadeler yer almaktadır:

Sarıyla çizili yer: “Gök senin için ağlıyor, yer senin için titriyor.”

“Gökler ağlar, yıldızlar titrer, Muhafızlar sarsılır, yaylar ürperir, Ölüler kralın göğe yükseldiğini gördüklerinde…”

Bir başka pasajda ise şöyle denilmektedir:

“Gök senin için ağlıyor, yer senin için titriyor. İki göksel nehir senin için matem tutuyor…”

Görüldüğü üzere Eski Mısır’ın kralları ve firavunları için göğün ağlaması ve yerin yas tutması, onların yüceliğini ifade eden dini ve cenaze geleneğinin bir parçasıdır. Kur’an ise Firavun’un helakını anlatırken bu kültürel arka planı tersine çevirmekte ve onun ölümünün ardından ne göğün ne de yerin ağlamadığı belirtilmektedir.

Burada dikkat çekici olan husus, Kur’an’ın nazil olduğu dönemde unutulmuş ve okunması mümkün olmayan bir medeniyetin cenaze literatüründe yer alan sembolik bir dili kullanarak onlara cevap vermektedir. Hiyerogliflerin çözülmesi Kuran’ın nüzulundan yaklaşık 1200 yıl sonra, Piramit Metinleri ise Kur’an’ın nüzulünden yaklaşık 1300 yıl sonra gün yüzüne çıkarılmıştır.

Bütün bu deliller göstermektedir ki Kur’an-ı Kerim Allah’ın kelamıdır. Çünkü onun haber verdiği hakikatler, insanlığın ancak yüzyıllar sonra ulaşabildiği tarihî ve ilmî verilerle uyum içinde ortaya çıkmakta; bu da Kur’an’ı Kerim’in ilahî bir vahiy olduğunu açıkça göstermektedir.

Kuran’ı Kerim’deki Haman Mucizesi isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/kurani-kerimde-haman-mucizesi/

Paylaş