Deizmin Çıkmaz Sokakları: İnsan ve Hayvan Arasındaki Farklar

​Deizm iddiasına göre insan ve hayvan aynı doğa kanunlarına, aynı biyolojik gerçeklere tabidir; ikisi de doğar, yaşar ve ölür. Peki, hakikat gerçekten böyle midir?

​Şüphesiz insan ve hayvan arasında beslenme, üreme ve barınma gibi temel hayati ihtiyaçlar yönünden benzerlikler olduğu aşikar bir gerçektir. Ancak insana lütfedilen manevi ve zihinsel duyguların birçoğu hayvanlarda mevcut değildir. Akıl, şuur, idrak, öz benlik, muhakeme ve sorumluluk bilinci gibi yüksek meziyetler sadece insana hastır. Eğer deizmin iddia ettiği gibi insan ve hayvan aynı biyolojik düzlemde eşitlenecekse, Yaratıcı’nın insana fazladan verdiği bu muazzam duygusal ve zihinsel donanım ne işe yaramaktadır? Evrende hiçbir şeyi israf etmeyen noksan sıfatlardan münezzeh bir Yaratıcı, insana bu devasa potansiyeli neden vermiştir?

​Bir insan, geçmişinin ve geleceğinin farkındadır. Bu kronolojik bilinç sayesinde insan, ömrü boyunca “Ben kimim?”, “Neden buradayım?”, “Ölümden sonra beni ne bekliyor?” gibi varoluşsal soruların merkezinde yaşar. Buna karşın hayvanlar aleminde geçmişten gelen pişmanlıklar, uykuları kaçıran vicdan azapları veya geleceğe dair kaygılar mevcut değildir. Onlar tamamen o anı yaşarlar. Sadece bu zaman ve varoluş bilinci bile insanın hayvandan tamamen farklı bir mahiyete sahip olduğunu ve onunla aynı düzleme indirgenemeyeceğini açıkça kanıtlar.

​Hayvanlar alemi yüz milyonlarca senedir varlığını sürdürmektedir; ancak yapabildikleri en ileri iş, bir karganın kavanoza taş atarak su seviyesini yükseltmesi ve su içmesi gibi sınırlı problem çözme becerilerinden ibarettir. Arı milyonlarca yıl önce de aynı peteği yapıyordu, bugün de aynısını yapıyor. İnsanoğluna baktığımızda ise, sadece birkaç bin yıllık tarih serüveninde uzaya çıkmış, interneti keşfetmiş, atomu parçalamış ve devasa medeniyetler kurmuştur. Bu iki durum kıyas edildiğinde anlaşılacaktır ki; hayvanlar durağan bir fıtratla yaratılmış, verili görevlerini yaparken, insan sürekli gelişen, üreten ve dönüştüren apayrı bir zemin ve yüksek bir gaye için yaratılmıştır.

​Doğada, etçillerden otçullara kadar binlerce hayvan türü yaşamaktadır. Ancak yüz milyonlarca yıllık bu geçmişe rağmen hayvanlar arasında mahkeme, adalet, şikayet veya hak arama gibi bir kurumsallaşma hiç olmamıştır. Bir aslan geyiği parçaladığında diğer geyikler ona dava açmaz. Fakat insanda durum tamamen farklıdır. İnsan, en küçük bir haksızlık karşısında bile derin bir adaletsizlik hisseder; hakkını aramak için gücünün yettiğince mücadele eder veya hukuka müracaat eder. Bu ahlaki ve hukuki arayış, insanın salt bir “biyolojik organizma” olmadığını, İlahi bir ahlak yasasına bağlı olduğunu gösterir.

​Bir hayvan kendine barınak inşa ettiğinde, sadece başını sokacağı ve iklim şartlarından korunacağı işlevsel bir yuva yapar ve işi bitirir. Bizler ise bir yaşam alanı inşa ederken estetiği, rengi, mimariyi, deprem güvenliğini, yaz ve kış konforunu sağlayan iklimlendirme sistemlerini hesaba katarız. İnsan sadece barınmaz; sanatsal ve estetik bir değer üretir. Hayvanın ihtiyacı sınırlı ve dünyeviyken, insanın arzuları ve estetik arayışı sonsuzluğa uzanır.

​Yukarıdaki tüm canlı örnekler bize net bir biçimde göstermektedir ki; insanı diğer canlılarla bir tutan, onu vahiyden, peygamberlerden ve ilahi bir sorumluluktan uzak gören her arayış, akıl ve mantığın sınırları dışında kalan, gerçekle asla bağdaşmayan sığ bir yanılgıdır.

​Zira vahyi devre dışı bıraktığını, (haşa) Allah’ın insanla işi olmadığını iddia eden bir deist, bu mantıkla kendi yaşamını tamamen hayvanlarla aynı varoluşsal zemine indirgemiş olur. Ancak bunu yaparken, kendisine fazladan verilen o muazzam manevi duyguların, vicdanın, adalet arayışının ve yüksek akıl yetisinin ya varlığını inkâr etmek zorunda kalacak ya da bu harikulade cihazların neden sadece kendisinde olduğunu asla açıklayamayacaktır.

İnsana verilen bu fazlalıklar, onun başıboş bırakılmadığının; aksine rehberliğe, vahye ve muhatap alınmaya layık, yüksek sorumluluk sahibi bir varlık olarak tasarlandığının en açık delilidir. Evreni mükemmel bir nizamla tasarlayan Yaratıcı, yarattığı en mükemmel varlık olan insanı rehbersiz ve anlamsız bir varoluşa mahkum etmekten münezzehtir.

Akıl ve vahyin kaçınılmazlığı isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/deizmin-cikmaz-sokaklari-akil-ve-vahyin-kacinilmazligi/

Paylaş