Dinimizin kesin bir dille reddettiği ve insan ruhunu karanlığa mahkûm eden en büyük girdaplardan biri, kişinin ümitsizliğe düşmesidir. Hayat yolculuğunda karşımıza çıkan sıkıntı, keder, hastalık, maddi zorluklar ya da ölüm gibi imtihanlar, insanoğlunun kaçınılmaz gerçeğidir. Ancak bu fırtınalı anlarda bile ümit gemisini terk etmemek, inancımızın en temel şiarıdır. Zira nice amansız hastalıkların şifayla nihayete erdiğine, nice ağır imtihanların ardından göz kamaştırıcı güzelliklerin doğduğuna insanlık tarihi ve kendi hayat tecrübelerimiz şahittir.
Bununla birlikte, asıl büyük tehlike maddi zorluklarda değil, kişinin manevi dünyasında filizlenen ümitsizlikte gizlidir. Günahlar dağlar gibi birikebilir, ibadetler nefse ağır gelebilir ve şeytanın vesveseleri her geçen gün kalbi daha şiddetli kuşatabilir. Fakat böyle anlarda unutulmaması gereken mutlak hakikat; Rabbimizin sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olduğudur. Zorlarımızı kolay kılacak olan da, günahlarımızı mağfiret denizinde yıkayıp eritecek olan da yalnızca O’dur. Bu sarsılmaz gerçeğe sırt çevirip “Ben artık affedilmem” ya da “İşlediğim günahların geri dönüşü yok” yanılgısına düşmek, kulun merhamet kapısını kendi eliyle kapatması demektir.
Oysa Yüce Allah, Zümer Suresi 53. Ayet-i Kerime’de bizleri şöyle teselli etmektedir: “De ki: Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”
Hayatın yükü omuzlarımızı her çökerttiğinde ve ne zaman bir çıkmaza düşsek, ruhumuzu bu ayetin ferahlatıcı gölgesine bırakmamız gerekmektedir.
Bu konuda söylenmiş birçok güzel söz mevcuttur. Onlardan bazıları şunlardır:
1) İki şey vardır ki, insanı helak eder: Ümitsizlik ve kendini beğenmek.” (Hz. Ali (r.a.), İbn Kuteybe, Uyûnü’l-Ahbâr / el-Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn)
(Ümitsizlik insanı amel etmekten alıkoyar, kendini beğenmek ise insanı kusursuz zannettirip geliştirmekten alıkoyar.)
2) Yaşasın sıdk! Ölsün yeis! Muhabbet devam etsin!. Şûra kuvvet bulsun!… (Bediüzzaman Said Nursi, Hutbe-i Şamiye)
3) Ümitsizlik, kalbin basiret gözünü kör eder. Kul ümitsizliğe düştüğü an, amel etme şevkini kaybeder ve şeytana en kolay yem olacağı kıvama gelir. Unutma ki, ümit imanın can damarıdır. (İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmid’d-Dîn (Sabır ve Şükür / Havf ve Recâ Bölümleri)
4) Kapı açılır, sen yeter ki vurmayı bil! Ne zaman bilmem, sen yeter ki o kapıda durmayı bil!
Ümitsizlik köyüne gitme, ümitler var. Karanlık tarafa gitme, güneşler var. (Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerif / Dîvân-ı Kebîr)
5) Hak şerleri hayreyler / Zannetme ki gayreyler / Arif onu seyreyler / Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler. (İbrahim Hakkı Erzurumî (Marifetname)
6) Mümin, günahlarının büyüklüğünü görüp korktuğu anlarda bile Allah’ın rahmetinden ümit kesmez. Çünkü bilir ki günah ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın af kapısı ondan daha büyüktür. (Hasan-ı Basrî, İbnü’l-Cevzî, Menâkıbu’l Hasan el-Basrî)
7) Âtiyi (geleceği) karanlık görerek azmi bırakmak… / Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak! / Sahipsiz olan memleketin batması haktır; / Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.
“Ye’s (ümitsizlik) öyle bataktır ki; düşersen boğulursun. / Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! / Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; / Meyus (ümitsiz) olanın ruhunu, vicdanını bağlar.” (Mehmet Âkif Ersoy, Safahat)
8) İmkânın sınırını görmek için, imkânsızı denemek lazım. Bizim lügatimizde ümitsizliğe yer yoktur; zira arkamızda sonsuz kudret sahibi bir Rabbimiz vardır. (Fatih Sultan Mehmet, Kânûnnâme-i Âl-i Osman ve dönemin saray vakanüvis kayıtları)
Nihayetinde ümit, müminin sinesinde hiç sönmeyen bir kandildir. Söz sultanlarının ve gönül mimarlarının da sarahatle ifade ettiği gibi; ümidini kaybeden bir insan, yürüyen bir ölüden farksızdır. Dünyanın dertleri ne kadar ağır, günahlarımızın yükü ne kadar büyük olursa olsun; her gecenin arkasında bir sabahın, her fırtınanın ardında bir limanın ve en önemlisi her tövbenin arkasında sonsuz bir affediciliğin olduğunu bilmek imanın ta kendisidir. Bize düşen; kapının eşiğinde sabırla beklemek, düşsek de yeniden doğrulacak azmi göstermek ve ümitsizliğin o karanlık girdabına asla teslim olmamaktır. Unutmayalım ki, sığınacak bir “Rabbimiz” varsa, her zaman bir çıkış yolu, her zaman yeni bir başlangıç vardır.
Ümitsizlik hakkındaki diğer yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/bir-muslumanin-basina-gelebilecek-en-kotu-seylerden-biri-umitsizlik/



