Nietzsche’nin Şaşırtan Sözleri

Friedrich Nietzsche’nin İslam ve Endülüs medeniyeti hakkındaki değerlendirmeleri, onun Hristiyanlık eleştirisinin en dikkat çekici bölümlerinden biridir. Nietzsche, Deccal adlı eserinin 60. bölümünde, Hristiyanlığın yalnızca Antik Çağ kültürünün mirasına değil, daha sonra İslam medeniyetinin ortaya koyduğu kültürel birikime de zarar verdiğini ileri sürer. Özellikle Endülüs’teki Mağribi medeniyetini; hayata olumlu yaklaşımı, soylu ve güçlü karakter anlayışı ve kültürel inceliği bakımından över. Haçlı Seferleri’ne de oldukça sert bir eleştiri yönelten Nietzsche, Avrupa’nın kendi çağını dahi bu medeniyet karşısında fakir ve geç kalmış görebileceğini söyler. Aşağıdaki bölüm, Nietzsche’nin bu konudaki düşüncelerini kendi ifadeleriyle ortaya koymaktadır.

Orjinal Almanca kısım:

Das Christenthum hat uns um die Ernte der antiken Cultur gebracht, es hat uns später wieder um die Ernte der Islam-Cultur gebracht.

Die wunderbare maurische Cultur-Welt Spaniens, uns im Grunde verwandter, zu Sinn und Geschmack redender als Rom und Griechenland, wurde niedergetreten (– ich sage nicht von was für Füßen –), warum?

weil sie vornehmen, weil sie Männer-Instinkten ihre Entstehung verdankte, weil sie zum Leben Ja sagte auch noch mit den seltnen und raffinirten Kostbarkeiten des maurischen Lebens!…

Die Kreuzritter bekämpften später Etwas, vor dem sich in den Staub zu legen ihnen besser angestanden hätte, – eine Cultur, gegen die sich selbst unser neunzehntes Jahrhundert sehr arm, sehr »spät« vorkommen dürfte.

Freilich, sie wollten Beute machen: der Orient war reich…
Man sei doch unbefangen!
Kreuzzüge – die höhere Seeräuberei, weiter nichts!

Çevirisi:

Hristiyanlık, bizi Antik Çağ kültürünün meyvesinden mahrum bıraktı; daha sonra da bizi İslam kültürünün meyvesinden mahrum bıraktı.

İspanya’nın o harikulade Mağribi kültür dünyası, aslında bize Roma ve Yunan kültürlerinden daha yakındı; bizim duygu ve zevklerimize onlardan daha fazla hitap ediyordu. Fakat bu kültür ayaklar altında ezildi (bunun ne tür ayaklar tarafından yapıldığını söylemeyeceğim.) Neden?

Çünkü bu kültür soylu içgüdülerden doğmuştu; çünkü erkeksi/yiğit içgüdülere dayanıyordu; çünkü hayata “evet” diyordu. Üstelik Mağribi hayatının o nadir ve incelikli güzelliklerini, zevklerini ve değerlerini de kabul ederek hayata “evet” diyordu!…

Daha sonra Haçlılar, karşısında toza toprağa kapanmalarının kendileri için çok daha uygun olacağı bir şeye karşı savaştılar: Öyle bir kültüre karşı savaştılar ki, bizim 19. yüzyılımız bile onun karşısında kendisini çok fakir ve çok geç kalmış hissedebilirdi.

Elbette onların amacı ganimet elde etmekti: Doğu zengindi…
İnsan artık şu meseleye önyargısız bakmalı!
Haçlı seferleri daha yüksek bir biçime bürünmüş korsanlıktan başka bir şey değildi!

Paylaş