Sual: Dünya üzerinde özellikle dinsizliğin yaygın olduğu ülkelerde cin, melek gibi gaybi inançlar yoktur deniyor. Bu doğru mudur?
Cevap: İslam dininin getirdiği yüce düsturların hem akla, hem kalbe, hem fıtrata hem de insanın tüm manevi hakikatlerine hitap ettiği aşikâr bir gerçektir. Günümüzde pozitivist ve materyalist felsefenin yaygınlaşması, insanlığın önüne kalbi ve ruhi boyutu perdeleyen karanlık bir set çekmiştir. Maddecilik, gözle görülmeyen cin, melek ve ruh gibi gaybî hakikatleri bilimsel olmama iddiasıyla inkâr etmektedir.
Ancak bu noktada, seküler dünya çok ciddi bir fıtri tezatla karşı karşıyadır. Sosyolojik araştırmalar (örneğin Pew Research ve Gallup verileri), dinleri reddeden insanların sanıldığı gibi tamamen rasyonel ve inançsız kalmadığını; aksine oluşan manevi boşluğu burçlar, hayaletler, kozmik enerji, ezoterizm ve kötü ruhlar gibi alternatif inanışlarla doldurduğunu göstermektedir.
İnsan rûhu, yapısı gereği kendinden Yüce bir güce inanmaya ve sığınmaya muhtaçtır. Fıtrat bir şekilde ya Hakikat üzerine gayba iman eder ya da ağızlar inkâr etse de, Batıla saparak, Gayb âlemine ait hakikatlerin taklitlerine yönelir.
Sözde rasyonel olan bu kitleler; Allah’ın kâinattaki mutlak tasarrufunu ve kudretini inkâr edip doğanın kendisine ilahlık vasfı atfetmekte, dua ile Yaratıcı’ya iltica etmek yerine meditasyon ve evrenden enerji isteme seanslarına sığınmaktadırlar. Evrendeki muazzam nizamı yürüten görevli melekleri inkâr edip kör tesadüflere; insanlar üzerinde olumsuz tesirlere sahip cinleri reddedip hayaletlere inanmaktadırlar.
Dünya genelinde, özellikle dinsizliğin en yüksek olduğu ülkelerdeki paranormal ve gaybî inanışların tablosu şu şekildedir:
1) Çin: Çin, komünist geçmişi ve seküler devlet yapısıyla ve aynı zamanda nüfusuyla resmi olarak dünyanın en dinsiz ülkesi kabul edilir. Ancak dinlerin yerini Şamanizm, Taoizm ve Budizm kökenli halk inanışları almıştır.
Guǐ (Kötü Ruhlar ve Cinler): Çin nüfusunun çok büyük bir bölümü, fiziksel dünyaya müdahale edebilen kötü ruhların varlığına inanır. Bu varlıkların insanlara hastalık ve uğursuzluk getirdiğine inanıldığı için onlardan korunma ritüelleri günlük hayatın parçasıdır.
Aç Hayaletler Festivali (Hungry Ghosts): Çin ay takviminin 7. ayında cehennem kapılarının açıldığına ve huzursuz ruhların yeryüzüne döndüğüne inanılır. En seküler Çinliler bile bu dönemde ruhları yatıştırmak için sokaklara yemek sunar ve sahte paralar yakar.
Feng Shui ve Kozmik Enerji (Qi): Görünmez yaşam enerjisini dengeleme inancı, rasyonel batı eğitiminden geçmiş Çinliler arasında bile mimari ve dekorasyonda hayati bir kuraldır.
2) Japonya: Japon halkının yaklaşık %60-70’i kendisini herhangi bir dine ait hissetmez. Ancak doğaüstü varlıklara ve görünmez aleme olan inanış, kültürel bir inanç olarak devam eder.
Yōkai ve Yūrei: Japon kültüründe nehirlerde yaşayan Kappalardan, intikam peşinde koşan Yūrei (hayalet/ruh) isimli varlıklara kadar binlerce doğaüstü varlık kabul görür. Seküler gençler arasında korku hikayeleriyle ruh çağırma seansları (Hyakumonogatari) oldukça yaygındır.
Kami (Doğa Ruhları): Dağların, nehirlerin, hatta asırlık ağaçların birer ruhu (Kami) olduğuna inanılır. Din karşıtı anket dolduran bir Japon, hayatının dönüm noktalarında veya sınav öncesinde bu ruhların mekanları olan tapınakları ziyaret edip şans dilemekte beis görmez.
3) İzlanda: İzlanda, Avrupa’da kiliseye gitme oranının en düşük, ateizm ve sekülerleşmenin ise en yüksek olduğu ülkelerden biridir. Ancak bu ülkede çok sıradışı bir inanış hâkimdir.
Huldufólk (Gizli Halk / Elfler): Yapılan sosyolojik çalışmalarda İzlandalıların yarısından fazlasının elflerin varlığını inkar etmediği, hatta saygı duyduğu görülmüştür. Ülkede devletin yol yapım projeleri, elflerin kaya altındaki yaşam alanlarına zarar vermemek adına yön değiştirebilmektedir. Bu varlıklar, İslam kültüründeki gizli ve bazen görülebilen cin inancıyla büyük benzerlik taşır. Hatta İzlanda’da İzlanda Elf Okulu isimli bir kurum mevcut bulunmaktadır.
4) Estonya ve Çekya: Bu iki ülke, Avrupa genelinde Tanrı inancının ve dini aidiyetin en düşük olduğu yerlerdir. Ancak buralarda kurumsal dinlerin çöküşü rasyonalizmi değil, New Age ve ezoterik inanışları patlatmıştır.
Animist Doğa Ruhları (Estonya): Estonlar kendilerini Hristiyan olarak tanımlamazlar ancak ormanların, göllerin ve ağaçların koruyucu görünmez ruhları olduğuna inanırlar. Doğaya kutsallık atfeden paganist/şamanist veya animist bir yaklaşım yaygındır.
Okültizm ve Astroloji (Çekya): Kiliselerin tamamen boş kaldığı Çekya’da; tarot kartları, şifalı taşlar, büyücülük, astrolojik kehanetler ve kötü enerjiden korunma muskaları milyarlarca dolarlık bir pazar oluşturmaktadır.
5) Birleşik Krallık ve Fransa: Geleneksel Hristiyanlığın hızla gerilediği Batı Avrupa ülkelerinde, paranormal olaylara inanç rasyonel düşüncenin önüne geçmektedir.
Hayaletler ve Medyum Sektörü: Birleşik Krallık’ta yapılan güncel anketler, hayaletlere ve perili evlere inanan insanların oranının, İncil’deki Tanrı tasavvuruna inananlardan daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Görüldüğü üzere, bir insanın seküler olması, ateist olduğunu iddia etmesi veya dinleri reddetmesi, onun batıl veya görünmez bir güce inanmayacağı anlamına gelmez. İnsan rûhu mutlak bir yokluğu kaldıramaz; Hak olanı kabul etmediğinde, fıtrat boşluk kabul etmediği için batıl olanla tatmin olmaya çalışır.
Batı ve Doğu dünyasının düştüğü bu tezat, İslam’ın ne kadar büyük bir fıtrat ve hakikat dini olduğunu gözler önüne sermektedir. İslam; insanı ne maddeye mahkum edip ruhunu aç bırakmış, ne de onu batıl ve hurafelerin, asılsız korkuların oyuncağı yapmıştır.
İslam, kâinattaki tüm mükemmel nizamın, görünmez ordular olan meleklerin ve gizli birer imtihan vesilesi olan cinlerin üstünde tek bir Mutlak Kudret’i ilan eder. İnsanın içindeki o sonsuz sığınma, dua ve medet umma ihtiyacını, taşlara, ağaçlara, gök cisimlerine veya hayaletlere harcatmaz; doğrudan mülkün yegane sahibine yönlendirir. İnsan ancak ve ancak, kâinatı kusursuz bir intizamla evirip çeviren, her şeye gücü yeten, sınırsız ilim kudret ve iradeye sahip olan, eşi ve benzeri olmayan tek bir Yaratıcıya abd olduğunda hakiki hürriyete kavuşur.



