Dünya’nın Yuvarlak Olduğunu Savunan İlk Dönem Âlimleri

Erken dönem İslâm âlimleri, gözlem ve matematik temelli çalışmalarla dünyanın şekli üzerine ciddi araştırmalar yapmış ve dünyanın yuvarlak olduğunu açıkça ifade etmişlerdir. Özellikle El-Bîrûnî, astronomi ve coğrafya alanındaki ölçümleriyle dünyanın yarıçapını oldukça isabetli biçimde hesaplamış, farklı bölgelerde yaptığı gözlemlerle küresel bir dünya modelini savunmuştur. Ondan daha önce yaşayan Ahmed el-Fergânî ise astronomi eserlerinde dünyanın küre şeklinde olduğunu belirtmiş ve bu görüşleri hem İslâm dünyasında hem de daha sonra Avrupa’da uzun süre kaynak olarak kullanılmıştır.

Benzer şekilde Endülüs ve doğu İslâm dünyasında birçok âlim bu gerçeği eserlerinde dile getirmiştir. İbn Hazm, âlimler arasında dünyanın yuvarlaklığı konusunda icmâ bulunduğunu ifade etmiş; filozof ve hekim kimliğiyle tanınan İbn Sînâ ise fizik ve kozmoloji açıklamalarında küresel evren anlayışını benimsemiştir. Daha sonraki dönemde yaşayan büyük coğrafyacı Muhammed el-İdrisî de hazırladığı ayrıntılı dünya haritalarında yeryüzünü küresel bir sistem içinde ele alarak bu ilmî geleneğin devam ettiğini göstermiştir.

Bazı erken dönem âlimlerinin bu konudaki yorumları:

1) El-Câhiz (ö. 255/869)
Eser: Kitâbü’l-Hayevân

Câhiz, dünyanın merkezi ve şekli hakkında şunları söyler: “Eğer yeryüzü düz bir satıh (levha) olsaydı, güneşin doğuşu ve batışı her yerde aynı anda gerçekleşirdi. Ancak biz görüyoruz ki, güneş bir yerde doğarken başka bir yerde çoktan yükselmiş, bir diğerinde ise henüz doğmamış oluyor. Bu da ancak yeryüzünün bir küre (kuriyye) şeklinde olmasıyla mümkündür. Zira küre üzerindeki her nokta, güneşin ışığını farklı açılarla ve farklı zamanlarda alır.”

2) İmam Taberî (ö. 310/923)
Eser: Câmiʿu’l-Beyân

Zümer Suresi 5. ayetteki “yukevviru” kelimesini tefsir ederken dilin imkanlarını şöyle kullanır: “Arap dilinde ‘el-kevr’, bir şeyi bir şeyin üzerine sarmak, dolamaktır. Nitekim sarığın başa sarılmasına da ‘tekviru’l-imame’ denir. Allah Teâlâ’nın geceyi gündüzün, gündüzü de gecenin üzerine doladığını söylemesi; yeryüzünün, gecenin ve gündüzün üzerinde devrettiği yuvarlak bir cisim olduğunu gösterir. Eğer yer bir düzlem olsaydı, ‘sarma’ (tekvir) eylemi değil, ‘üst üste gelme’ eylemi söz konusu olurdu.”

3) İbn Hurdâzbih (ö. 300/912)
Eser: El-Mesâlik ve’l-Memâlik

Coğrafya eserinin giriş kısmında doğrudan tanım yapar: “Yeryüzü, felek (uzay) boşluğu içinde, tıpkı yumurta akının içindeki yumurta sarısı gibi yerleşmiş yuvarlak bir küredir. Hava onu her yönden çevreler ve onu merkeze doğru çeker. Yeryüzünün küre oluşunun delili, gemicilerin uzaktan bir karaya yaklaştıklarında önce dağların zirvelerini görmeleri, yaklaştıkça dağların aşağı kısımlarının belirmesidir.”

4) İbn Hazm (ö. 456/1064)
Eser: El-Fasl

İbn Hazm, konuyu bir inanç ve bilim meselesi olarak ele alır: “Kelamcıların önde gelenlerinden hiçbiri yeryüzünün küre olduğunu inkar etmemiştir. Bilakis Allah’ın kitabındaki ‘Geceyi gündüzün üzerine doluyor’ ayeti bunun en büyük kanıtıdır. Biz deriz ki: Yeryüzü bir küredir. Bunun delili şudur; güneş bir bölgede tam tepedeyken (zeval vakti), ona göre daha doğuda olan yerlerde güneş çoktan batmış, daha batıda olan yerlerde ise henüz doğmaktadır.”

5) İmam Gazâlî (ö. 505/1111)
Eser: Tehâfütü’l-Felâsife (İkinci Mukaddime)

“Geometri ve aritmetik delillere dayanan konulara gelince; bunların dinde inkar edilecek bir yönü yoktur. Bunlar, ay tutulmasının, yeryüzünün araya girmesiyle ayın ışığının kesilmesi olduğunu; çünkü ayın ışığını güneşten aldığını ve yeryüzünün de küre (yuvarlak) olup göğün onu her yönden kuşattığını anlatan konulardır.

Bir kimse çıkıp da, bu gibi bilimsel gerçeklerin şeriat (din) ile çeliştiğini iddia ederse, bu durum şeriata karşı bir cinayet olur ve şeriatın (dinin) temelini sarsar. Zira bu meseleler, geometrik ve aritmetik delillerle, üzerinde şüphe kalmayacak şekilde ispat edilmiştir. Bu durumu bizzat gözlemleyen ve kesin delillerle bilen kişi; ‘Şeriat buna aykırıdır’ diyen kimsenin sözünü duyduğunda, ‘şeriatın (dinin) gerçekliği’ konusunda şüpheye düşmez, aksine ‘şeriatı savunduğunu sanan o kişinin cahilliği’ konusunda şüpheye düşer.

Dini bu şekilde (bilimsel gerçeklere karşı durarak) savunduğunu zannedenlerin dine verdiği zarar, dinin aleyhinde olanların verdiği zarardan daha büyüktür. Nitekim denilmiştir ki: ‘Akıllı düşman, cahil dosttan hayırlıdır.’

6) Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210
Eser: Mefâtîḥu’l-Gayb

Râzî, tefsirinde astronomi verilerini şu şekilde aktarır: “Eğer yeryüzü düz olsaydı, Ay tutulması sırasında Dünya’nın Ay üzerindeki gölgesinin her zaman daire şeklinde olması mümkün olmazdı. Oysa biz her tutulmada o gölgenin yay (kavis) şeklinde olduğunu görüyoruz. Bu da ancak ışığın önüne çıkan cismin (Dünya’nın) küre olmasıyla açıklanabilir. Ayrıca yıldızların yüksekliklerinin (irtifa) şehirden şehre değişmesi, yerin kürevî olduğunun kesin duyusal delilidir.”

7) Bîrûnî (ö. 440/1048)
Eser: El-Kânûnü’l-Mes‘ûdî

Bîrûnî, matematiksel modelini şu cümlelerle temellendirir: “Yeryüzü her yönden yuvarlaktır; onun üzerindeki insanlar ve sular merkezden dışa doğru savrulmazlar, aksine merkez tarafından çekilirler. Dağların varlığı yeryüzünün küreselliğini bozmaz; çünkü en yüksek dağlar bile dünyanın çapına oranla bir topun üzerindeki küçük pürüzler gibidir. Biz bu kürenin yarıçapını, ufuk çizgisindeki alçalma açısını ölçerek matematiksel bir kesinlikle ortaya koyduk.”

8) İbn Kesîr (ö. 774/1373)
Eser: El-Bidâye ve’n-Nihâye

Ünlü müfessir ve tarihçi İbn Kesîr, tefsirinde ve tarih kitabında icmayı (alimlerin söz birliğini) şu sözlerle nakleder: “Bil ki, yerin (yeryüzünün) şekli konusunda alimler ihtilaf etmiştir. Ancak tahkik ehli olan müteahhirun alimleri ve coğrafyacılar, yeryüzünün yuvarlak bir küre olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir. Nitekim İbn Hazm ve İbnü’l-Cevzî gibi pek çok alim, yeryüzünün küre olduğu hususunda icma (söz birliği) bulunduğunu nakletmişlerdir. Semavatın (göklerin) her yönden dünyayı kuşatması da ancak dünyanın küre olmasıyla izah edilebilir.”

9) İmam Şerîf el-İdrîsî (ö. 560/1165)
Eser: Nüzhetü’l-Müştâk fî İhtirâki’l-Âfâk

Modern haritacılığın öncüsü kabul edilen İdrîsî, eserinin mukaddimesinde yeryüzünü şöyle tanımlar: “Yeryüzü, felek (uzay) boşluğunda bir küre gibi asılı durmaktadır. Hava onu her yanından kuşatmıştır. Tıpkı bir mıknatısın demiri çekmesi gibi, yeryüzü de üzerindeki her şeyi merkezine doğru çeker. Yer yuvarlaktır ama tam bir daire değil, basıkçadır. Kuzeyden güneye doğru gidildikçe kutup yıldızının yükselmesi veya alçalması, ancak bu küre yapısıyla açıklanabilir.”

10) Kadı İyâz (ö. 544/1149)
Eser: Eş-Şifâ bî-Ta’rîfi Hukûki’l-Mustafâ

Mâlikî mezhebinin en büyük fakihlerinden biri olan Kadı İyâz, bu konuyu “kesin bilgi” kategorisinde değerlendirir: “Akıl sahipleri ve ilim ehli katında, yeryüzünün küre şeklinde olduğu su götürmez bir gerçektir. Müslümanların imamları ve alimleri, Kur’an’daki ‘tekvir’ (sarma) ve ‘satıh’ (yayma) ifadelerini birbiriyle çelişmez görürler. Çünkü satıh (yüzey), kürenin üzerindeki genişliktir ve insanın üzerinde yürümesine uygundur. Ancak cismin aslı kürevîdir. Astronomi ilmiyle meşgul olanların güneş ve ay tutulmalarına dair verdikleri hükümler, ancak yerin küre olmasıyla doğrulanabilir.”

Sonuç Olarak Yukarda ismi verilen erken dönem İslam alimlerinin dünyanın küre olduğu gerçeğinin “bilimsel bir standart” olduğunu açıkça kanıtlıyor. Bunun dışında iddia edilen iddiaların geçerli bir dayanağı bulunmamaktadır. Kutsal kitabımızda geçen ayetlere bakarak yorumda bulunan alimler dünyanın küresel yapısını net bir dille vurgulamış bilimle uğraşan Müslüman alimler ve bilim adamları da bunu teyit etmiştir. Bu alimlerin ortak noktası, Kuran’daki tasvirleri (tekvir, sath, vb.) fiziksel gözlemlerle (gölge boyu, ufuk çizgisi, yıldız konumları) harmanlamalarıdır.

Erken dönem tefsirlerinde dünyanın küresel oluşu:

Paylaş