Sual: Kur’an-ı Kerîm’de âlimlerden bahsedilir mi? Kur’an, ilim ehline değer verir mi?
Cevap: Evet alimlerden bahsedilir ve ilim ehline değer verilir. Kur’an-ı Kerîm, gerçek ilim sahiplerini över ve onların Allah’ın ayetlerini anlayan, üzerinde düşünen ve ilimleri kendilerini Allah’a karşı haşyete götüren kimseler olduğunu bildirir.
1. Ankebût 43
الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ ۖ وَمَا يَعْقِلُهَا إِلَّا الْعَالِمُونَ
“İşte biz bu misalleri insanlar için getiriyoruz. Fakat onları ancak âlimler düşünüp anlar.”
(Ankebût, 43)
Burada dikkat çekici bir ifade var: Allah, Kur’an’daki misallerin herkes tarafından aynı seviyede anlaşılmadığını; onların hakikatini kavrayabilenlerin âlimler olduğunu söylüyor. Demek ki Kur’an’ın kendi ifadesiyle, ilim sahibi olmak; ayetlerin üzerinde düşünmek ve onların taşıdığı hakikatleri kavramak bakımından önemli bir vasıftır.
2. Rûm 22
وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ لِلْعَالِمِينَ
“O’nun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Şüphesiz bunda alimler (bilenler) için nice deliller vardır. (Rûm 22)
Göklerin, yerin, insanların dillerinin ve renklerinin farklılığı herkesin gözü önündedir. Fakat Kur’an bunları yalnızca birer gözlem olarak bırakmıyor; bunların Allah’ın varlığına ve kudretine işaret eden âyetler olduğunu bildiriyor ve özellikle âlimler için deliller vardır buyuruyor. Yani ilim, insanı sadece bilgi sahibi yapmakla kalmaz; varlıktaki delilleri okuyup onların arkasındaki İlâhî kudreti görmeye vesile olur.
3. Fâtır 28
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ ۗ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ
Allah’tan kulları içinde ancak âlimler hakkıyla korkar. Şüphesiz Allah mutlak galiptir, çok bağışlayandır. (Fâtır 28)
Belki de âlimin Kur’an’daki en çarpıcı tarifi budur. Kur’an’a göre gerçek âlim, sadece çok şey bilen insan değildir. İlmi kendisini Allah’a karşı haşyete götüren kişidir. Gökleri, yeri, canlıları ve yaratılıştaki düzeni bilen insan; bunların arkasındaki kudreti ve hikmeti gördükçe Allah’ı daha iyi tanır ve O’na karşı haşyeti artar. Dolayısıyla Kur’an’ın övdüğü âlim, bilgisiyle kibirlenen değil; bilgisi arttıkça Rabbine karşı kulluğu ve haşyeti artan kişidir.
4. Âl-i İmrân 7 — “Râsihûn” Konusu
وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا ۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ
İlimde derinleşmiş olanlar ise: ‘Biz ona iman ettik; hepsi Rabbimizin katındandır’ derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.”
(Âl-i İmrân 7)
Buradaki “râsihûn fi’l-ilm” (الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ), ilimde derinleşmiş, ilimde sağlamlaşmış kimseler demektir.
Bu ayetin özellikle müteşabih ayetlerin te’viliyle ilgili kısmında âlimler arasında bir kıraat/nahiv ve tefsir farkları vardır. Bir anlayışa göre Müteşabihlerin te’vilini Allah’tan başkası bilmez; ardından ilimde derinleşenler Biz ona iman ettik der. Diğer anlayışta ise mana, Onun te’vilini Allah ve ilimde derinleşmiş olanlar bilir şeklindedir.
Burada ihtilaflı olan nokta, râsihûn kelimesinin âlimleri ifade edip etmemesi değildir. Zaten kelimenin kendisi ilimde derinleşenler anlamındadır. İhtilaf, onların müteşabihlerin te’vilini bilip bilmemesi noktasındadır. Üstelik bunu yukarıdaki ayetlerle beraber düşündüğümüzde Kur’an’ın ilim ehline verdiği değer daha açık şekilde görülür:
— Kur’an’ın misallerini ancak âlimler hakkıyla anlar.
— Yaratılıştaki deliller âlimler için birer işarettir.
— Allah’tan hakkıyla haşyet edip korkan âlimlerdir.
Ve burada da ilimde derinleşmiş olanlardan bahsedilir.
O hâlde Kur’an’ın ortaya koyduğu tablo, herkes hiçbir ilme ihtiyaç duymadan Kur’an’dan kendi hükmünü çıkarabilir; âlimlerin hiçbir özel değeri yoktur anlayışı değildir, bu şekil bir anlayış yanlıştır. Bilakis Kur’an, ilim sahiplerini, ilimde derinleşenleri ve hakikati anlayıp bununla Allah’a yönelenleri açıkça övmektedir.
Sual: Âlimlere gerek yok, Kur’an’ı kendimiz de yorumlayabiliriz.
Cevap: Kur’an’ı herkes okuyabilir, üzerinde düşünebilir ve öğüt alabilir. Fakat Kur’an’ı okumak ile Kur’an’dan hüküm çıkarmak aynı şey değildir. Bir ayeti doğru anlamak; Arap dilini, ayetlerin birbirleriyle ilişkisini, hadisleri, nüzul sebeplerini, tefsir usulünü, fıkıh usulünü ve İslam’ın diğer temel ilimlerini bilmeyi gerektirir.
Nitekim Kur’an’ın kendisi, bazı hakikatleri âlimlerin anlayabileceğini bildirir:
Yukarda da belirttiğimiz üzere Ankebut 43’te: “Bu misalleri insanlar için veriyoruz. Onları ancak âlimler düşünüp anlar buyrulmaktadır.”
Tıp kitabını herkes okuyabilir; fakat herkes doktor değildir. Hukuk kitabını herkes okuyabilir; fakat herkes hukukçu değildir. Aynı şekilde Kur’an bütün insanlara hidayet için gönderilmiştir; fakat onu derinlemesine açıklamak ve ondan hüküm çıkarmak özel ilim ve ehliyet ister, bu da alimlerin işidir.
Bu nedenle âlimlere müracaat etmek, Kur’an’ı terk etmek değil; Kur’an’ı doğru anlamaya çalışmaktır.
Kuran’ı Kerim’e göre Hz. Peygamber Aleyhisselam’ın hüküm koyma yetkisi vardır isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/kuran-i-kerime-gore-hz-peygamberin-s-a-v-hukum-koyma-ve-haram-kilma-yetkisi-vardir/



