Ayette: De ki: “Rabbim adaletle davranmayı emretti…” (A’raf, 29) buyrulmaktadır.
Eşrâr=kötü, Ahyâr=iyi
Dinimizde adalet, merhamet ve zulüm kavramları, hem bireysel hem de toplumsal hayatın temelini oluşturur. Bu bağlamda “Eşrara merhamet, ahyâra zulümdür” ifadesi, toplum düzeni ve bireyler arasındaki ilişkilerde ölçülü davranmanın önemini vurgular. Söz konusu ifade Arapça kökenli olup Türkçeye, “Kötülere merhamet, iyilere zulümdür” şeklinde çevrilebilir. Bu vecize, adaletin, merhametin ve doğru ölçünün bir arada yürütülmesinin gerekliliğini gözler önüne serer.
Bu deyimde iki ana kavram öne çıkar: eşrâr ve ahyâr. Eşrâr, kötülük ve zararlı fiilleri temsil eden kişiler veya davranışlardır; ahyâr ise iyilik ve doğruluk yolunda olan kimseleri ifade eder. Buradan hareketle, bir toplumun adalet anlayışı, sadece kötülük yapanları cezalandırmakla değil, aynı zamanda iyilik yapanları korumak ve teşvik etmekle ölçülür. İyilere zulmetmek, yani haklarına riayet etmemek veya onları haksız yere cezalandırmak, toplumsal dengeyi bozar ve zulme yol açar.
Bu bağlamda deyim, merhamet ve adalet arasındaki dengeyi ortaya koyar. Merhamet, yanlış ellerde yanlış kişilere yönlendirilirse, iyilerin haklarını gasp eden bir araç haline gelebilir. Dolayısıyla; kötülere gereksiz bir hoşgörü göstermek, toplumda adaletin zedelenmesine yol açar.
İslam tarihi, bu ilkenin somut örnekleriyle doludur. Peygamber Efendimiz (s.a.v) döneminde, toplumdaki kötülükleri engellemek ve adaleti tesis etmek amacıyla çeşitli uygulamalar yapılmıştır. Ancak asla adaletsizlik yapılmamıştır. Nitekim bir hadisi şerifte şöyle buyrulmuştur: “Yönettikleri insanlara, ailelerine ve sorumlu oldukları kişilere karşı adaletli davrananlar, Allah katında, Rahman’ın yanında nurdan minberler üzerinde ağırlanacaklardır.” (Nesai, Adabu’l-kudat, 1)
Sahabe döneminde de, adalet anlayışı, kötülüğün karşısında durmayı iyiliğin ve iyilerin korunmasını temel almıştır. Örneğin, Ömer bin Hattab (r.a) “Fırat’ın doğusunda bir kuzuyu kurt kapsa Ömer’den sorulur” diyerek adalet anlayışının zirvesine çıkmıştır.
Ayrıca, dinimizde ahlaki dengeye büyük önem verilmiştir. Bir toplumda kötülere merhamet göstermek, sadece ahlaki çöküşe değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal sorunlara da yol açabilir. İnsanların nazarında kötülerin iyi addedilmesine iyilerin ise dışlanmasına sebebiyet verebilir. Bu bağlamda deyim, hem bireysel hem de toplumsal sorumlulukları hatırlatır.
Sonuç olarak: “Eşrara merhamet, ahyâra zulümdür” sözü, İslam ahlakı ve toplumsal düzen anlayışının temel taşlarından biridir. Kötülere merhamet göstermek, iyilere ve masumlara haksızlık etmek anlamına gelir. Bu nedenle adaletin, merhametin ve doğru ölçünün bir arada yürütülmesi, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde büyük önem taşır. Günümüz dünyasında da bu ilke, herkes için yol gösterici bir kuraldır. Toplumların adalet ve ahlak eksenli bir şekilde inşa edilmesi, bu tür kadim öğretilerin uygulanmasıyla mümkün olur.



