Hüsnü Bizzatihi ve Hüsnü Bilgayr Çerçevesinde Bir Değerlendirme

Sual: Allah’ın her işi güzelse musibetler, hastalıklar engelli doğumlar neden var?

Cevap: Bu soru zahir batın yani iç ve dış ayrımı yapılmaksızın sadece dış görüntüye ya da olaylara yüzeysel nazarla bakıldığı için insanı şaşırtıyor olabilir. Fakat olayların batıni yani iç sebeplerine müracaat etmek bu soruya verilecek cevabın anlaşılmasını sağlayacaktır.

Hüsnü Bizzatihi (Bizzat Güzel/İyi): Bir fiilin veya varlığın, başka hiçbir dış sebebe veya sonuca ihtiyaç duymadan, kendi özü itibarıyla güzel ve iyi olmasıdır. Akıl, bu fiilin güzelliğini doğrudan kavrar ve mantığını da şu şekil kurar: İyilik onun hamurunda vardır. Örneğin, bir bebeğin yüzündeki o güzellik ve huzur veren masumluk ya da çayırın ortasındaki bir papatyanın sergilediği doğal şirinlik buna örnek olarak verilebilir. Bu örnekleri arttıracak olursak şunları da ekleyebiliriz.

Çiçeklerdeki Geometri: Bir ayçiçeğinin çekirdek diziliminde veya bir gülün yaprak sıralanışında gözlemlenen Altın Oran, bitkinin  matematiksel bir mükemmellikle yaratılışını gözler önüne serer. Bu dizilim, sadece tohumları sıkıştırmak için değil, bakana doğrudan oran ve denge zevki verdiği için hüsnü bizzatihi örneğidir.

Tavus Kuşu: Tavus kuşunun kuyruğunu açtığında sergilediği renk cümbüşü ve göz alıcı desenler, Yaratılıştaki en yalın estetik mucizelerden biridir. Bu renkler sadece biyolojik bir ihtiyacı karşılamakla kalmaz; sergilenen o muazzam renk geçişleri ve simetri, sanki usta bir ressamın elinden çıkmış bir tablo gibi kendi özünde bir sanat değeri taşır.

Kar Kristalleri: Gökyüzünden düşen milyonlarca kar kristalinin her birinin, altıgen tabanlı fakat birbirinden tamamen farklı muazzam mimari yapılara sahip olması Yaratılıştaki sanatı gösterir. Bu kristallerin mikroskobik düzeydeki o narin ve kusursuz geometrisi, yeryüzüne inip eriyip gidecek olmasına rağmen sergilenen bu kısa süreli zarafet, hüsnü bizzatihi sınıfına girer.

Gün Batımı: Güneş batarken ufuk çizgisinde oluşan kızıllık, mor ve turuncu tonların birbirine karışması, hiçbir canlıya doğrudan maddi bir rızık veya fiziksel fayda sağlamaz. Ancak o manzara, insan ruhunda doğrudan bir hayranlık ve huzur uyandırır.

Kelebek Kanatları: Bir kelebeğin kanatlarına yakından bakıldığında görülen mikroskobik pulların dizilimi ve bu pulların ışığı kırarak oluşturduğu metalik parıltılar, Allah’ın yaratma sanatındaki inceliği gosterir. Kelebeğin uçma yeteneği bir yana, kanatlarındaki o nakışların her biri, en küçük bir detayda bile estetiğin ihmal edilmediğinin kanıtıdır. Bu detaylı nakış, kendi varlığıyla sanatsal bir değer taşır.

Hüsnü Bilgayrihi (Başkasından Dolayı Güzel/İyi): Bir fiilin aslında kendi özünde (bizzat) bir güzelliği olmamasına rağmen, yol açtığı bir sonuç veya emredilme sebebiyle güzel sayılmasıdır. Yani güzelliği emanet veya dolaylı bir güzelliktir. Şöyle ki kendisi değil, götürdüğü yer güzeldir.

Kazurat (Atıklar): Dışkı veya atıklar, duyularımız ve temizlik anlayışımız açısından özünde çirkin gibi görünürler; kokuları ve yapıları gereği onlardan kaçınırız. Ancak insanda boşaltım sistemi olmasa belki hayatımız birkaç gün kalacaktı yediğimiz içtiğimiz herşey vucudumuzda kalacak ve kısa süre içinde ölecektik. Aynı şekilde hayvan kazuratı da buna benzer. Bu maddeler toprağa karıştığında bitkilerin yetişmesi için en temel besin kaynağına gübreye dönüşürler. Bu noktada kazuratın varlığı, yeryüzündeki biyolojik canlılığın devamını sağladığı için neticesi itibarıyla hüsnü bilgayrihi sınıfına girer; yani onun çirkinliği cüz’idir, sağladığı hayat ise külli bir güzelliktir.

Engelli Doğumlar: Engelli bir doğum, zahiri bakışla (haşa) bir eksiklik veya kusur gibi algılanabilir. Fakat bu durum hem o birey için günahsız bir hayatın ve ahiretteki yüksek derecelerin kapısıdır, hem de çevredekiler için şefkat, merhamet ve sabır gibi en yüce insani duyguların inkişafına vesile olur. Bu yönüyle engelli doğum, toplumun manevi dengesini sağlayan ve bencilliği kıran bir hüsnü bilgayrihi örneğidir; görünürdeki bedensel eksiklik, manevi tekâmüle hizmet eder.

Ölüm ve Ebedi Hayat: Ölüm, sevdiklerinden ayrılma ve yok olma korkusu nedeniyle insan nefsi için zahirde acı, elem verici, karanlık görünebilir. Oysa dünya hayatının sınırlılığı ve yaşlılığın getirdiği ağır yükler düşünüldüğünde, ölüm bir terhis tezkeresi ve ebedi mutluluk diyarına açılan bir kapı hükmündedir. Kainatın tazelenmesi ve yeni nesillere yer açılması açısından bakıldığında ölüm, varlığın sürekliliğini sağlayan vazgeçilmez bir hüsnü bilgayrihi vasfı kazanır.

İlaçlar ve Şifa: Bir ilacın tadının aşırı acı olması veya iğnenin can yakması, ya da ağır bir ameliyata girmenin ağır psikolojisi o anki duygu açısından hoşa gitmeyen bir durumdur. Eğer sadece tadına bakarsak ya da acı tarafını düşünürsek ona kötü diyebiliriz. Ancak bu acılık, vücuttaki öldürücü bir hastalığı defetmeye ve sıhhati geri getirmeye vesile olduğu için akıl tarafından iyi/güzel olarak nitelenir. Burada acılık, sağlığa kavuşma gibi büyük bir hayra hizmet ettiği için hüsnü bilgayrihi olarak kabul edilir ve akıllı kişi bu acıyı memnuniyetle karşılar.

Fırtınalar ve Doğal Afetler: Fırtına veya sel gibi olaylar, insanların canına ve malına zarar verdiği için ilk bakışta şer ve çirkin görünür. Oysa fırtınalar havadaki statik elektriği boşaltır, atmosferi temizler ve bitkilerin tozlaşmasını sağlayarak ekosistemi yeniler. Bu hadiseler, evrensel dengenin korunması adına icra edilen ilahi bir temizlik olduğu için, parçadaki yıkımına rağmen bütündeki nizamı koruması sebebiyle hüsnü bilgayrihi hükmündedir.

Musibetler ve Sabır: Hastalıklar veya maddi kayıplar insanı üzen ve sarsan hadiselerdir. Fakat dinimize göre musibetler, insanın acziyetini anlamasına, kibrini kırmasına ve yaratıcısına yönelmesine vesile olan birer uyarıdır. Kulun manevi mertebelerini yükselttiği ve günahlarına kefaret olduğu için, bu musibetler zahiren kötü gibi görünse de, kulun ahiret saadetini hazırlaması bakımından en büyük hüsnü bilgayrihi tecellilerinden biridir.

Özetle: Bir şeyin bizzat güzel olması onun mahiyetinden kaynaklanırken; bu örneklerdeki güzellik, o şeyin bir başkasına (sonuca, hikmete, ilahi murada) ayna olmasından kaynaklanır. Yani görünürde çirkin gibidir ama arka planda çok büyük bir guzelliğe hizmet etmektedir.

Paylaş