Musibetler, Hastalıklar, Engelli Doğumlar Neden Var

Sual: Allah’ın her işi güzelse musibetler, hastalıklar engelli doğumlar neden var?

Cevap: Bu soruya hem kaideler hem mantık hem de hikmet çerçevesinde birkaç cevap verilebilir.

Parça ve Bütün: Bir ressam, tablosunda derinlik ve ışık oluşturmak için siyah rengi kullanır. Siyah rengi tek başına fırçadan aktığı haliyle görürseniz karanlık ve çirkin diyebilirsiniz. Ancak tablo bittiğinde, o siyah rengin aslında beyazı ön plana çıkaran ve resme anlam katan vazgeçilmez bir unsur olduğunu anlarsınız. Hatta bazı ressamlar tablosunda sadece parlak renkleri kullanmaz; derinlik katmak için gölgeleri, karanlığı ve bazen grotesk ögeleri de kullanır. Bu, o ögelerin sanat değeri taşımadığı anlamına gelmez; aksine bütünün ihtişamını gösterir.

Hastalık: Sağlığın kıymetini fark ettiren bir vaziyettir. Normal zamanda birçok kimse en basit bir sağlık halinin bile büyük bir nimet oldugu hissini unutabilir. Fakat hastalık bu durumu ortaya çıkararak hiç düşünmediğimiz misalen nefes alıp vermek, rahat yiyip içebilmek gibi normal saydığımız şeylerin aslında büyük bir nimet olduğunu hatırlatır. Hastalık olmasaydı, sağlık kavramı sıradanlaşır ve bir şükür vesilesi olmaktan çıkardı ki hemen hemen herkes kendinde bu durumu müşahade etmiştir.

Engelli Doğum: Engelli bir doğum, zahiri bakışla bir eksiklik veya kusur gibi algılanabilir. Fakat bu durum hem o birey için günahsız bir hayatın ve ahiretteki yüksek derecelerin kapısıdır, hem de çevredekiler için şefkat, merhamet ve sabır gibi en yüce insani duyguların inkişafına vesile olur. Bu yönüyle engelli doğum, toplumun manevi dengesini sağlayan ve bencilliği kıran bir hüsnü bilgayrihi örneğidir; görünürdeki bedensel eksiklik, manevi bir mükemmelliğe hizmet eder.

Hüsnü bilgayr: Güzelliği, kendisi dışında bir şeye bağlı olan; başka bir sebeple güzel görünen şeydir.
Hüsnü bizzatihi: Güzelliği kendi zatından gelen; hiçbir dış sebebe bağlı olmadan güzel olan şeydir.

İsimlerin Tecellisi: Allah’ın eş-Şafi (Şifa veren), er-Rezzak (Rızık veren) veya er-Rahman (Merhamet eden) gibi isimlerinin tecelli etmesi için, bu isimlerin muhatabı olan hallerin varlığı gerekir.
Hastalık olmazsa Şafi ismi,
Açlık olmazsa Rezzak ismi,
Karanlık olmazsa Nûr ismi,
Yoksulluk olmazsa Muğnî ismi,
Acziyet ve musibet olmazsa Rahman ve Rahim isimleri tam manasıyla tezahür edemezdi. Kainatın bu zıtlıklar üzerine kurulu olması, ilahi sanatın tüm renkleriyle görünmesini sağlar. Örneğin oruçta kısa süreli bir aç kalma bile nimetin rızkın önemini kat kat arttırmaktadır.

Dünya İmtihan Yeridir: Musibetlerin varlığını sorgularken düştüğümüz en büyük hata, dünyayı mutlak saadet yeri yani cennet zannetmektir. Eğer dünyada hiçbir acı, hastalık veya engel olmasaydı, dünya; dünya olmaktan çıkar, imtihan sırrı bozulurdu ki bu da insanın yaratılış gayesine aykırıdır. İnsan bu dünyaya ahiretini kazanmak için gönderilmiştir ve burada karşısına çıkan engeller onun ahiretini kazanmasına bir vesiledir.

Musibetler insanın kibrini kıran, ona acziyetini hatırlatan, ölümlü olduğunu fısıldayan ve ruhunu olgunlaştıran birer uyarı gibidir. Eğer bu uyarılar olmasa insan bir noktada kendini ölümsüzmüş gibi tevehhüm edip dünyaya aşırı dalabilir ki bu da onun ahiretine çok ciddi zararlar verebilir. Bununla beraber bu musibetler insanı kâmil bir insan derecesine çıkarır ki tıpkı elmasın yüksek basınç ve sıcaklık altında kömürden ayrışması gibi, insan ruhu da zorluklarla pişer ve saflaşır.

Dinimize göre dünya, sonsuz hayatın çok kısa bir mukaddimesidir. Bu mukaddime neticesinde asıl evimiz belli olacaktır. Engelli bir bireyin veya ağır hastalık çeken birinin çektiği her anlık sıkıntı, sonsuz bir hayatta kat kat mükafatla karşılanacaktır.

Hadis-i Şerifte dediği gibi “Benim dünya ile ilgim ne kadar ki? Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonra da oradan kalkıp giden binitli bir yolcu gibiyim.”(Tirmizî, Zühd 44; İbn Hanbel, Müsned, I, 391)

Paylaş