Yeryüzünde yaşayan canlılara dikkatle bakıldığında, her birinin hayatını sürdürebilmesi için son derece hassas sistemlere ve şaşırtıcı davranışlara sahip olduğu görülür. Küçücük bir böcekten devasa bir balığa kadar bütün canlılar, sanki önceden öğretilmiş bir planı uygular gibi hareket eder. Bu durum bütün hayvanların sevki ilahi ile yönlendirildiğini gösterir. Avlanma, korunma, yuva yapma ve yavrularını besleme gibi hayati işler, hiçbir eğitim almadan ve deneme-yanılma sürecine ihtiyaç duymadan kusursuz bir şekilde gerçekleşir. Bu düzen, tabiatın içinde tesadüfle açıklanamayacak kadar ince bir hesap ve büyük bir hikmet barındırır.
Bu durum ayetlerde insana büyük bir tefekkür, açık bir delil olarak sunulmaktadır.
Üzerlerinde kanat çırpan dizi dizi kuşları görmezler mi? Onları havada Rahman olan Allah’tan başkası tutmuyor; doğrusu, O, herşeyi görendir. (Mülk 19)
Ve rabbin bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin. Sonra her türlü besleyici ürünlerden ye; rabbinin koyduğu kanunlara boyun eğerek çizdiği yollardan git!” Onların karınlarından, farklı renk ve çeşitlerde şerbet (kıvamında bir sıvı) çıkar ki onda insanlara şifa vardır. İşte bunda da düşünen bir topluluk için açık delil bulunmaktadır. (Nahl 68-69)
Bu canlıların ilk ortaya çıktıkları andan itibaren aynı davranışları eksiksiz yerine getirmeleri, onların gelişigüzel değil; belirli bir ölçü, ilim ve kudret ile var edildiklerini gösterir. Çünkü en küçük bir hata, o canlının neslinin devam etmesini engelleyebilirdi. Buna rağmen yeryüzünde sayısız türün varlığını sürdürmesi, her birinin hayat programının baştan beri kusursuz şekilde yerleştirildiğini gösterir. Bu gerçek, doğaya dikkatle bakan insan için derin bir tefekkür kapısı açar ve Allah’ın bütün kâinattaki tasarrufunu bizlere ispat eder.
Böyle sırlı hareket ve teknikler sonradan edinme, intibak kelimeleri ile izah edilemez; bu, onlara ALLAH tarafından bahşedilmiştir.
- Yavru somon balığı, yıllarca denizde
kaldıktan sonra, kendi öz vatanı olan nehire döner. Hem de tam doğduğu ırmağın nehire döküldüğü kıyıya.. Onu, böyle noktası noktasına tam eski yerine getiren şey nedir? Eğer bu balığı alıp da aynı nehire dökülen başka bır ırmağa koyacak olursanız derhal yanlış bir yolda olduğunu anlayacak, tekrar gerisin geriye dönecek, asıl nehire çıkacak, sonra nehrin aktığı istikametin aksine dönerek doğduğu ırmağa doğru yol alacaktır. - Bombardıman böceği, kendisine saldıran bir düşmanla karşılaştığında hemen kaçmaz. Karnında iki ayrı kimyasal madde taşır; bunları gerektiği anda bir araya getirir. Bu karışım aniden yüksek ısı ve basınç oluşturur; böcek adeta küçük bir patlama yaparak düşmanına yakıcı bir sıvı fışkırtır. Bu işlem öyle hassas bir dengededir ki, en küçük bir hata böceğin kendisini yakmasına sebep olurdu. Sonra tehlike geçince yoluna devam eder. İlk bombardıman böceğinin de aynı sistemi eksiksiz kullanmış olması gerekir; yoksa bugün bu canlı yeryüzünde varlığını sürdüremezdi.
- Örümcek, avını yakalamak için rastgele ipler savurmaz. Önce bulunduğu yere uygun bir noktayı seçer; ardından incecik ipek liflerini belirli bir ölçü ve geometriyle örmeye başlar. Ağın merkezine geldiğinde, titreşimleri en iyi hissedebileceği bir yer oluşturur. Bir sinek ağa değdiği anda örümcek titreşimi algılar ve hızla hareket eder. Bu ağ öyle hassas hesaplarla kurulmuştur ki, en ufak bir yanlışlık avın kaçmasına yol açardı.
- Bal arısı, kovanına döndüğünde balı rastgele depolamaz. Balmumundan altıgen şekillerden oluşan petekler yapar. Bu altıgen yapı, en az malzeme ile en fazla depolama alanı sağlayan bir sistemdir. Arılar bu peteklere balı yerleştirir, sonra üzerini ince bir tabaka ile kapatır. Böylece bal uzun süre bozulmadan saklanır. Bu düzen öyle kusursuzdur ki, matematiksel bir hesap gerektirir.
- Karınca, yaz günlerinde sadece karnını doyurmak için çalışmaz. Bulduğu yiyecekleri yuvasına taşır ve belirli bölmelere yerleştirir. Bazı karıncalar tohumları nemlenip filizlenmesin diye önce kurutur. Böylece kış geldiğinde hazır bir gıda deposu bulunur. Bu planlama öyle düzenlidir ki, sanki bir mühendis hesabı yapılmış gibidir.
- Guguk kuşu, kendi yuvasını yapıp yavrusunu büyütmez. Başka bir kuşun yuvasını dikkatle gözlemler. Ev sahibi kuş yuvadan uzaklaştığı kısa bir anda gelip yumurtasını bırakır ve hızla uzaklaşır. Yavru yumurtadan çıktığında, yuvadaki diğer yumurtaları dışarı iterek tek başına kalır. Böylece tüm yiyecek ona gelir. Bu davranış öyle hassas bir zamanlama gerektirir ki, en küçük bir gecikme başarısızlığa yol açardı.
- Kargalar hastalandıklarında veya parazitlendiklerinde, kanatlarını karınca yuvalarının üzerine açarak hareketsiz beklerler; buna “anting” denir. Bu şekilde karıncalar tüyleri arasına girer ve karganın bedenini sarar. Bu karıncaların salgıladığı formik asit, kargaların tüylerindeki mikropları ve parazitleri yok eden doğal bir antiseptik işlevi görür.
- Eşek arısı, bir çekirgeyi alteder. Toprakta bir çukur açar; iğnesi ile çekirgeyi öyle bir yerinden sokar ki, böcek ölmez. Fakat kendini kaybeder. Artık konserve edilmiş bir et gibidir. Sonra o sekilde yumurtlar ki, yavrular yumurtadan çıktığı zaman gıdalarını temin eden bu böceği öldürmeden ufak ufak koparıp ısırarak yiyecek vaziyettedirler. Ölü bir et yemek yavrucaklar için ölüm demektir. Sonra ana uzaklara uçar ve ölür; yavrularını hiç görmez.
- Yılan balığının sırrını çözmek ise daha güç. İnsanı hayretten hayrete düşüren bu mahlûklar, nesli üretecek hâle geldikleri zaman, dünyanın her tarafindaki göl ve nehirlerden, (Avrupa’dakiler de) binlerce mil okyanusu aşarak kopup gelirler; hepsi de Bermuda yakınlarındaki uçsuz derinliklere gelip, orada yavrular ve ölürler. Sadece uçsuz bucaksız bir su içinde olduklarından baska bir şey bilmiyorlarmış sanılan mini mini yavrular, gerisin geri yola çıkarlar. Sonunda da sadece kendi ana babalarının geldiği aynı sahile ulaşmakla kalmayıp, oradan da, ana babasının yaşadığı nehire, göle, yahut da gölcüklere giderler. Öyle ki, su olan her yerde, her zaman sürü sürü yılan balığı vardır. Şimdiye kadar Avrupa’da hiç bir Amerikalı yılan balığına, Amerika sularında da hiç bir Avrupa’lı yılan balığına rastlanmamıştır, Hattâ Allah, Avrupalı yılan balıklarının ömrünü uzun yolculuklarına göre, bir sene kadar, yahut da biraz daha fazla uzatmıştır.



