Naziat 30: Vel-arda ba’de żâlike dehâhâ. Bundan sonra da yeri döşeyip yaydı
Nebe 6: Elem nec’ali-l-arda mihâdâ(n).
Biz yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?
Sual: Naziat 30’da ve Nebe Süresi 6. Ayette geçen yeri yayıp döşedi ya da yeryüzünü bir döşek yapmadık mı ifadeleri dünyanın düz olduğuna delil mi? Bazıları bunu dünyanın düz oluşuna delil olarak kullanıyor?
Cevap: Yaptıkları ciddi bir hatadır zira Kur’an-ı Kerim hakkında ilk söz sahibi Hz. Peygamber sonra ashabı sonra da dinimizin önde gelen âlimleridir. Ne Peygamber Efendimiz’den ne de ashabından dünyanın düz olduğuna dair herhangi bir ifade yoktur. Aynı şekilde ilk dönem alimleri bu ayetleri inceleyerek dünyaya düz dememiş aksine dünyanın küresel olduğunu kabul etmişlerdir.
Sadece Kuran’ı Kerim’de geçen bir ifadeye yüzeysel olarak nazar edip fikir beyan etmek büyük problemlere yol açabilir. Bunun yerine konuyla alakalı bütün ayetlere bakıp o ayetlerle ilgili müfessirlerin yorumlarına nazar edip ona göre hareket etmek elzemdir. Bu şekilde hakkaniyetle ayetlere bakanlar dünyanın düz olduğuna dair fikirlerinden elbette vazgeçecektir.
İkincisi bu iddia bazı gayrimüslimler tarafından işte Kuran dünyaya düz dedi diye yayılmaya çalışılıyor fakat durum iddia ettiklerinin tam tersine Ehli Sünnet alimlerinin tefsirlerinde dünyanın küresel/yuvarlak yapısına delil sayılmıştır.
İlk olarak konuyla alakalı Tercümanu-l Kur’an olan Abdullah bin Abbas’ın yorumu konunun net olarak anlaşılmasını sağlayacaktır. İbn Abbas (r.a.) ve bazı tabiin alimleri kanalıyla aktarılan çok meşhur bir benzetme bulunmaktadır. İbn Abbas (r.a), Enbiya Suresi 33. ayette geçen “Her biri bir yörüngede (felek) yüzmektedir” ifadesini açıklarken; gök cisimlerinin ve dünyanın durumunu (ke-feleki’l-mığzel) yün eğrilen iğdeki yumak veya değirmen taşı gibi yuvarlak bir döngüye benzetmiştir. Burada dünyayı yumağa yani küreye yörüngeleri de yün eğrilen iğe benzetmiştir.
Bahsedilen Ayetler Hakkındaki Tefsirler
Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210)
Eser: Mefâtîḥu’l-Gayb (Ra‘d 3 ve Gâşiye 20 Tefsiri)
“Bazıları ‘Yeri yayıp döşedik’ (satıh) ayetini dünyanın düz olduğuna delil sanıyorlar. Bu cahilliktir. Çünkü yer küre şeklinde olsa bile, büyüklüğü sebebiyle bakıldığında düz bir satıh (yüzey) gibi görünür. Ayetteki ‘yayma’, üzerinde yaşanabilir genişliği ifade eder. Nitekim ‘Geceyi gündüzün üzerine doluyor’ ayeti, yeryüzünün kürevî olduğuna dair kesin bir dini nass (metin) hükmündedir. Çünkü dolama ancak yuvarlakta olur.”
Adudüddin el-Îcî (ö. 756/1355)
Eser: el-Mevâkıf fî İlmi’l-Kelâm
Sünni kelam ilminin en temel başvuru kaynaklarından biri olan el-Mevâkıf’ın müellifi olan Îcî’nin açıklaması şöyledir: “Yeryüzü, merkezde duran bir küredir. Kur’an’daki ‘Yeri yayıp döşedik’ (Naziat 30) ayeti, onun bir küre olmasına engel teşkil etmez. Çünkü küre çok büyük olduğunda, onun her bir parçası bakan göz için düz bir satıh (yüzey) gibi görünür. Bu sebeple ayetteki ‘döşeme’ ifadesi, insanların üzerinde kolayca yerleşebilmesi ve yürüyebilmesi için yaratılan genişliği anlatır. Lakin cismin hakikati, ‘gecenin gündüz üzerine sarılması’ ayetinin de işaret ettiği üzere yuvarlaklıktır. Ay ve güneş tutulmaları ile yıldızların farklı enlemlerdeki konumları bu küreselliğin kesin burhanlarıdır.”
Şah Veliyyullah el-Dihlevî (ö. 1176/1762)
Eser: el-Hüccetullâhi’l-Bâliga
“Allah Teâlâ kainatı mükemmel bir nizam üzerine kurmuştur. Kur’an’da yerin ‘yayılması’ (satıh), onun üzerindeki beşeri hayatın genişliğini ifade ederken; ‘tekvir’ (dolama) ise onun hakiki şeklini ifade eder. Yeryüzünün küre olması, Allah’ın ‘Yaratmasında hiçbir kusur göremezsin’ ayetinin bir tecellisidir. Çünkü küre, geometrik olarak en kâmil ve her yönden dengeli olan şekildir.”
Elmalılı Hamdi Yazır (ö. 1942)
Eser: Hak Dini Kur’an Dili (Zümer 5 ve Naziat 30 Tefsiri)
‘Ve ondan sonra yeri yayıp yuvarlattı (dehâhâ).’ Naziat suresindeki ‘dehv’ kelimesi, sadece yaymak değil, deve kuşunun yumurtasını bıraktığı yer ve o yuvarlak şekil ile de alakalıdır. ‘Tekvir’ ayetiyle birleştiğinde Kur’an’ın, dünyanın şeklini beyzî (elips/yumurta benzeri) bir küre olarak tarif ettiği açıkça görülür. Kur’an, bilimin asırlar sonra ulaştığı bu gerçeği ‘tekvir’ lafzıyla kalplere nakşetmiştir.”



