Sual: Kur’an-ı Kerim’de namaz olmadığı söyleniyor. Bu doğru mudur?
Cevap: Kesinlikle yanlıştır. Zira “salat” kavramını sadece “dua” veya “yardımlaşma” şeklinde yorumlayarak fiziksel ibadeti (namazı) reddeden iddialar , Kur’an’ın kendi bütünlüğünü göz ardı etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de salat kavramı ağırlıklı olarak namaz şeklinde kullanılmakla beraber bazı ayetlerde dua, rahmet, istiğfar şeklinde de kullanılır. Burada sadece dua yardım ya da rahmet şeklinde kullanılan ayetleri göz önüne vererek namaz anlamında kullanılan ayetleri göz ardı etmektedirler. Bu Kur’an-ı Kerim’e karşı büyük bir cinayettir. Zira Kur’an-ı Kerim kendi içinde bir bütündür ve bu konudaki ayetlerin hepsi beraber değerlendirilmelidir.
Kur’an-ı Kerim, her kelimesi hikmetle örülmüş bir bütündür. Bazı çevrelerin “salat” kelimesini sadece “yardımlaşma” veya “zihinsel bir yöneliş” parantezine hapsederek fiziksel ibadeti inkar etme çabaları, bizzat ayetlerin bağlamı ve mantıksal örgüsü karşısında hükümsüz kalmaya mahkumdur.
1-) Abdestin Zarureti
Maide Suresi 6. ayette Allah, namaza kalkacağımız zaman yüzümüzü ve kollarımızı yıkamamızı, başımızı meshetmemizi emreder. Ayrıca ayetin devamında su bulamazsanız teyemmüm edin demektedir. Eğer iddia edildiği gibi “salat” sadece yardımlaşma veya zihinsel bir destek olsaydı, o halde her hayır işinden, her infaktan ve her iyilikten önce suyla abdest alma ya da teyemmüm alma şartı getirilmiş olurdu. İyilik yapmanın, bir yoksulun elinden tutmanın “abdest” gibi fiziksel bir ön hazırlığa bağlanması hayatın doğal akışına ve ayetin maksadına aykırıdır. Abdest, belli bir vakitte icra edilen fiziksel bir ibadetin kutsal hazırlığıdır.
2-) Cephede Namaz ve Bölüklerin Taksimi
Nisa Suresi 102. ayet, savaşın en hararetli anında bile namazın nasıl kılınacağını tarif eder. “Bir bölük seninle namaza dursun, ve silahlarını yanına alsın…” buyurulur ve hemen ardından “bunlar secde ettiklerinde” ifadesi geçer. Eğer “salat” yardımlaşma olsaydı, yardımlaşmadan önce yanlarına silah almaları gerekecekti ve hemen ardından secde ettiklerinde demesiyle her yardımdan önce bir de secde etmeleri gerekecekti. Görüldüğü üzere bu şekil bir anlam vermek sadece ayeti tahrif etmek anlamını bozmaktır. Dolayısıyla bu ayette kasıt namazdır ve namaza durulduğu zaman yanlarına silahları alırlar secde ederler namazları bitince diğer grup namaza durur.
3-) Vakit ve Mekân Kaydı
Ayetlerde namazın “vakitli bir farz” olduğu belirtilir. “…Şüphe yok ki namaz, müminler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir” (Nisa 103) “Gündüzün iki tarafında, gecenin de gündüze yakın saatlerinde namaz kılın…” (Hud 114) buyrulur. Bunlarla beraber namaz kılarken yönü Mescid-i Haram’a (Kıbleye) dönülmesi gerektiği (Bakara 144) açıkça zikredilir.
Yardımlaşmanın vakti olmaz, yardımlaşmanın gündüz gece ayrımı olmaz, yardımlaşmanın yönü (kıblesi) olmaz. Bir yetime yardım etmek için güneşin doğmasını ya da batmasını beklemek veya yüzünü Kâbe’ye dönmek gerekmez. Ancak bu ifadeler namaz ibadetiyle anlam kazanır. Vakitleri, yönü, günde kaç kez kılınacağıyla namaz, belirli bir zamanda, belirli bir yöne yönelerek ifa edilir. Dolayısıyla bu ayetlerde bahsedilen namaz ibadetidir.
4-) Rüku ve Secdenin Varlığı
Kur’an’da defalarca geçen “…Rüku edenlerle birlikte rüku edin” (Bakara 43) “…Tavaf edenler, ibâdet kastıyla orada kalanlar, rükû ve secde edenler için evimi tertemiz tutun!” diye emretmiştik” (Bakara 125) emri, bu eylemin toplu veya tek olarak bedensel bir formda olduğunu ispatlar. Zihinsel bir yardımlaşma eyleminde “rüku” veya “secde” gibi fiziksel terimlerin kullanılması, kelimenin ruhuna ayetin anlamına aykırıdır.
Sonuç Olarak: Ayetleri anlamından koparmadan okuyan herkes namazın Kuran’da geçen bir ibadet olduğunu elbette kabul edecektir. Zira abdest alınarak, su yoksa teyemmüm ederek, Kâbe’ye dönerek, rükû ve secde ederek yapılacak tek ibadet namazdır.



