Psikolojiye göre Allah inancı (Aşkınlık, Transcendence) Gereklidir

Psikoloji dünyasında aşkınlık (transcendence), bireyin kendi benliğinin sınırlarını aşarak daha büyük, kutsal veya nihai bir gerçeklikle bağ kurma kapasitesi olarak tanımlanır. Psikolojinin enlerinden modern araştırmacılara kadar pek çok isim, bu ihtiyacın insan doğasındaki yerini incelemiştir. Bu incelemeler neticesinde kendi tabirleriyle transcendence bizim tabirimizle Allah inancına olan ihtiyaç ortaya koyulmuştur. Bu ihtiyaç sadece cennet ve cehennem için değil dünya hayatı için de geçerlidir. Dünya hayatını psikolojik olarak rahat geçirebilmek için de bu inanca duyulan ihtiyaç gözler önüne serilmiştir.

İşte aşkınlık ve inanç ihtiyacı üzerine öne çıkan bazı psikolojik yaklaşımlar ve araştırmalar:

1-) Viktor Frankl: Logoterapi ve Anlam İhtiyacı

Varoluşçu psikolog Viktor Frankl, insanın temel motivasyonunun haz veya güç değil, anlam bulma arayışı olduğunu savunur. Frankl’a göre insan, kendi dışında bir değere veya güce (aşkın bir varlığa, Allah’a) yöneldiğinde tam olarak insan olur. İnsanın Anlam Arayışı kitabında, toplama kamplarındaki gözlemlerine dayanarak, aşkın bir inanca veya amaca sahip olanların ruhsal direncinin çok daha yüksek olduğunu belirtir.

2-) Abraham Maslow: Kendini Aşma (Self-Transcendence)

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesinde genellikle kendini gerçekleştirme bilinir; ancak Maslow, ömrünün son yıllarında piramidin tepesine kendini aşma (self-transcendence) katmanını eklemiştir. Maslow’a göre birey, sadece kendi potansiyelini gerçekleştirmekle kalmayıp, kendinden daha yüce bir şeye yani ilahi olana hizmet ettiğinde en yüksek psikolojik doyuma ulaşır.

Yukarıdaki bilim adamlarının ortak çıkarımları şu noktadadır: Herhangi bir birey hayatında karşılaşacağı sıkıntıları daha rahat atlatabilmek, önüne çıkan zorluklarla net bir mücadele verebilmek, ruhun sağlıklı kalabilmesi, kişinin kendi içinde var olan potansiyeli ortaya çıkarabilmesi gibi nedenlerden dolayı Allah inancı gereklidir. Eğer kişi Allah inancından koparsa (özellikle günümüz insanının yaşamış olduğu bunalımlar) çok büyük ölçekte ruhi bunalımlar ile karşı karşıya kalacaktır.

Güncel Bilimsel Çalışmalar ve Bulgular

Son yıllarda Pozitif Psikoloji ve Nöro-teoloji alanlarında yapılan çalışmalar, inancın psikolojik gerekliliğine dair somut veriler sunmaktadır:

Psikolojik Dayanıklılık (Resilience): Araştırmalar, aşkın bir güce inanan bireylerin travma, kayıp ve kronik stresle başa çıkmada daha başarılı olduğunu göstermektedir. İnanç, kontrol edilemez durumlar karşısında bir güven zemini sağlar ve kişinin psikolojik olarak dayanma kuvvetini yüksek ölçüde arttırır.

Pargament’in Dini Başa Çıkma (Religious Coping) Ölçeği: Kenneth Pargament’in çalışmaları, Allah ile kurulan güvenli bağlanma ilişkisinin (Allah’ı koruyucu ve sevgi dolu görme), depresyon ve kaygı oranlarını anlamlı ölçüde düşürdüğünü kanıtlamıştır. Bu durum dinimizde var olan “Kalpler Allah’ı zikretmekle mutmain olur” (Rad 28) ayetinin ispatı hükmündedir. Kişi Allah’la kurduğu bu bağı ne kadar geliştirirse o ölçüde zihinsel doyuma ulaşır.

Hormonal Etkiler: Dua, meditasyon veya aşkın bir varlığa yönelme anlarında beyindeki kortizol (stres hormonu) seviyesinin düştüğü ve ön lobun (muhakeme ve sakinlik bölgesi) aktive olduğu nörolojik görüntüleme teknikleriyle saptanmıştır. Dua kulun kendini küçük görüp büyük bir varlığa yönelme durumudur. Hal böyle olunca kişi “Benim bütün sorunlarımı çözecek Biri var” düşüncesiyle kaygıyı atlatabilir ve rahatlayabilir.

Tahlil Sonucu: Psikoloji perspektifinden bakıldığında, Allah inancının gerekliliği ifadesi genellikle insanın aşkınlık ihtiyacı üzerinden okunur. İnsan zihni, belirsizliği gidermek, anlam inşa etmek ve ölümlülük kaygısıyla baş etmek için kendisinden daha büyük, değişmez ve mutlak bir referans noktasına ihtiyaç duyar. Bu bağlamda inanç; sadece kültürel bir öğe değil, zihnin dengeye (homeostazi) ulaşması için işlevsel bir mekanizma olarak değerlendirilmektedir.

Sual: Bu araştırmaları yapanlar neden Aşkın Güç terimini kullanıyorlar?

Cevap: Batılı psikologlar ve bilim insanları bu terimi genellikle şunlardan dolayı tercih ederler. Sadece teistik (tek tanrılı) inançlara sahip olanları değil, panteistleri veya farklı spiritüel anlayışlara sahip bireyleri de çalışmaya dahil edebilmek için. Bilimsel literatürde Tanrı veya Allah kelimeleri dini bir aidiyet bildirirken, aşkınlık (transcendence) bu durumun psikolojik ve zihinsel boyutuna da vurgu yapar.

Not: Aşkın varlık derken kastettikleri çoğunlukla Allah İnancıdır.

Paylaş