Dünyanın Kamburu: Siyonizm

Nekbe (1948): Filistinliler için ‘bir trajedi, felaket, toprak kaybı, katliam, ve birçoğunun zorunlu göçü’ olarak kabul edilir ve Arapça “Büyük Felaket” anlamına gelir. Nekbe’de yaklaşık bir yıl içerisinde 1 milyona yakın Filistinli topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır. Nekbe’den bu yana işgali genişleten İsrail, 27 bin kilometrekare olan yerleşimini 85 bin kilometrekareye çıkarmış durumda.

Bu durumu Ilan Pappé şöyle özetlemiştir: 1948’deki olaylarda çok sayıda Filistinli sistematik şekilde yerinden edilmiştir.(1)

Yahudiler, Filistinlileri kendi yurtlarından zorla göç ettirdikleri gibi uluslararası hukukta da kendilerini haklı çıkarmaya çalışmaları işin ayrı bir komedisidir.

Siyonizmle mücadele, tarihsel süreçte özellikle Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşimlerini ve milliyetçi faaliyetleri kısıtlama çabalarıyla başlamıştır. Bu mücadele; düşman uyruklu Yahudilerin tehciri, toprak alımlarının yasaklanması ve Osmanlı uyruğuna geçişin teşviki gibi güvenlik odaklı idari önlemleri kapsamıştır. Bu önlemlerin önemi ileriki süreçte çok daha iyi anlaşılmaktadır.

Tarihsel Süreçte Siyonizmle Mücadele

Osmanlı Dönemi: I. Dünya Savaşı sırasında, Filistin’de Siyonist hareketin faaliyetleri bir tehdit olarak görülmüş ve güvenlik önlemleri artırılmıştır. Gelişen süreç ve siyonistlerin günümüzde yaptıkları Osmanlı Devleti’nin bu konudaki haklı tutumunu göstermektedir.  Osmanlı hükümeti, düşman devletlerin tebaasında bulunan Yahudileri Osmanlı uyruğuna geçmeye davet etmiş, bunu kabul etmeyenler Filistin’den ihraç edilmiştir.

İdari Tedbirler: Kudüs, Akka, Nablus gibi bölgelerde Yahudilerin arazi edinmeleri, emlak alımları yasaklanmış ve bu konuda sıkı yoklamalar yapılmıştır. Yahudilerin geçmişten günümüze yaptıkları zulüm, Filistinlilerin arazilerine zorla el koyma gibi uygulamaları tarihsel süreçte kendileriyle mücadele eden Osmanlı yöneticilerinin ileri görüşlülüğünü bir kez daha ortaya çıkarmıştır.

İdeolojik Mücadele: Siyonizm, akademik kaynaklarda Yahudi milliyetçiliğine dayalı bir devlet kurma hareketi olarak tanımlanır. Nitekim Siyonistler devlet kurduktan sonra uygulama olarak Yahudi milliyetçiliğini esas alan ırkçı, zalim, zorba bir tutumla asıl amaçlarının devlet kurmak ya da kendilerine yaşam alanı oluşturmak değil tamamıyla vadedilmiş topraklar hayaliyle hareket ettikleri görülmektedir.

Bu konuda Edward Said şöyle demektedir: Siyonizm, yalnızca bir ulusal hareket değil, aynı zamanda Filistin’in demografik ve siyasi yapısını değiştirmeyi hedefleyen bir projedir. (2)

Sual: Peki Avrupalı devletler bu işin içinde mi?

Elcevap: Avrupalılar geçmişteki sömürge faaliyetlerini zamana uydurarak devam ettirmektedirler. Geçmişte zor kullanarak başka milletlere müdahale eden Avrupalı devletler günümüzde bu işi ticari şirketler aracılığıyla yapmaktadır. Yer altı kaynakları yönünden zengin ülkelere dikkat edilirse çok sayıda yabancı şirketin bu topraklarda olduğu görülecektir. Aynı şekilde Orta Doğuda’da siyasi ve askeri otoriteyi kaybetmek istemedikleri için İsrail devletini “ileri karakol” gibi görmektedirler. Bundan dolayı Avrupa’daki devletler İsrail’i her konuda desteklemektedir.

Bu durumu Arno J. Mayer söyle özetler: Ortadoğu’daki çatışma Avrupa emperyalizmiyle bağlantılıdır. (3)

Yahudilerin diğer milletleri kendilerinden aşağı gördüğü, onları ikinci sınıf insan kategorisine koydukları herkesin malumu olan bir durumdur. Bu durumu artık gizlemeye ihtiyaç bile duymuyorlar.

Shas Partisi’nin ruhani lideri ve İsrail eski Başhahamı Ovadya Yosef, 16 Ekim 2010 Cumartesi günü verdiği vaazda aynen şöyle diyordu:

“Goylar bize hizmet için doğarlar. Yalnızca İsrail halkına hizmet için. Bunu yapmazlarsa dünyada yerleri yoktur. İsrail’de ölümün hükmü onlara geçmiyor. Yahudi olmayanların da herkes gibi ölmeleri gerek. Ama gelin görün ki, Tanrı onlara uzun ömür veriyor. Neden mi? Düşünün ki, eşeğiniz öldü. Ne olur? Para kaybedersiniz. Çünkü o hizmetkarınızdır. İşte onun için ömürleri uzun. Yahudiler için iyi çalışsınlar diye. Yahudi olmayanlar neden gerekli? Çünkü çalışacaklar, ekip biçecekler. Biz de efendi gibi oturup yiyeceğiz. Goyların yaradılış sebebi budur.”

Diğer milletleri kendilerine hizmetkâr ve aşağılık görmeleri Yahudilerin zihniyetinin ne kadar kirli olduğunu görebilmek açısından önemlidir. Bu açıklamalar aynı zamanda İsrail’in kuruluş amacının bir özetidir ve siyonizme inanan bütün Yahudilerin ortak düşüncesidir.

Not: Yahudiler goyim kelimesini diğer milletleri aşağılamak için kullanır.

–Yalnız Yahudiler insandır. Goyim ise hayvandır. (4)

–Goyim’in en iyileri bile öldürülmelidir.(5)

Sonuç olarak: Siyonist zihniyete sahip dünyaya oranla bir avuç kalan Yahudilerin vadedilmiş topraklar amacıyla hareket ettikleri artık aşikârdır. Arkalarına Avrupalı devletleri de alarak Orta Doğu’da terör estiren, komşularına zulümdan başka bir şey götürmeyen bu kirli zihniyet elbet yakın bir zamanda tarihin karanlığına gömülecektir. Bizlere düşen görev nerede olursak olalım Yahudilerle mücadele etmektir zira insanlığa zararlı olan her taşın altından bunlar çıkmaktadır.

Sual: Yahudilerin yıkılışı yakın mıdır bu konuyla alakalı bir hadis var mıdır?

Elcevap: Evet yıkılışları yakındır. Zira Yahudilere ait olan 80 yıl laneti yani tarihte kurdukları hiçbir devletin 80 seneyi geçmemesi, ebced hesabı yapan bazı kıymetli kişilerin İsrail’in yıkılmasının yakın olduğunu söylemesi ve bu konuyla ilgili hadisin olması İsrail’in çok yakın bir gelecekte yıkılacağını göstermektedir.

Hadis: Müslümanlar, Yahudilerle savaşmadıkça kıyâmet kopmaz. Bu savaşta Müslümanlar, Yahudileri öldürürler. Sonunda bir Yahudi bir taşın, bir ağacın ardına gizlenir. Bunun üzerine o taş, o ağaç şöyle der: ‘Ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! İşte arkamda saklanan bir Yahudi; gel öldür onu.’ Yalnızca Garkad ağacı bir şey söylemez. Zira o Yahudi ağacıdır. (6)

Kaynaklar:

(1): The Ethnic Cleansing of Palestine, sayfa 13

(2) The Question of Palestine, sayfa 8

(3) Plowshares into Swords, sayfa 18

(4) Keribot 6b.

(5) Avodak Zara 26b.

(6) Buharî, Cihâd 9, Menâkıb 25; Müslim, Fiten 79, 82; Tirmizî, Fiten 56; İbn Mâce, Fiten 36; Ahmed, Müsned, II, 131, 149.

Paylaş