Üniversite eğitimine başlayan gençlerin inançlarından, fikirlerinden ve yaşam tarzlarından ödün vermeleri, günümüzde pek çok kimsenin müşteki olduğu (şikayet ettiği) toplumsal bir gerçektir. Bu kopuşun arkasında yatan pek çok amil (sebep) bulunmakla birlikte, özellikle üç ana faktör ön plana çıkmaktadır:
Birincisi; Konformizm, Sosyal Uyum: Bireyin, içinde bulunduğu grup tarafından dışlanmamak veya kabul görmek adına kendi fikir, inanç ve davranışlarını çoğunluğun standartlarına göre esnetmesi durumudur. Kişi üzerinde hissettiği grup baskısı neticesinde, ortama uyum sağlamak adına kendi doğrularından taviz verebilir. Bu durumun temel muharrik gücü, o ortamdaki baskın çoğunluğun yaşam tarzı ve inanç pratikleridir. Çoğunluğun tesiri altında kalan genç, zamanla bu baskının manipülasyonuna uğrar; fikri dünyasında ve yaşantısında ciddi kırılmalar baş gösterir. Nitekim dindar ailelerin, çocukları üniversiteye gittikten sonra onlarda gözlemlediği manevi gerilemeler bu durumun tecrübeyle sabit bir tezahürüdür.
İkincisi; Kültürel Asimilasyon, Erime: Bireyin yeni girdiği ortama adapte olmaya çalışırken, kendi kültürel ve sosyal geçmişini tamamen terk edip baskın kültüre entegre olması ve onun içinde adeta erimesidir. Bu durum, özellikle belirli ideolojik grupların veya seküler hegemonya oluşturan odakların yoğun olduğu üniversitelerde net bir şekilde gözlemlenir. Bu tür ortamlara dışarıdan gelen gençlerin, maruz kaldıkları yoğun propaganda ve mahalle baskısı neticesinde, bir süre sonra kendilerini var eden değerlere yabancılaşarak o baskın gruplarla aynı fikirleri paylaşmaya başladıkları görülmektedir.
Üçüncüsü; Mekân Değişimi ve Bağımsızlık İllüzyonu: Yaşadığı şehirden ayrılıp başka bir şehre okumaya giden gençlerin karşılaştığı serbestiyet durumudur. Aile kontrolünden ve alıştığı güvenli sosyal çevreden uzaklaşan kişi, ani bir bağımsızlık hissiyle kendini dilediğini yapabilecek bir konumda bulur. Henüz fikri ve ruhi olgunlaşma evresinde olan genç, bu kontrolsüz özgürlük zemininde kendini yavaş yavaş farklı yaşam tarzlarının kollarına bırakır. Eğer kişi bu geçiş sürecinde kendini muhafaza edecek bir direnç noktası bulamazsa, karşıt fikirlerin ve popüler kültürün esiri haline gelir.
Sual: Bu fikri ve manevi tahribata karşı nasıl önlem alınabilir?
Cevap: Zamanımız, eski devirlerden farklı olarak dinsizlik cereyanlarının felsefi ve teknolojik imkanlarla organize bir şekilde İslam’a hücum ettiği dehşetli bir dönemdir. Böyle bir vasatta bir gencin, sadece kendi şahsi bilgi, beceri ve iradesiyle bu devasa dalgaya tek başına karşı koyması neredeyse imkansızdır. Şahsi mukavemetin yetersiz kaldığı yerde, dışarıdan toplumsal bir destek mekanizması şarttır.
Bu tahribattan kurtulmanın yegane yolu, bireysel direnç yerine şahs-ı manevi diyebileceğimiz topluluk halinde manevi bir duruş sergilemektir. Genç birey, üniversite hayatı boyunca kendisini inançsal olarak besleyecek akli ve kalbi argümanlara (tahkiki imana) yönelmeli; aynı zamanda sosyal yaşamında kendisini muhafaza edecek, dinin emir ve yasaklarını hassasiyetle yaşayan nitelikli arkadaş çevrelerine dahil olmalıdır. Fırtınalı bir denizde tek bir tahta parçasıyla hayatta kalınamaz; dalgalara ancak sağlam bir geminin içinde, yani hak üzere kenetlenmiş bir topluluğun manevi kuvvetine istinat ederek karşı konulabilir.



