Akıl (Akl-ı Selim), Duyu Organları (Havass-ı Selime) ve Nakil (Haber-i Sâdıka) ile Gerçeğe Ulaşmak

İmam-ı Maturidi Kitâbü’t-Tevhîd adlı eserine doğrudan bu konuyla başlar. Kitabın ilk ana bölümü Bilgi Edinme Yolları (Esbâbü’l-İlim) başlığını taşır. İmam-ı Maturidi bu eserinde “Asıl itibariyle yaratıklar için bilgi edinme yolları üçtür” diyerek bu üç maddeyi zikreder.

Özellikle Kelâm usulünde bu üç unsur, insanın doğru bilgiye ulaşmasını sağlayan üç temel kaynak olarak kabul edilir. Herhangi bir insan, dünyayı ve hakikati bu üç kanal sayesinde kavrar. Bu kaynaklar hem kendi başlarına birer bilgi üretir hem de birbirlerini dengeleyerek insanın yanılgıya düşmesini engeller.

1. Akl-ı Selim (Sağlıklı / Önyargısız Akıl)

Kelime anlamı olarak sağlam, kusursuz, ihtiraslardan ve önyargılardan uzak akıl demektir. Kelamda akıl, sadece mantık yürüten soğuk bir mekanizma değil; doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırabilen temiz bir yaratılış (fıtrat) boyutu taşır. Çıkarların, aşırı öfkeden doğan körlüğün veya toplumsal baskıların etkisinde kalmamış akıldır.

Örnek Olarak:

–Bir nesnenin aynı anda hem siyah hem beyaz olamayacağını bilmek için laboratuvara veya habere ihtiyaç yoktur; akıl bunu doğrudan bilir.

–Bir şey aynı anda hem var hem yok olamaz buna çelişmezlik ilkesi denir. Yani Güneş hem var hem yok olamaz ya vardır ya yoktur.

–Parça, bütünden daha küçüktür. Bir araba tekerleğinin arabadan daha küçük olduğunu bilmek.

— Bir arkeolojik kazıda yerin altında muntazam taş kesimleri, sütunlar ve hiyeroglifler bulunduğunda, akl-ı selim buraya hiçbir insan eli değmediğini iddia eden tesadüf fikrini reddeder. Der ki: “Bir sanat varsa, bir sanatkar olmak zorundadır.” Aynı şekilde zerreden kürreye, atomdan galaksiye var olan bütün sanat eserleri de arkasında mutlak bir Zatın varlığına delildir demektir.

2. Havass-ı Selime (Sağlıklı Duyu Organları)

Herhangi bir hastalık, engel veya yanılsama taşımayan, biyolojik fonksiyonlarını tam olarak yerine getiren beş duyu organıdır (Göz, kulak, burun, dil, ten). Dış dünyadan yani fiziksel evrenden veri toplamanın tek yoludur. Tamamen ampirik (deneysel) ve gözlemsel bilgilerdir. Bilimsel verilerin temeli buraya dayanır.

Örnek olarak:

— Bir tıp laboratuvarında mikroskop altında bir bakterinin hareketini incelemek veya teleskopla bir gezegenin yörüngesini gözlemlemek, duyuların teknolojiyle büyütülmüş selim (doğru) kullanımına örnektir.

–Bir ekmeğin taze mi yoksa küflü mü olduğunu kokusundan ve dokusundan anlamak.

–Gözün ateşi görmesi, tenin onun sıcaklığını hissetmesi.

–Deniz suyunun tuzlu olduğunu tat alma duyusuyla bilmek.

–Formülize edilen kimyasal bir reaksiyonun laboratuvarda renginin değiştiğini gözlemlemek.

3. Haber-i Sâdık (Doğru / Güvenilir Haber)

İnsanın ne tek başına aklıyla üretebileceği ne de duyu organlarıyla gidip görebileceği, zaman ve mekân sınırlarını aşan bilgileri bize ulaştıran güvenilir kaynaklardır. İslam düşüncesinde ikiye ayrılır:

Mütevatir Haber: Yalan üzere birleşmeleri aklen imkansız olan büyük bir topluluğun, kendileri gibi bir topluluktan aktardığı kesin haberlerdir.

Resulün Haberi (Vahiy): Mucizelerle peygamberliği kanıtlanmış bir elçinin Allah’tan getirdiği vahiydir (Kur’an-ı Kerim ve sahih sünnet).

Örnek Olarak:

Hayatımızda hiç gitmemiş olsak bile Tokyo diye bir şehrin varlığından, ya da tarihte Fatih Sultan Mehmet diye birinin yaşadığından %100 emin olmamız haber-i sâdık sayesindedir.

Aynı şekilde 124 bin peygamberin getirdiği ve hepsi iman ve tevhid noktasında aynı olan hakikatlerdir ki şu an yaşayan hiçkimse bu Peygamberleri çıplak gözle görmedi fakat getirdikleri hakikatler haberi sadıktır. Zira yalanda birleşmesi mümkün olmayan, birçoğu birbirinden habersiz olmasına rağmen aynı hakikatleri haykıran, yaşadıkları zamanlarda kendi toplumlarının en güzel örnekleri olan Peygamberlerin getirdiği hakikatler elbette haberi sadıktır.

Özetleyecek olursak: Şehadet alemini yani kâinatı anlamak için duyu organlarımızı kullanırız. Duyulardan gelen verileri işlemek, mantık kurmak ve sınırı çizmek için aklımızı devreye sokarız. Aklın ve duyuların ulaşamadığı tarihi süreçleri ve eski olayları anlamak için ise doğru habere yani nakle güveniriz. Bu üçü birleştiğinde insanda tam ve dengeli bir bilgi sistemi oluşur.

Bu noktada gözümle görmediğime inanmam diyen itirazlara karşı Akl-ı Selim, Havass-ı Selime ve Haberi Vahid ortaklaşa olarak şu cevabı verir: “Gözünle görmediğin Bağdat’ın veya New York’un varlığına inanıp tarihte sadece adını bildiğin birinin varlığına sonuna kadar inanıyorsun da tarihin en güvenilir insanı olan El-Emin lakaplı Hz. Muhammed’in (s.a.v.) on binlerce şahitle bize ulaştırdığı vahye neden ‘gözümle görmedim’ diyerek itiraz ediyorsun?

Paylaş