Sual: Allah bizi neden dünyaya gönderdi bize sordu mu seni sınayacağım diye. Ben bu kadar kötülüğü neden çekiyorum?
Cevap: Varlık Hayr-ı Mahz’dır, Yokluk ise Şerr-i Mahz’dır. Yani var olmak bizzat hayırdır; varlığın kaynağı olan Allah ise Hayr-ı Mahz’dır, yani mutlak ve saf iyiliktir. O’ndan kötülük (şer) sadır olmaz. Bunun zıddı olarak adem yani yokluk, Şerr-i Mahz’dır, yani mutlak kötülüktür. Hayır ve şer ondandır fakat ikisi de insanın maddi manevi terakkisi için elzemdir. Bir demir parçasını kılıç yapmak için yüksek sıcaklık altında defalarca döverler ve sonunda elde bir kılıç olur. Bu durum demire kötülük değil tam tersine ondaki potansiyeli ortaya çıkarmak için iyiliktir.
Ancak bu durumda, Allah sizi yaratmayıp yoklukta bıraksaydı, size en büyük şerri yapmış olurdu. (Haşa Allah abes iş yapmaktan, zulmetmekten münezzehtir) Çünkü varlık dünyasındaki potansiyeli, bilinci, hissetmeyi ve bütün imtihanların sonucunda ebedi cenneti tatma imkanını size hiç vermemiş olurdu. Sizi var ederek, size hayrın kapısını açmıştır. Demek ki yaratılış yani mevcudat alemine çıkarılış her ne olursa olsun mutlak hayırdır.
Sual: Peki, madem Allah mutlak hayırdır, insanların şu an çektiği bu acıların karşılığı nedir?
Cevap: Dünyadaki kötülükler Şerr-i Mahz değildir. Bu pencereden olaylara baktığımızda şöyle bir sonuç ortaya çıkar. Dünyada yaşanan hiçbir acı, hastalık veya kötülük Şerr-i Mahz değildir. Dünyadaki şerler izafî şerlerdir. Yani bir yönüyle kötü görünürler ama doğurdukları sonuçlar, içinde barındırdıkları potansiyel veya engelledikleri daha büyük kötülükler bakımından hayra hizmet ederler.
Misal olarak ateşi verelim. Ateş, bir insanın evini yaktığında o insan için şerdir. Ancak ateşin varlığı, evrenin nizamı, ısınma, yemek pişirme ve yaşamın devamı için mutlak bir hayırdır. Allah ateşi yaratmasaydı ateşte var olan birçok hayır (hayr-ı kesir), perdelenir dünyadaki yaşam yok olurdu. Az bir şer yani evin yanması riski gelmesin diye çok hayırdan vazgeçmek, aksine daha büyük bir şer olurdu.
Bu örneği insanların çektiği acılara kıyaslarsak herhangi birinin çektiği acı, kendi dünyasında mutlak bir şer gibi hissedilebilir. Ancak o acılar, ruhun olgunlaşması, sabrın kemale ermesi, belki bilemediğimiz daha büyük bir manevi felaketten korunmamız veya ahiretteki sonsuz/mutlak hayra ulaşmamız için birer araçtır. Nice musibetler vardır daha büyüğünü engeller, niceleri vardır insanın manevi dünyasını uyandırır, niceleri de vardır ki kişinin kendi say ve gayretiyle ulaşamayacağı Cenneti alaya ulaştırır.
Sual: Peki Allah beni yaratırken bana sordu mu?
Cevap: Eğer yokluk Şerr-i Mahz ise, burada soru sorulması anlamsız kalır. Zira varlık âlemine çıkarılarak mutlak hayra çıkarılmış bulunmaktayız. Varlık yokluğa müreccahtır. Bunun için beni niye mutlak hayra çıkardı demek yanlış olur. Kısaca bu soru şu şekilde olur. “Allah bana niye iyilik yaptı” Bu da her yönüyle yanlıştıe. Bunun yerine fıtratımıza verilen sabır silahını doğru kullanarak acıların, elemlerin, hastalıkların, musibetlerin üstesinden gelebiliriz. Bizden çok daha zor hayatlar mevcut ve dikkat edilirse büyük bir kısmı da bu duruma tevekkül edip sabır silahıyla karşılık vermektedir.
Son olarak olaylara Esmaül Hüsna yani Allah’ın isimlerinden El Hâkim nazarıyla bakarsak kâinatta ve dünyamızda cansız ve canlıda hiçbir şekilde nizamsız düzensiz hikmetsiz bir durum söz konusu değildir. Bu durum hayatımızdaki olaylarda da geçerlidir. Başımıza gelen hiçbirşey Allah’ın izni ve iradesi dışında gerçekleşmez.
Şerr-i Mahz: Mutlak kötülük
Hayr-ı Mahz: Mutlak iyilik
Hayr-ı kesir: Birçok fayda, birçok iyilik
El-Hakîm: Her şeyi yerli yerince yapan, her işinde sayısız fayda ve hikmet bulunan ve her şeyin iç yüzünü hakkıyla bilen



