Allah; Kimin Cennete ya da Cehenneme Gideceğini Biliyorsa Bizi Neden Dünyaya Gönderdi


Allah Teâlâ’nın ilmi ezelî ve ebedîdir. O, zamandan ve mekândan münezzeh olduğu için, yaratılmışların geçmişini, şu anını ve geleceğini aynı anda bilir ve görür. Bizim için gelecek olan bir şey, zamanı yaratan Allah için zaten apaçıktır. Dolayısıyla Allah, kimin cennete, kimin cehenneme gideceğini daha insanı yaratmadan önce de biliyordu. Yani mahlukatın yaratılışı, kıyametin kopuşu, kimin cennetlik ve cehennemlik olduğu, mahşerdeki olaylar… gibi her şeyi aynı anda görür ve bilir.

Ayette “Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni hamdederek daima tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” demişti.” (Bakara 30)

Görüldüğü üzere insan daha yaratılmadan ne tür özelliklere haiz olduğu biliniyordu ve bu bilgi Levhi Mahfuzda yazılıydı. Dinimizde kader olarak isimlendirilen, geçmiş ve gelecek tüm olaylar ve varlıklar Allah katında bulunan Levh-i Mahfuz’da yazılı bulunmaktadır. İbn-i Kemal’e göre, Levh-i mahfuz, korunmuş levha demektir. Olmuş ve olacak her şeyin yazılı olduğu kitap anlamındadır. Melekler, Levh-i Mahfûz’u görürler.

Ayette bu gerçek şu şekilde ifade edilmiştir: “Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta olmasın.” (Neml Suresi, 75)

Sual: Allah kimin cennete veya cehenneme gideceğini zaten biliyorsa bizi neden doğrudan cennete veya cehenneme koymadı?

Cevap: Bu sorunun cevabı ve hikmeti adalet ve hüccet (delil) ilkesinde saklıdır.

Eğer Allah insanları hiç dünyaya göndermeden, doğrudan ezelî ilmiyle cennete veya cehenneme yerleştirseydi, bu durum mahlukat arasında büyük bir itiraza sebep olurdu. Cehenneme girenler, “Rabbimiz, bize kendimizi kanıtlama fırsatı vermedin, eğer bizi dünyaya gönderseydin biz mutlaka sana itaat eder, cenneti kazanırdık!” diyerek itiraz edeceklerdi. İşte dünya hayatı, insanın kendi özgür iradesiyle yaptıklarına bizzat şahit olması ve ahirette Allah’a karşı öne sürecek hiçbir bahanelesinin (hüccetinin) kalmaması için kurulmuş bir sahnedir.

Dünya imtihanı sayesinde itiraz kapısı kapanır, yerini hak edilmiş bir sonuca bırakır. Ancak ayet ve hadislerden anladığımıza göre, hesap günü itirazlar bitse de pişmanlıklar kalacaktır. Cehennemlikler “Keşke dünyaya geri döndürülsek de salih ameller işlesek” diye feryat edecek; cennetlikler ise “Keşke dünyada daha çok çalışsaydım da cennetteki makamım daha da yüce olsaydı” diyerek bir hayıflanma yaşayacaklardır. Dolayısıyla imtihan, kulun kendi fiillerine şahit kılınması sürecidir.

Bu konuda birçok ayet bulunmaktadır. Birkaç tanesiyle iktifa edeceğiz.

Allah’ın elçiler ve imtihanlar göndermesinin sebebinin insanların itirazını kesmek olduğu açıkça belirtilmiştir.

“Müjdeleyici ve sakındırıcı peygamberler gönderdik ki, insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri (hüccetleri) kalmasın. Allah izzet ve hikmet sahibidir.” (Nisâ 165)

Cehennemliklerin pişmanlıkları ise ayette çok net bir şekilde açıklanmıştır.

“…Ateşin karşısında durdurulup da, ‘Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak, müminlerden olsak!’ dediklerini bir görsen!” (En’âm 27)

“(O gün insan:) ‘Keşke bu hayatım için önceden bir şeyler yapıp gönderseydim!’ der.” (Fecr 24)

Bu konu hadislerde de bahsedilen bir konudur. Yani Allah biliyorsa neden direk cennete ya da cehenneme atmadı diye sorulan sual Sahabe efendilerimiz tarafından Resulullah Aleyhisselam’a sorulmuştur. Hem cennetliklerin hayıflanacağı hem de bu hadis aşağıda aktarılmıştır.

“Cennet ehli, başka hiçbir şeye değil, sadece dünyada Allah’ı zikretmeksizin geçirdikleri anlara (saatlere) pişman olurlar.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)

Hz. Ali (r.a.) anlatıyor: Bir cenazedeydik, Peygamberimiz (s.a.v.) “Sizden hiçbir kimse yoktur ki, cennetteki veya cehennemdeki yeri bizzat bilinmesin” buyurdu. Sahabe sordu: “Ey Allah’ın Resulü, madem her şey yazılmış, o halde çalışmayı bırakıp kaderimize teslim olmayalım mı?” Resûlullah şöyle buyurdu:
“Hayır, çalışın, amel edin! Çünkü herkes ne için yaratıldıysa, o iş kendisine kolaylaştırılır.” (Buhârî, Kader, 4; Müslim, Kader, 6)

Bu konuda son olarak Fahreddin Râzî’nin cevabını zikretmek gerekir. Zira konunun özet şeklinde cevabı hükmündedir: “Allah, kulun ne yapacağını elbette bilir. Ancak dünya imtihanının sebebi, Allah’ın bilmesi değil, kulun kendi fiillerine bizzat kendisinin, meleklerin ve diğer insanların şahit olmasıdır. Adalet ilkesi gereği, ceza veya ödül ancak fiil (eylem) gerçekleştikten sonra verilir. Gerçekleşmemiş bir fiilden dolayı ceza vermek, mutlak adalet sahibi olan Allah’ın şanına yakışmaz. İnsan ancak kendi elleriyle yaptığını görünce teslim olur.”

Paylaş