Allah’ın Varlık Delillerinden: Hudûs Delili

Hudûs delili, İslam kelâm geleneğinde Allah’ın varlığını temellendirmek için kullanılan en önemli aklî delillerden biridir. “Hudûs” kelimesi Arapçada sonradan meydana gelme, sonradan var olma anlamına gelir. Bu delilin temel düşüncesi şu ilkeye dayanır: Sonradan var olan her şeyin bir meydana getireni vardır. Eğer evren sonradan var olmuşsa, onu var eden bir yaratıcı bulunmalıdır.

Kelâm âlimleri hudûs delilini genellikle üç temel önermeyle ifade etmişlerdir:
1) Sonradan var olan her şeyin bir sebebi vardır.
2) Evren sonradan var olmuştur (hadistir).
3) O hâlde evreni var eden bir sebep vardır.

Birinci önerme, insan aklının zorunlu olarak kabul ettiği bir ilkedir. Günlük hayatta karşılaştığımız hiçbir varlığın kendiliğinden ortaya çıkmadığını biliriz. Bir bina mimarsız, bir kitap yazarsız, bir yazılım programcısız düşünülemez. Aynı şekilde varlığı sonradan ortaya çıkan her şeyin bir sebebe dayanması aklî bir zorunluluktur. Eser varsa müessiri vardır fiil varsa faili vardır kaidesi herkesçe bilinen ve her konuda geçerliliğini koruyan bir gerçektir.

Hudûs delilinin ikinci aşaması evrenin başlangıcı olduğu düşüncesidir. Bu noktanın temellendirilmesi için evrendeki değişim, hareket ve oluş olgusuna dikkat çekmek gerekir. Evrenin içindeki bütün varlıklar sürekli değişmekte, dönüşmekte ve ölüme gitmektedir. Günümüzde fizik yasalarından olan entropi gerçeği de bu duruma işaret etmektedir. Değişim ve dönüşüm ise bir şeyin ezelî olmadığını gösterir. Çünkü ezelî olan bir varlık değişime uğramaz; değişim sonradan meydana gelmenin işaretidir. Bu nedenle evrenin ve içindeki bütün varlıklar “hadis”, yani sonradan yaratılmış varlıklardır.

Modern bilimsel bulgular da evrenin bir başlangıcı olduğu fikrini güçlü şekilde desteklemektedir. 20. yüzyılda geliştirilen Büyük Patlama (Big Bang) teorisi, evrenin yaklaşık 13,8 milyar yıl önce son derece yoğun ve sıcak bir noktadan genişlemeye başladığını ortaya koymuştur. Edwin Hubble’ın galaksilerin birbirinden uzaklaştığını gösteren gözlemleri ve kozmik mikrodalga arka plan ışımasının keşfi gibi bilimsel veriler, evrenin statik ve ezelî olmadığını, bir başlangıca sahip olduğunu göstermektedir. Bu durum, dinimizde var olan yaratılma ya da evrenin hudûsu fikriyle dikkat çekici bir paralellik ortaya koymaktadır.

Hudûs delilinin üçüncü aşamasında şu sonuç ortaya çıkar: Eğer evren sonradan var olmuşsa, onu varlığa çıkaran bir sebep bulunmalıdır. Ancak bu sebep de sonradan var olmuş olamaz. Çünkü o zaman onun da başka bir sebebe ihtiyacı olur ve bu durum sonsuza kadar uzayan bir sebep zincirine yol açar. Fakat sonsuz bir sebep zinciri aklen mümkün görülmez. Bu nedenle zincirin sonunda ezelî, varlığı zorunlu ve kendisi yaratılmamış olan bir varlık bulunmalıdır. Kâinatta müşahede ettiğimiz bütün hakikatler de bu olguyu desteklemekte ve Allah’ın varlığını ispat etmektedir.

İslam düşüncesinde pek çok âlim hudûs deliline dikkat çekmiş ve evrenin yaratılmışlığını Allah’ın varlığına işaret eden önemli bir delil olarak görmüştür.

Küçük ve cansız bir tohum veya meyve çekirdeği toprağa gömülür. Bir süre sonra toprağın altından tonlarca ağırlıktaki bir ağacın programı o küçük çekirdeğin içine yerleştirilmiş gibi filizlenir. Çekirdeğin içindeki bu tasarımın, o yaprakları, dalları ve meyveleri kendi kendine yapması imkânsızdır. Bu durum, çekirdeği yoktan var eden ve ona programını yükleyen bir iradeyi gösterir. Hem aynı çekirdekten meydana gelen aynı cins ağaçlar dünyanın ne tarafında olursa olsun gözle ayırt edilemez derecede birbiriyle aynıdır. Bu da bu çekirdekleri bir kalıba koymuş gibi Bir Zatın tasarrufu altında olduğunu gösterir.

Her insan bir zamanlar anne karnında yok hükmünde, şuursuz ve basit bir hücreden ibarettir. Zamanla bu hücreler çoğalır, gelişir ve gören, duyan, düşünen, konuşan mükemmel bir canlıya dönüşür. İnsan kendi bedenindeki bu sayısız değişimin ve harika sistemlerin hiçbirini kendisi yapmadığına göre, onu sonradan yaratan bir yaratıcı (Sanatkâr) vardır.

Sonuç olarak hudûs delili, hem klasik kelâm düşüncesinde hem de modern kozmoloji tartışmalarında önemini koruyan güçlü bir kozmolojik argümandır. Evrenin başlangıcı olduğuyla ilgili var olan araştırmalar ve gerçekler, onu yoktan var eden ezelî ve mutlak bir yaratıcıyı kabul ettiren aklî bir zorunluluk hâline gelir. Bu yaratıcı da isim, sıfat ve fiillerinin tezahürüyle kainatı ihata eden Yüce Allah’tır.

Paylaş