Câhiliye dönemi Arap toplumunda görülen en acı ve insanlık vicdanını yaralayan uygulamalardan biri şüphesiz kız çocuklarının diri diri gömülmesidir. Arapça kaynaklarda bu uygulama “ve’d” (وأد) olarak adlandırılır. Kelime anlamı itibariyle “canlı olarak toprağa gömmek” demektir. Bu şekilde öldürülen kız çocuklarına ise “mev’ûde” (موؤودة) denilmiştir.¹
Bu uygulamanın ortaya çıkışında birden fazla sosyal ve psikolojik sebebin bulunduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle Câhiliye Arap toplumunda kabile savaşları oldukça yaygındı. Sürekli çatışma halinde yaşayan kabileler için erkek çocuklar savaş gücü ve kabileyi koruyan bir unsur olarak görülürken, kız çocukları bazı kimseler tarafından ekonomik bir yük olarak değerlendirilebiliyordu. Bunun yanında savaşlarda esir düşme ihtimali de önemli bir etkendi. Çünkü bir kız çocuğunun düşman kabile tarafından esir edilmesi, bazı Araplar tarafından kabile şerefi açısından büyük bir utanç olarak kabul ediliyordu.²
Kur’ân-ı Kerîm bu zihniyeti açık bir şekilde eleştirmiş ve çocukların ekonomik sebeplerle öldürülmesini kesin olarak yasaklamıştır. Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır:
“Geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onların da sizin de rızkınızı biz veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.” (İsrâ 31)
Bu ayet, yalnızca kız çocuklarının gömülmesini değil, ekonomik endişeler sebebiyle çocukların öldürülmesini genel olarak yasaklamaktadır. Müfessirler bu ayetin, Câhiliye toplumunda görülen bu tür uygulamaların kökten kaldırılmasına yönelik güçlü bir mesaj içerdiğini belirtmişlerdir.³
Kur’ân’da bu uygulamaya bir başka ayette de değinilmiş ve kıyamet gününde bu zulme uğrayan kız çocuklarının hakkının sorulacağı ifade edilmiştir: “Diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğu zaman…” (Tekvîr 8-9)
Müfessirler bu ayetin üslubunun oldukça çarpıcı olduğunu belirtirler. Çünkü ayette sorgulama doğrudan katile değil, öldürülen kız çocuğuna yöneltilmiştir. Bu ifade tarzı, katilin işlediği suçun büyüklüğünü ve zulmün vahametini ortaya koyan güçlü bir kınama olarak değerlendirilmiştir.⁴
Tarihî rivayetlerde bu uygulamanın ilk defa Temîm kabilesinden Kays b. Âsım et-Temîmî ile başladığına dair bazı bilgiler bulunmaktadır. Rivayete göre Kays b. Âsım, İslam’dan önce kız çocuklarını gömdüğünü Hz. Peygamber’e anlatmış; bunun üzerine Hz. Peygamber ona bu çocukların her biri için kefaret olarak bir köle azat etmesini veya kurban kesmesini tavsiye etmiştir.⁵ Bununla birlikte tarihçiler bu rivayetin söz konusu uygulamanın başlangıcını değil, sadece bu geleneğin varlığına dair bir örneği gösterdiğini belirtirler.
Kaynaklar incelendiğinde kız çocuklarının diri diri gömülmesi geleneğinin bütün Arap toplumunda yaygın bir uygulama olmadığı anlaşılmaktadır. Bu uygulama daha çok Temîm, Kays, Esed, Huzeyl, Bekr b. Vâil ve Kinde gibi bazı kabilelerde görülmüştür. Kureyş kabilesinde ise bu olayın oldukça az sayıda örneği bulunduğu rivayet edilmektedir.⁶ Dolayısıyla Câhiliye Arap toplumunun tamamının bu uygulamayı benimsediğini söylemek tarihî açıdan doğru değildir.
Sual: Eğer kız çocukları diri diri gömülüyorsa toplum nasıl devam ediyor, insanlar kiminle evleniyordu?
Elcevap: Bu sorunun cevabı oldukça açıktır. Öncelikle bu uygulama bütün toplum tarafından uygulanmıyordu; yalnızca bazı kabilelerde ve belirli şartlarda görülen bir gelenekti. Ayrıca her doğan kız çocuğu da öldürülmüyordu. Bazı aileler bu geleneği reddediyor, hatta kız çocuklarını kurtarmak için fidye ödeyen kişiler bile bulunuyordu. Bu durum, uygulamanın sınırlı bir çevrede kaldığını ve Arap toplumunun tamamını temsil etmediğini göstermektedir. Nitekim tarih kaynaklarında Sa‘sa‘a b. Nâciye gibi bazı kişilerin diri diri gömülmek üzere olan kız çocuklarını fidye ödeyerek kurtardıkları nakledilmektedir.⁷
İslam’ın gelişiyle birlikte bu insanlık dışı uygulama tamamen ortadan kaldırılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm, kız çocuklarını bir utanç sebebi olarak gören zihniyeti eleştirerek şöyle buyurur: “Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiği zaman yüzü kapkara kesilir ve öfkesini içine gömer. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı halktan gizlenir; onu aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki verdikleri hüküm ne kadar kötüdür.” (Nahl 58-59)
Hz. Peygamber de kız çocuklarının değerini vurgulamış ve onları güzel bir şekilde yetiştiren kimselerin cennetle müjdelendiğini bildirmiştir. Böylece İslam, kız çocuklarını hor gören anlayışı ortadan kaldırarak kadın ve çocukların onurunu koruyan yeni bir ahlâk anlayışı ortaya koymuştur. Hadisi Şerifte kız çocuğunu cehennemden koruyan bir perde olarak tarif etmiştir: “Her kim kız çocukları yüzünden bir sıkıntıya uğrar da onlara iyi bakarsa, bu çocuklar onu cehennem ateşinden koruyan bir perde olurlar.”
(Buhari, Zekat 24; Müslim, Birr 147)
Sonuç olarak kız çocuklarının diri diri gömülmesi, Câhiliye döneminin karanlık uygulamalarından biri olarak tarihte yer almıştır. Ancak bu uygulama bütün Arap toplumuna ait bir gelenek değildir; belirli kabileler ve sosyal şartlarla sınırlı bir uygulamadır. İslam’ın gelişiyle birlikte bu insanlık dışı gelenek kesin biçimde yasaklanmış ve insan hayatının değeri güçlü bir şekilde vurgulanmıştır.
Dipnotlar
(1) İbn Manzûr, Lisânü’l-Arab, “وأد” maddesi.
(2) Cevad Ali, el-Mufassal fî Târîhi’l-Arab Kable’l-İslâm, Beyrut, 1993, V, 35-40.
(3) İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ânil-Azîm, Beyrut, 1999, V, 64.
(4) Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, XXXI, 70.
(5) Ebû Dâvûd, Edeb, 121; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 478.
(6) Mustafa Fayda, “Ve’d”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 42, İstanbul 2012, s. 604-605.
(7) İbn Sa‘d, Tabakâtü’l-Kübrâ, VI, 42.



