Başımıza Gelen Musibetler Ceza mı, İmtihan mı

Dinimizde kişinin başına gelen sıkıntılar tek bir kalıba sığdırılmaz; aksine kişinin manevi durumu, niyeti ve bu duruma verdiği tepki üzerinden farklı anlamlar kazanır. Bu durumu üç ana başlık altında toplamak mümkündür

1-) Derece Yükselmesi
Bir zorluğun mutlaka bir hata sonucu gelmesi gerekmez. Sabır ve metanet gösterildiğinde, kişinin karakterini olgunlaştıran ve manevi mertebesini artıran bir süreçtir. Kişiyi isyana değil, sabra ve derin bir tefekküre yöneltir. Tarih boyunca büyük zorluklar yaşayan peygamberlerin ve evliyaların ve derecesine göre sonraki insanların hayatları bu kategoride değerlendirilir.

Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: İnsanların en çok musibete uğrayanları evvela peygamberlerdir, sonra derecelerine göre (veliler ve salihler) gelir. Kişi dinine göre bela ve imtihanlara maruz kalır… Kişiye belalar gelir gelir de artık onun üzerinde hiçbir günah kalmaz.” (Tirmizî, Zühd 57; Ahmed b. Hanbel, I/172, 174)

2-) Bir Uyarı, Arınma Diğer Adıyla Kefaret
Bazen musibetler, insanın yaptığı küçük ya da büyük hataların bir sonucu olarak dünyada karşısına çıkar. Bu, aslında bir bakıma “erken uyarı sistemi” gibidir. Kişinin kendi içine dönmesine, hatalarını fark etmesine ve hayatına çeki düzen vermesine vesile olur. Bu durum daha büyük yanlışlardan dönülmesini sağlamak ve manevi bir temizlik süreci başlatmaktır. Kişi eğer bunun kendisini düzeltecek bir imtihan olduğunu anlarsa onun için aslında büyük bir nimet olur. Zira işlenen günahlar ebedi hayatı tehdit ettiği için o günahları burada dökmek ve onlara tevbe etmek büyük bir nimettir.

Ayette: Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar. (Şura 30)

Hadiste “…Evet, öyledir. Allah, ayağına batan bir diken veya başına gelen daha büyük bir sıkıntıdan dolayı müslümanın günahlarını bağışlar.  O müslümanın günahları ağaç yaprakları gibi dökülür” buyurdu. (Buhârî, Merdâ 3, 13, 16; Müslim, Birr 45)

3-) Adalet ve Yüzleşme
Zulüm veya haksızlık gibi bilinçli eylemlerin ardından gelen sıkıntılar, musibetler ya da imtihanlar, ilahi adaletin bir tecellisi olarak görülür. Gerçi hakiki adalet ahirettedir fakat dünyada da birçok meselede ilahi adalet tecelli eder. Kişi bu durumun nedenini genellikle vicdanında bilir ve bir nevi kişinin eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmesi istenir.

Bu konuda Bediüzzamanın: Meselâ, hâkim seni sirkatle (hırsızlıkla) mahkûm edip, hapsetti. Hâlbuki, sen sârık (hırsız) değilsin; fakat, kimse bilmez gizli bir katlin var. İşte, kader-i İlâhî dahi seni o hapisle mahkûm etmiş. Fakat, kader, o gizli katlin için mahkûm edip adalet etmiş; hâkim ise, sen ondan masum olduğun sirkate binaen mahkûm ettiği için zulmetmiştir. (Sözler, 2013, s. 754)

Son olarak: Hz. Ali’ye nisbet edilen, Hz. Ali’nin sözü olmasa bile anlam olarak doğru olan şu söz konunun özetidir. “Başımıza gelen musibetler eğer bizi Allah’a yaklaştırıyorsa imtihandır, uzaklaştırıyorsa cezadır.”

Paylaş