Boşluk, Buhran ve İnşirah Suresinin Reçetesi

İnsan zihni boş kaldığında psikolojik olarak üretime değil; kaygıya, geçmişin keşkelerine ve geleceğin endişelerine, yani modern tabirle “overthinking” (aşırı düşünme) girdabına meyleder. Bu noktada eylemsizlik, ruh sağlığımız için ciddi bir risk barındırmaktadır. Bugün tıp dünyasında en tehlikeli faktörler sıralandığında listenin başına eklenen stres, tam da bu boşluktan beslenir. Vaktini yönetemeyen, durağanlığa teslim olan bir birey, geçmişe veya geleceğe dönük kronik bir stres sarmalına girer. İbn-i Haldun’a atfedilen “İnsan beyni bir değirmene benzer; içine bir şey atmazsan kendi kendini öğütür” sözü, bu noktada muazzam bir hakikate işaret eder. Eğer bizler vaktimizi maddi veya manevi anlamlı bir uğraşla doldurmazsak, boş kalan beynimiz bizi sürekli geriye, yani kendi karanlığımıza götürecektir.

Zihinsel buhran yaşayan bireylere sadece düşünmeyi bırak demek hiçbir işe yaramaz. Zira bu soyut tavsiyeden sonra kişiyi yine kendi zihinsel yalnızlığıyla baş başa bırakırsınız; bu da onun kaçınılmaz olarak eski girdabına dönmesine yol açar. Oysa eylemsiz tavsiyeler yerine, bireyin vaktini dolduracak somut bir iş, bir oluş ve bir uğraş hayatına kazandırılırsa, zaman içerisinde o buhran kendiliğinden dağılacaktır. Zihin ancak anlamlı bir eylemle meşgul edilerek (bahçe işleri, el sanatları, yazı yazmak veya bir projeye odaklanmak gibi) iyileştirilebilir. Bu durum, insanlığın ortak tecrübesiyle de sabittir: Hayatta aktif bir gayreti olan kimseler, vaktini amaçsızca tüketenlerden çok daha mutlu ve dingin bir yaşam sürerler.

Özellikle modernitenin, konforun ve teknolojinin zirve yaptığı günümüzde, insanların ruhen daha iyi olması beklenirken tam aksi bir tabloyla karşı karşıyayız. İnsanlık, tarihinin en ağır psikolojik buhranlarından birini yaşıyor. Ülkemizde sadece bir yılda satılan 71 milyon kutu antidepresan, bu modern zaman trajedisini ve içsel çürümeyi çok net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Bugün modern tıbbın ve psikolojinin, insanı anlamlı eylemler vasıtasıyla iyileştirme metoduna ise Meşguliyet Terapisi (Ergoterapi / Occupational Therapy) adı verilmektedir.

Esasen bu zihinsel zemin, dinimizin de doğrudan müdahale ettiği ve kişiyi eylemsizlikten menettiği en temel alanlardan biridir. Nitekim İnşirah Suresi 7. ayette açıkça şöyle buyrulmaktadır: “O hâlde, boş kaldığın zaman hemen başka bir işe koyul.” (Fe izâ ferağte fensab)

Ayet-i kerimede işaret edilen “başka bir iş” tabiri, İslam âlimleri tarafından hem dünyevi hem de uhrevi üretkenlik olarak geniş bir yelpazede yorumlanmıştır. Kısacası dinimiz, tembelliği ve pasif bir boşlukta kalmayı kesin bir dille reddeder. Bu konuda sahabe neslinin de çok ciddi ve sarsıcı tenkitleri mevcuttur. Örneğin Ömer bin Hattab’ın (r.a.), bu konudaki duruşunu şu sözle özetler: “Ben ne dünya işiyle ne de ahiret işiyle meşgul olmayan, ikisinin arasında boş boş oturan bir adam görmekten nefret ederim.”

Günümüz modernitesi ve haz odaklı konfor zihniyeti; insana sürekli olarak “Hafta içi çalıştın, hafta sonu tamamen yatıp dinlen” ya da “Gündüz yoruldun, akşam hiçbir şey yapmadan uzan” telkinlerinde bulunarak aslında zihinsel bir gerilemeye davetiye çıkarmaktadır. Kitleleri yatağa uzanıp saatlerce boş ekranlara bakma tuzağına çekmektedir. Oysa insanı fiziki olarak hiçbir şey yapmadan uzanmak (pasif dinlenme) dinlendirmez; aksine zihni daha çok yorar, hantallaştırır. Ruhu ve bedeni asıl dinlendiren şey, odaklanılan işin niteliğini değiştirmek, yani aktif dinlenmedir. Nitekim herkesin kendi hayatında ve çevresinde şahit olduğu en büyük ironi, bütün gün hiçbir iş yapmadan boş boş oturan birinin gün sonunda “Çok yoruldum” demesidir. Bu zihinsel tezatın çıkış yolu, İnşirah Suresi’nin bize reçete ettiği o ilahi formüldür. Bedenimiz ve zihnimiz açısından en korunaklı, en sağlam yol budur.

Kültürümüzün ve inancımızın süzgecinden geçerek toplumsal hafızamıza kazınan “Boş duranı Allah da sevmez, kul da sevmez” atasözü de bu çıplak gerçeğin pratik bir yansımasıdır. Hiçbir işle meşgul olmayıp ömrünü niteliksizce tüketen kimselerin hem halk nazarında hem de Hak katında sevimli karşılanmayacağına dair çok zarif bir göndermedir.

Gerek ilahi kelamın sınırlarından, gerek modern psikolojik araştırmalardan, gerekse günlük yaşantımızda bizzat tecrübe ettiğimiz realitelerden yola çıkarak şu hakikati büyük bir kararlılıkla söyleyebiliriz: Bedenimizi ve zihnimizi anlamlı bir işle meşgul etmezsek; zihnimiz bizi anlamsız kuruntularla meşgul edecektir. Bu ise hem dünyevi huzurumuza hem de uhrevi geleceğimize ket vuracak bir hüsranın kapısını aralamaktan başka bir işe yaramaz.

Kalpler Allah’ın Zikriyle Tatmin Olur isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/kalpler-allahin-zikriyle-tatmin-olur/

Paylaş