Diğer dinlerde veya inanç sistemlerinde var olan İlah kavramı kendi içinde birçok problem barındırmaktadır. İnsana benzeyen, aldatan, doğan doğrulan, pişman olan, ölen, savaşan, insanları aldatan, ahlaki zaafları olup kadın peşine düşen, mağlup olan gibi birçok yanlış fikri barındırmaktadır.
Dinimizde ise Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Tektir. Şeriki, ortağı, zıddı, nisbi, yardımcısı yoktur. Doğmaz doğrulmaz, her türlü noksan sıfattan münezzehtir.
Dinimizde ve diğer dinlerde var olan İlah kavramını birkaç örnekle açıklayalım:
1) Tevrat’ta Tanrı’nın Hz. Yakup ile Güreşmesi Meselesi: Tevrat’ın Yaratılış (Tekvin) bölümünde Tanrı’nın Hz. Yakup ile güreştiği anlatılır. Metinde, Yakup’un sabaha kadar Tanrı ile mücadele ettiği ve Tanrı’nın onu yenemediği şeklinde bir ifade yer alır. Bu anlatım, Tanrı’yı fiziksel bir mücadeleye giren ve bir insanla karşı karşıya gelen bir varlık gibi tasvir eder. (Yaratılış (Tekvin) 32:24–30)
Bu anlatım, Tanrı’yı fiziksel bir mücadeleye giren ve bir insanla başa çıkmakta zorlanan bir varlık gibi tasvir eder. Oysa mutlak kudret sahibi bir ilahın bir insanla güreşmesi ve onu yenememesi, ilah kavramının yüceliğine taban tabana zıttır. Bir insanı yenemeyen Tanrı evrendeki bu kadar mükemmel işi nasıl yapacak?
Dinimizde ise Allah sonsuz kudret sahibidir. O’nun gücü hiçbir varlıkla kıyaslanamaz ve hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz. Allah, yaratılmışlara benzemez ve onlarla fiziksel bir mücadeleye girmez. Bu nedenle İslam’daki Allah inancı, kudret ve yücelik bakımından akla, mantığa fıtrata hitap eden bir anlayış sunar.
Ayet: “…Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Bakara 20)
2) Tevrat’ta Tanrı’nın Dinlenmesi Meselesi: Tevrat’ta Tanrı’nın evreni altı günde yarattıktan sonra yedinci gün dinlendiği ifade edilir. Dinlenmek, yorulmanın sonucu olduğu için bu ifade Tanrı’nın sınırlı güç sahibi olduğu izlenimini doğurabilir. (Yaratılış (Tekvin) 2:2)
Dinlenmek, yorulmanın sonucudur. Yorulan bir varlık ise sınırsız güç sahibi olamaz. Bu nedenle Tanrı’nın dinlenmesi fikri, mutlak kudret anlayışı açısından problemli, sıkıntılı ve imkânsız bir varsayım olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dinimizde Allah için yorulma ve dinlenme söz konusu değildir. Allah her şeyi yaratmış ve yaratmaya devam etmektedir; fakat bu yaratma O’nu yormaz. Kur’an’da Allah’ın gökleri ve yeri yaratırken hiçbir yorgunluk hissetmediği açıkça belirtilir. Bu anlayış, ilah kavramını eksiklikten uzak tutar.
Ayet: “Andolsun biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık; bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.” (Kaf 38)
3) İncil’de Tanrı’nın İnsan Şeklinde Dünyaya Gelmesi İnancı: Hristiyanlığın kutsal kitabı olan İncil’de Tanrı’nın insan bedeninde dünyaya geldiği inancı yer alır. Bu inançta Tanrı’nın doğduğu, yaşadığı ve öldüğü kabul edilir. (Yuhanna 1:14 — “Söz beden oldu ve aramızda yaşadı.”)
Bu inanca göre Tanrı, insan olarak doğmuş, acı çekmiş ve ölmüştür. İnsan bedeni ise sınırlıdır, hastalanabilir ve ölebilir. Bu nedenle Tanrı’nın insan şekline girmesi, ilahın sınırlı bir varlığa dönüşmesi anlamına gelir. Sınırlı bir varlığa dönüşen, gücü azalan bir anlayış Uluhiyet ile taban tabana zıttır
Dinimizde Allah hiçbir şeye benzemez ve hiçbir varlık O’na denk değildir. O, doğmamış ve doğurmamıştır. Allah’ın insan bedenine girmesi veya bir varlık şeklinde dünyaya gelmesi mümkün değildir. Bu anlayış, Yaratıcı’nın mutlak yüceliğini koruyan bir inanç sistemidir.
Ayet: “O doğurmamış ve doğurulmamıştır.” (İhlas 3)
4) Yunan Mitolojisi’nde Tanrıların Ahlaki Zayıflıkları: Antik Yunan inanç sistemini anlatan Yunan Mitolojisi metinlerinde tanrıların kıskançlık, aldatma ve kavga gibi davranışlar sergilediği anlatılır. Örneğin Zeus’un insanları aldattığı veya diğer tanrılarla mücadele ettiği hikâyeler bulunur. (Hesiodos, Theogonia; Homeros, İlyada)
Antik Yunan inanç sistemini anlatan Yunan Mitolojisi metinlerinde tanrıların kıskançlık, öfke, aldatma ve hile gibi insanî zaaflara sahip olduğu anlatılır. Örneğin Zeus’un birçok kez insanları aldattığı veya diğer tanrılarla kavga ettiği gibi hikâyeler yer almaktadır. Bu tür anlatımlar, ilah kavramını ahlaki açıdan zayıf bir varlık seviyesine indirir.
Dinimizde Allah her türlü eksiklikten ve kusurdan uzaktır. O, mutlak adalet ve hikmet sahibidir. Allah’ın ahlaki bir kusuru veya hatası olması düşünülemez. Bu nedenle İslam’daki ilah anlayışı, ahlak ve mükemmellik bakımından kusursuz bir tasvir sunar.
Ayet: “Allah, onların söyledikleri şeylerden münezzehtir; son derece yücedir ve uludur.” (İsra 43)
5) Hinduizm’de Çok Tanrılı İnanç Sistemi: Hint kökenli bir din olan Hinduizm’de çok sayıda tanrı bulunduğu kabul edilir. Brahma, Vişnu ve Şiva gibi farklı tanrıların farklı görevleri olduğu düşünülür. (Rigveda ve Puranalar)
Örneğin biri yaratma, biri koruma, biri yok etme görevini üstlenmiş kabul edilir. Bu durum, evrende birden fazla yönetici olduğu fikrini ortaya çıkarır. Birden fazla yönetici de herkesin malumudur ki Kâinattaki bütün dengeleri bozar.
Dinimizde ise Allah tektir ve bütün evreni tek başına yönetir. Birden fazla tanrının olması durumunda evrende düzenin bozulması beklenirdi. Oysa evrende tam bir uyum ve düzen vardır. Bu da tek bir yaratıcının varlığını gösterir.
Ayet: “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka tanrılar bulunsaydı kesinlikle yerin göğün düzeni bozulurdu. Demek ki arşın rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.” (Enbiya 22)
6) Tevrat’ta Tanrı’nın Pişman Olması Meselesi: Tevrat’ta Tanrı’nın insanları yarattığı için pişman olduğu ifade edilir. Bu ifade, Tanrı’nın kararından dolayı üzüldüğü anlamına gelir. (Yaratılış {Tekvin} 6:6)
Pişmanlık, yapılan bir hatanın fark edilmesi anlamına gelir. Hata yapan bir varlık ise mutlak bilgi ve hikmet sahibi olamaz. Hata yapan aynı zamanda karar verme yönetme idare etme yönlerinden de zayıftır ki bu durum ilaha ait değil mahluka ait özelliklerdir.
Dinimizde Allah için pişmanlık söz konusu değildir. Çünkü Allah her şeyi en doğru şekilde bilir ve yapar. Kâinat buna en güzel delillerden biridir. O’nun kararları hikmetlidir ve eksiklik içermez. Bu nedenle İslam’daki ilah anlayışı, bilgi ve hikmet bakımından daha tutarlıdır.
Ayet: “Yeryüzünde ne varsa tamamını sizin için yaratan, sonra göğe yönelerek onları, yedi gök olarak tamamlayıp düzene koyan O’dur ve O, her şeyi hakkıyla bilmektedir.” (Bakara 29)
7) İncil’de Tanrı’nın Oğlu Olduğu İnancı: Hristiyanlıkta Tanrı’nın oğlu olduğu inancı temel bir doktrin olarak kabul edilir ve bu inanç İncil’de yer alır. (Matta 3:17 — “Bu benim sevgili Oğlumdur.”)
Bu anlayışta Tanrı’nın bir çocuk sahibi olduğu düşünülür. Aile kurmak ve çocuk sahibi olmak ise ihtiyaç ve devamlılık gerektiren bir durumdur.
Dinimizde Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. O’nun ne eşi ne de çocuğu vardır. Allah’ın doğurması veya doğurulması mümkün değildir. Bu anlayış, ilahın mutlak bağımsızlığını ve yüceliğini korur.
Ayet: “O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir? Her şeyi O yaratmıştır ve her şeyi hakkıyla bilen O’dur.” (En’am 101)
8) Budizm’de Yaratıcı Tanrı İnancının Bulunmaması: Doğu kökenli bir öğreti olan Budizm’de evreni yaratan tek bir Tanrı inancı merkezi bir öğreti değildir. Öğreti daha çok insanın acıdan kurtulmasına ve iç huzura ulaşmasına odaklanır. (Tripitaka (Pali Canon))
Ancak evrenin nasıl var olduğu ve kim tarafından yaratıldığı sorusu net bir şekilde açıklanmaz.
Dinimizde ise evrenin bir yaratıcısı olduğu açıkça belirtilir. Her şeyin bir sebep ve yaratıcı ile var olduğu ifade edilir. Bu açıklama, evrenin kökeni hakkında daha net ve kapsamlı bir cevap sunar.
Ayet: “Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekîldir.” (Zümer 62)
9) Yunan Mitolojisi’nde Tanrıların Birbirleriyle Savaşması: Yunan Mitolojisi anlatılarında tanrıların birbirleriyle savaş yaptığı ve yenildiği hikâyeler bulunur. (Homeros, İlyada)
Bir tanrının diğerini yenmesi veya öldürmesi, onların sınırlı ve güçsüz varlıklar olduğunu gösterir. Aynı zamanda ölen başkasıyla savaşan tanrı anlayışı sadece insanların diliyle uydurulmuş metinler olabilir. Zira ölen ya da başka birisine güç yetiremeyen Tanrı kâinatı nasıl yaratıp yönetecek?
Dinimizde Allah tek ve mutlak güç sahibidir. O’nun karşısında mücadele edebilecek başka bir ilah yoktur. Bu nedenle İslam’daki ilah anlayışı, güç ve egemenlik bakımından mükemmel bir yapı sunar ki aklın kabul ettiği de İslam’da anlatılan İlah’tır.
Kur’an referansı: “…O’nun hükmünü engelleyecek kimse yoktur. O çok hızlı hesap görür.” (Ra’d 41)
10) Reenkarnasyon İnancında Sürekli Doğum Döngüsü: Bazı Hint kökenli inanç sistemlerinde, özellikle Hinduizm’de ruhun tekrar tekrar dünyaya geldiği kabul edilir. Bu döngünün kesin sınırları konusunda farklı görüşler vardır. (Bhagavad Gita 2:22)
Bu süreç sonsuz bir döngü şeklinde tasvir edilir. Ancak bu döngünün ne zaman sona ereceği veya kesin ölçütün ne olduğu konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bununla beraber reenkarnasyona inanan kimselerin hiçbir şekilde akli, fıtri ya da bilimsel hiçbir delili yoktur.
Dinimizde ise insan bir kez dünyaya gelir, sonra ölür ve ahirette hesap verir. Bu anlayış, hayatın anlamını ve sorumluluğunu daha açık şekilde ortaya koyar. Her insanın tek bir hayatı olması, davranışların ciddiyetini artıran bir sistem sunar.
Ayet: “…Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel (Berzah) vardır.” (Müminun 100)
Yukardaki örneklerde görüldüğü üzere İslam dışı inançların ilah tasavvuru; ilahtan çok ihtiras, hırs, şehvet, kibir sahibi birer insan tasavvuru gibidir. Hiçbir şekilde ne kâinatı yaratıp yönetecek düzeyde bir vasıf yüklenmiş ne de insana dünyada ve ahirette ceza ve mükafat verecek tarzda bir yapıya sahiptir. Hatta bazı anlatılar o kadar ahlaksızdır ki örneğin Zeus için gördüğü güzel kadına sahip olmak için kılık değiştirip odasına girip tecavüz ettiğini anlatırlar. Bu anlatılar küçük bir çocuğu bile ikna edecek düzeyde değildir.
Sonuç olarak dinimizde anlatılan ve Yüce Allah’a verilen isim, sıfat ve fiiller hem aklın ve mantığın hem de fıtratın kabul ettiği tek gerçektir.



