Dünya İmtihan Yeriyse Eski Kavimlerin Helak Olması İmtihana Aykırı mıdır

Sual: Eğer dünya imtihan yeriyse eski kavimler neden helak oldu, bu imtihana aykırı değil midir?

Cevap: Hayır, aykırı değildir. Çünkü helak edilen kavimler, hakikati öğrenmeleri ve tercihlerini yapmaları için son derece uzun süreler boyunca uyarılmış, kendilerine peygamberler gönderilmiş, deliller ve mucizeler gösterilmiş, buna rağmen inkâr ve isyanda ısrar etmişlerdir.

Hz. Nuh kavmine 950 yıl peygamberlik yapmış, Hz. Hud 110-150 yıl yaşamış ve ömrünün büyük bir kısmını kavmine tebliğ görevinde geçirmiş, Hz. Salih kavmine yaklaşık 20 yıl tebliğde bulunmuş, Hz. Lut 20-30 sene peygamberlik görevinde bulunmuş, Hatîbü’l-Enbiyâ olarak bilinen Hz. Şuayb Aleyhisselâm ise ömrünün büyük kısmını peygamber olarak geçirmiş ve Medyen ile Eyke halkını uyarmıştır.

Dikkat edilirse helak olan kavimler en azından Hz. Peygamber aleyhisselâmın tebliğ süresi kadar, hatta bazen çok daha uzun sürelerle uyarılmıştır. Dolayısıyla “Niçin helak oldular, kendilerine fırsat verilmedi mi?” denilemez. Çünkü iman ile inkâr arasındaki tercihi yapmak için son derece uzun bir zaman geçmiştir. Bu süre zarfında helak olmayıp normal yollarla ölseler bile sonuç değişmeyecekti. Sadece ölüm şekilleri farklı olacaktı. Ahirette ise inkâr ettikleri için aynı akıbete uğrayacaklardı.

Nitekim Fatır Suresi 37. ayette şöyle buyrulmaktadır: “Ve onlar orada, ‘Rabbimiz! Bizi çıkar da yapmış olduklarımızdan tamamen başka, iyi işler yapalım’ diye feryat ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı da gelmişti. Şimdi tadın bakalım! Zalimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur!”

Görüldüğü üzere ayette insanın düşünüp karar verebileceği kadar bir ömrün kendisine verildiği ve ayrıca uyarıcıların gönderildiği bildirilmektedir. Bu sebeple kişi kendi tercihlerinden sorumludur. Allah Teâlâ hiç kimseye haksızlık etmez; aksine insanlara hakikati araştırıp kabul edebilecekleri kadar mühlet verir.

İkinci olarak Yunus Suresi 13. ayette şöyle buyrulmaktadır: “Andolsun ki sizden önce, peygamberleri kendilerine mûcizeler getirdiği halde (yalanlayıp) zulmettiklerinden dolayı nice milletleri helâk ettik; zaten onlar iman edecek değillerdi. İşte biz suçlu kavimleri böyle cezalandırırız.”

Ayete dikkat edilirse peygamberler kendi kavimlerine delil, belge ve mucizelerle gönderilmiş; buna rağmen gönderildikleri kavimler onları yalanlamıştır. Bununla beraber o kavimlerin artık iman etme ihtimalleri de fiilen ortadan kalkmıştır. Süre ne kadar uzarsa uzasın, hakikati kabul etmeye yanaşmayacakları ortaya çıkmıştır. Bunun en açık örneklerinden biri Hz. Nuh aleyhisselâmdır. Kavminin içerisinde 950 yıl kalmasına rağmen kendisine sadece bir avuç insan iman etmiştir.

Ayrıca helak, yalnızca inkârın değil; inkârla birlikte zulmün, ahlaki yozlaşmanın, peygamberlere düşmanlığın, toplum düzenini bozmanın ve insanları haktan uzaklaştırmak için sistemli mücadele vermenin de bir neticesidir. Bu kavimler yalnızca kendileri inkâr etmekle kalmamış, başkalarının da iman etmesine engel olmuş, peygamberlerle alay etmiş ve yeryüzünde bozgunculuğu yaygınlaştırmışlardır. Bu nedenle helak, sıradan bir ölüm değil; ilahi adaletin dünyadaki istisnai tecellilerinden biri olmuştur.

Sonuç olarak helak olan kavimler şirk (Allah’a ortak koşma), peygamberleri yalanlama, büyük ahlaki çöküntüler, zulüm ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaları sebebiyle helak edilmişlerdir. Kendilerine yeteri kadar süre tanınmış, hakikati kabul etmeleri için gerekli deliller gösterilmiş ve artık iman etmeyecekleri ortaya çıktıktan sonra ilahi ceza gerçekleşmiştir. Bu durum dünya hayatının imtihan olmasına aykırı değil, bilakis imtihanın gereği olan tebliğ, mühlet ve tercih sürecinin tamamlanmasının ardından meydana gelmiştir.

Sual: Eğer helak edilen kavimlerin artık iman etmeyecekleri biliniyorsa neden bu kadar uzun süre beklenmiştir?

Cevap: Çünkü Allah Teâlâ’nın kullarına karşı adaleti ve rahmeti gereği, hiç kimseye mazeret bırakılmamaktadır. İnsanların hakikati duyması, düşünmesi, araştırması ve özgür iradeleriyle karar vermesi için yeterli zaman verilmiştir. Böylece kıyamet günü hiç kimse, “Bana yeterince fırsat verilmedi” veya “Hakikati öğrenemedim” diyemeyecektir. Nitekim uzun tebliğ süreleri, ilahi adaletin ve rahmetin bir göstergesi olup, helak ise bu sürecin sonunda hak edenler hakkında gerçekleşen ilahi hükmün bir sonucudur. Buna dini terminolojide hücceti ikâme yani mazareti ortadan kaldırma denir. Bu durum İsra Suresi 15. Ayette belirtilmiştir: “Allah, peygamber gönderip hakikati apaçık tebliğ etmeden, uyarmadan veya mazeret bırakmadan bir topluluğu cezalandırmaz.”

Paylaş