İmamı Gazali ve Bilime Bakış Açısı

Sual: İmam-ı Gazali’nin bilime karşı olduğu söyleniyor. Bu doğru mudur?
Cevap: Kesinlikle yanlıştır. İmam-ı Gazali hazretlerinin kendi kitaplarında iddianın tam tersine bilimi savunan bir tutum içerisinde olduğu apaçık bir gerçektir. Bununla beraber İmamı Gazali’nin yazdığı metinlerin bağlamından koparılması veya İslam dünyasındaki gerilemenin faturasının tek bir kişiye kesilmek istenmesi de bu sonucu doğuruyor. Oysa İmamı Gazali, felsefecileri eleştirirken bile matematik, mantık ve doğa bilimlerinin kesinliğini savunmuştur. Yazmış olduğu eserlerden alıntı yaparak bunları aktarmaya çalışacağız. İşte İmamı Gazali’nin bizzat kendi kaleminden, iddiaların aksine bilimi nasıl konumlandırdığına dair pasajlar:

1) İmam Gazali, felsefecilerin görüşlerini tartıştığı meşhur eseri Tehâfütü’l-Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) kitabının girişinde, matematiksel kesinliğin inançla bir ilgisi olmadığını şöyle açıklar:

“Geometri ve aritmetik delillerine dayanan bu bilimlerde kuşkuya yer yoktur. Din yönünden bunlara karşı çıkmayı gerektirecek bir durum da yoktur. Bilakis, bu bilimleri reddetmenin dinde hiçbir dayanağı bulunmadığı gibi, akıl yönünden de bir gerekliliği yoktur. Bu bilimlerin sonuçlarını inkar eden kimse, aslında dine zarar vermiş olur. Çünkü bu bilimler kesin (burhanî) kanıtlara dayanır.” (Tehâfütü’l-Felâsife, Mukaddime II)

2) İmam Gazali, gök olaylarının bilimsel açıklamalarına karşı çıkan dindarları çok sert bir dille uyarır. Ona göre, bilimsel bir gerçeği din adına inkar etmek dine yapılabilecek en büyük kötülüktür:

“Güneş ve ay tutulmasının sebeplerine dair söylenenler; yani ayın, güneş ile dünya arasına girmesiyle güneşin ışığının kesilmesi veya dünyanın güneş ile ay arasına girmesiyle ayın ışığının kaybolması gibi açıklamalar… Kim bunları din adına inkar etmeye kalkarsa, o kişi dine karşı cinayet işlemiş olur. Çünkü bu hususlar, geometrik ve matematiksel hesaplarla ispatlanmış kesin gerçeklerdir. Birisi çıkıp da ‘Bu dinimize aykırıdır’ derse, bilimsel kanıtı gören kişi dinden soğur; dini değil, kendi aklını haklı bulur.” (El-Münkızu mine’d-Dalâl (Delaletten Kurtuluş)

3) İmam-ı Gazali, mantık bilmeyen birinin bilgisinin güvenilir olmayacağını savunacak kadar ileri gitmiştir:

“Mantık bilmeyenin ilmine itibar olunmaz.” El-Mustasfâ (Fıkıh Usulü kitabı girişinden)

İmam-ı Gazali’nin bilim ve akıl yürütme hakkındaki duruşunu daha net kavramak için, özellikle “Farz-ı Kifaye” (toplumun bir kısmı tarafından yapılması zorunlu olan görevler) kavramı üzerinden bilimlere bakışına odaklanmak gerekir.

4) İmam-ı Gazali, sadece dini ilimlerin değil, dünyevi ilimlerin de öğrenilmesinin dini bir görev olduğunu savunur. Eğer bir toplumda doktor yoksa, o toplumun tamamının günahkar sayılacağını söyler:

“Farz-ı kifaye olan ilimlere gelince; bunlar dünyanın düzeni için vazgeçilmez olan ilimlerdir. Mesela tıp gibi; zira bedenlerin selameti için buna ihtiyaç vardır. Yine hesap (matematik) gibi; çünkü muamelatta, miras paylaşımında ve diğer işlerde buna ihtiyaç duyulur. Eğer bir memlekette bu işleri yürütecek kimse bulunmazsa, o memleket halkının tamamı güç durumda kalır ve günahkar olur.” (İhyâu Ulûmi’d-Dîn, 1. Kitap (İlim Bölümü)

5) İmam-ı Gazali’nin en çok eleştirildiği konu nedensellik (causality) meselesidir. Ancak o, doğadaki düzeni reddetmez, sadece bu düzenin yaratıcısının Tanrı olduğunu vurgular. Pamuğun ateşle yanması örneğinde şunu söyler:

“Gözlemlediğimiz kadarıyla, yanma olayı ateşle temas anında gerçekleşir. Ateşin yakıcı olması, Allah’ın onu o şekilde takdir etmesinden kaynaklanır. Ancak bu durum, doğa bilimlerini araştırmaya engel değildir. Bilim adamı, ateşin hangi ısıda ve hangi şartlarda yaktığını araştırabilir; biz sadece ‘ateş bunu kendi başına, yaratıcıdan bağımsız yapıyor’ denmesine karşı çıkarız.” (Tehâfütü’l-Felâsife, 17. Mesele (Doğa Bilimleri)

6) İmam-ı Gazali, felsefecileri ağır eleştirse de, onların her söylediğinin yanlış olmadığını, doğru olanın alınması gerektiğini savunur:

“Akıllı bir kişinin yapması gereken, önce hakkı tanımaktır; sonra o sözün sahibine bakar. Eğer söz hak ise, söyleyeni isterse sapık biri olsun onu kabul eder. Hatta o sözü, yanlış fikirlerin arasından ayıklayıp alır… Felsefecilerin matematik ve mantık alanındaki sözleri gibi tamamen doğru olan kısımları inkar etmek, cehaletten başka bir şey değildir.” (El-Münkızu mine’d-Dalâl)

7) İmam-ı Gazali, felsefecilerin doğa bilimlerindeki uzmanlıklarını küçümsemek bir yana, bu bilgilerin inceliğine hayranlık duyulması gerektiğini söyler:

“Filozofların doğa bilimleri (tabiiyyat) alanındaki araştırmalarına gelince; bunlar evrenin inceliklerini, bitkilerin ve hayvanların özelliklerini, organların yapısını ve işleyişini içerir. Bunları inceleyen kişi, Allah’ın sanatının yüceliğini ve yaratışındaki hikmetin sonsuzluğunu anlar. Bu bilgiler, tıp ilminin bedene bakışı gibidir; nasıl ki tıp ilmini reddetmek akıl kârı değilse, bu bilimleri reddetmek de öyle değildir.” (El-Münkızu mine’d-Dalâl)

8) Pek çok din bilgini mantık ilmini yabancı bir kültürün ürünü (Yunan felsefesi) diye dışlarken, İmam-ı Gazali onu İslam ilimlerine dahil etmiş ve ismini Miyâru’l-İlm (İlmin Ölçüsü) koymuştur:

“Mantık, düşüncenin kanunlarını belirleyen bir araçtır. Tıpkı nahiv (gramer) ilminin konuşma dilindeki hatayı düzeltmesi, aruz ilminin şiirdeki vezin bozukluğunu ölçmesi gibi; mantık da aklın çıkarımlarındaki yanlışları ölçer. Bu teraziye sahip olmayan kişi, hakikat ile kuruntu arasındaki farkı asla tam olarak anlayamaz.” (Miyâru’l-İlm)

9) İmam-ı Gazali, her alanın uzmanına danışılması gerektiğini vurgulayarak bilimsel branşlaşmanın önemine değinir:

“Nasıl ki bir fıkıh alimi tıp alanında konuşamaz veya bir matematikçi dil bilgisi alanında otorite sayılmazsa; bir din adamı da kanıtı matematik ve tecrübe ile sabit olan konularda din adına söz söylememelidir. Her bilim dalının kendine has yöntemleri ve delilleri vardır.” (El-Mustasfâ)

Bu alıntılar ışığında İmam-ı Gazali’nin bilime karşı olduğu iddiasını şu üç başlıkta çürütebiliriz:

Bilimi İbadet Seviyesine Çıkarmıştır: Tıp ve matematiği farz-ı kifaye olarak nitelemek, bu bilimleri bir hobi değil, toplumun bekası için zorunlu birer dini görev haline getirmek demektir.

Yöntem Eleştirisi Yapmıştır, Veri Eleştirisi Değil: Astronomların tutulma hesaplarına (veriye) değil, bu veriden yola çıkarak dini maslahatları reddeden felsefi çıkarıma (yönteme) karşıdır.

En Büyük Endişesi Din Adına Bilime Karşı Çıkılmasıdır: İmam-ı Gazali’nin en büyük korkusu, cahil dindarların bilimsel gerçekleri inkar ederek dini komik duruma düşürmeleridir. Ona göre, ispatlanmış bir bilimsel gerçekle bir ayet çelişiyor gibi görünüyorsa, ayetin yorumu (tevil) gözden geçirilmelidir; bilimsel veri çöpe atılmamalıdır.

Sonuç Olarak: İslam dünyasında bilimin duraklamasını İmam-ı Gazali’ye bağlamak, tarihi ve sosyolojik süreçleri (Moğol istilaları, Haçlı seferleri, ekonomik rotaların değişimi) görmezden gelip suçu tek bir kitaba yüklemek olur.  Bununla beraber İmamı Gazali’nin eleştirdiği şey bilim değil, bilimsel verilerin üzerine inşa edilen materyalist ve ateist felsefi yorumlardır. Günümüzde bir fizikçinin atom altı parçacıkları keşfetmesine asla karşı çıkmazdı; ancak o fizikçinin “Bu parçacıkları buldum, demek ki (haşa) Yaratıcı yok” demesine rasyonel ve mantıksal düzlemde itiraz ederdi.

Paylaş