“Lisan-ı kâl” dilin söyledikleriyken, “lisan-ı hâl” bedenin, duruşun ve karakterin sergilediği sessiz konuşmadır. Bir insanın ağzından dökülen süslü cümleler ne kadar etkileyici olursa olsun, eğer bu sözler kişinin hayat tarzıyla ve eylemleriyle örtüşmüyorsa, muhatabında kalıcı bir iz bırakmaz. İnsan ruhu, kelimelerin ötesindeki samimiyeti sezme yeteneğine sahiptir; bu yüzden dürüstlük üzerine nutuk çeken birinden ziyade, sessizce dürüst yaşayan birinin varlığı çok daha büyük bir davettir.
Bu ifade aynı zamanda bir “temsil” sırrını barındırır. İletişimde kelimelerin payı sınırlı kalırken, hal ve hareketlerin oluşturduğu enerji bütün boşlukları doldurur. Bir anne babanın çocuğuna verdiği nasihatten ziyade, bizzat sergilediği disiplin ve sevgi çocuğun karakterini şekillendirir. Tıpkı bir çiçeğin konuşmadan güzelliğini ve kokusunu yayması gibi, erdemli bir insan da sadece varlığıyla çevresine bir mesaj verir. Söz uçar, rüzgârla dağılır; ancak samimi bir duruşun bıraktığı tesir, kalplerde silinmez bir imza gibi kalır. Nihayetinde insan, söylediklerinden ziyade yaşadığı kadar etki verir.
Bu konuda İmamı Azam ile bal yiyen çocuğun hikayesi meşhurdur. Kısaca olay şöyledir. Bir zamanlar çok bal yiyen bir çocuk varmış annesi babası çocuğu İmamı Azam’a getirip öğüt vermesini istemiş İmam da 40 gün sonra gelmelerini istemiş, gidip 40 gün sonra gelmişler ve İmam tek bir cümle söylemiş: “Evladım bal yeme” Ailesi bu duruma anlam veremeyip “bu cümleleri geçen geldiğimizde de söyleyebilirdin, bizi bunun için neden 40 gün beklettin” diyince İmam’da onlara “40 gün önce ben de bal yemiştim, o zaman söyleseydim tesir etmezdi” diye cevap vermiş. Görüldüğü üzere lisanı kali yani konuşmayı etkili kılan lisanı haldir. Bundan dolayı lisanı halimize mümkün mertebe dikkat etmeliyiz.



