Mekke’de Gerçekleşen Olaylar Emin Belde Olmasına Aykırı mıdır

Sual: Mekke’nin emin belde olması ne demektir, orada gerçekleşen vinç kazası, Kâbe baskını, sel gibi olayların gerçekleşmesi emin belde olmasına aykırı değil midir?

Cevap: Ayetlere baktığımız zaman Mekke’nin emin belde oluşunu görmekteyiz. Bu konuda birçok ayetin olması Mekke’nin emin belde olduğunu şiddetle teyit eden bir durumdur. Konuyla alakalı bazı ayetler:

…Halbuki onları katımızdan bir rızık olarak her şeyin mahsulünün toplandığı emin bir haremde yerleştirmedik mi? Ama onların çoğu bilmezler. (Kasas, 57)

Hz. İbrahim: “Ya Rab, burasını emîn bir belde kıl ve ahalisinden Allah’a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvalarla rızıklandır!” diye dua etti… (Bakara 126)

Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken (öldürülürken, ya da esir edilirken), bizim (Mekke’yi) güven içinde emin bir yer yaptığımızı görmediler mi? Hâlâ batıla inanıp Allah’ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?(Ankebut 67)

And olsun bu güvenli Mekke şehrine ki (Tin 3)

Yukarda var olan ayetlerle beraber konuya birkaç madde halinde cevap verilecektir. Ayetlerde ifade edilen “Emin Belde” kavramı, sadece fiziksel doğa olaylarından veya kazalardan korunmuş bir fanus anlamına gelmez. Yani orda olan hiçkimse hiçbir musibet isabet etmeyecek mantığı buradan çıkarılamaz. Zira bu ayetler indiği zaman ve hemen sonrasında yaşayan Mekke’dekiler ölüm, hastalık musibet gibi olayların hepsini yaşamıştır. Demek ki ayetten kasıt ordakilerin başına hiçbirşey gelmemesi değildir.

Kur’an-ı Kerim’de Mekke’nin Emin kılınması, buranın bir hukuki dokunulmazlık alanı (Harem) ilan edilmesiyle ilgilidir. Bu emniyet, Müslümanların oraya girdiğinde uyması gereken katı kurallarla sağlanır. Burada kan dökmek haramdır; bitkiler koparılamaz, hayvanlar incitilemez. Yani Allah, bu beldeyi insanlar eliyle korunması gereken kutsal bir mekân halinde getirmiştir.

Mekke’nin emin kılınması, Cahiliye döneminde bile insanların birbirine saldırdığı, yağmaların yaşandığı bir ortamda, bir kişinin babasının katiline Mekke sınırları içinde rastlasa bile ona dokunmaması demektir. Allah bu beldeyi, beşeri öfkelerin ve savaşların durduğu bir sığınak kılmıştır. (İmam Kurtubî, el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’an)

Mekke, fiziksel yasaların (Sünnetullah) askıya alındığı bir yer değildir. Orada da yerçekimi vardır, yağmur yağar ve insan vücudundaki hücreler yaşlanır. Eğer Mekke’de hiç hastalık, deprem veya kaza olmasaydı, iman gayba iman (görünmeyene inanma) olmaktan çıkar, zorunlu bir kabule dönüşürdü. İnsanlar Allah’a inandıkları için değil, sadece güvende kalmak ve ölmemek için oraya akın ederlerdi. Bu da iradeyi devre dışı bırakırdı.

Dünya bir imtihan yeridir (dar’ul-imtihan). Mekke de bu dünyanın bir parçasıdır. Allah’ın kanunu olan ölüm ve musibet her yer için geçerlidir. Mekke’nin kudsiyeti, oradaki zahiri olaylarla değil, o topraklarda yapılan amellerin manevi ağırlığı ve Allah’a olan yakınlık derecesiyle ölçülür.” (İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn)

Mekke’nin emniyeti, tarihin büyük kırılma anlarında (Fil Vakası gibi) ilahi bir müdahale ile korunmuş olmasıdır. Ancak bu, bireysel kazaların yaşanmayacağı anlamına gelmez. Tarihsel süreçte yaşanan baskınlar veya seller, aslında insanlara, asıl olanın Kabe’nin Rabbine ibadet olduğunu hatırlatan birer ikazdır.

Mekke’nin emin olması, çoğunlukla ve ilkesel bir emniyettir. Ayrıca ‘Emin’ sıfatı, oraya giren kişinin ahiret azabından emin olması veya ibadetlerini huzur içinde yerine getirebilmesi manasına da gelir. Münferit hadiseler, bu külli (genel) kuralı bozmaz. (Fahreddin er-Râzî, Tefsir-i Kebir)

Kazaların ve afetlerin genel hikmetine gelecek olursak O kutsal beldede hayatını kaybeden müminlerin, en yüksek manevi dereceyle Allah’ın huzuruna çıkmasına vesile olur. Hadiste Kâbe’de vefat edenin cehennem azabından korunacağı ifade edilmiştir: Kim Kâbe’de ölürse, Allah onu cehennem azabından korur” (İbn Mâce, Ziyaret, Hadis No: 3062). Bununla beraber orada gerçekleşen kazalarda vefat edenlere gelince insan eliyle tedbir alınması gerektiği eğer tedbir alınmamış ise o işte çalışanların hatasından  kaynaklandığını gösterir. Bu çalışanlar kusurları oranında sorumludur. Bu da bizlere Tedbir kuldan, takdir Allah’tandır düsturunu hatırlatır.

Tarihsel Süreçte Kâbe Etrafında Cereyan Eden Olaylar Hakkında:

Hicretin 73. yılında Halifeliğini ilan eden Abdullah bin Zübeyr Kâbe’ye sığınmış ve Haccacı Zalim namıyla meşhur Ebû Muhammed el-Haccâc b. Yûsuf b. el-Hakem es-Sekafî tarafından mancınıkla taşa tutulmuştur. Haccaca karşı direnen Abdullah bin Zübeyr ve arkadaşları bu olayın ardından şehit edilmiştir.

930 yılında Bahreyn merkezli Karmati Devleti’nin lideri Ebû Tâhir el-Cennâbî tarafından gerçekleştirilen Kâbe baskını, İslam tarihinin en üzücü olaylarından biridir. Hac döneminde Mekke’ye saldıran Karmatiler, binlerce hacıyı katledip Hacerülesved taşını sökerek El-Ahsa’daki merkezlerine kaçırmış ve yaklaşık 20 yıl boyunca taşı ellerinde tutmuşlardır.

20 Kasım 1979’da Cuheyman el-Uteybi liderliğindeki silahlı bir grup, Suudi Arabistan rejimine karşı Kâbe’yi (Mescid-i Haram) işgal etti. Yaklaşık 16 gün süren kuşatmada, kendisini Mehdi ilan eden Muhammed el-Kahtani öldürüldü ve Fransız özel timlerinin desteğiyle düzenlenen operasyonla isyan bastırıldı, ardından liderler idam edildi.

Görüldüğü üzere Kâbe de zaman zaman elem verici münferit hadiseler meydana gelmiştir. Bu üzücü hadiselerin meydana gelmesi Mekke’nin emin belde oluşuna bir zarar vermez zira bunlar genele oranla çok cüzi kalan birkaç tekil harekettir. Bununla beraber oraya girenlerin ahiret azabından emin olmaları, ibadetlerini huzur içinde yerine getirmeleri, oradaki amellerin manevi ağırlığı, beşeri öfkenin durulduğu yer olması gibi sebeplerden ötürü emin bir beldedir.

Paylaş

Yorum gönder