Gözümüzün alabildiğine uzanan bu muazzam dünya; karada, denizde ve havada yaşayan sayısız canlıyla doludur. Bu canlıların vücutlarındaki renkler, desenler, sesler ve biyolojik özellikler, yeryüzünde asırlardır kesintisiz süren büyüleyici bir görsel ve işitsel senfoni sunmaktadır. Akıl ve şuurdan mahrum olan bu varlıklar, gerek vücutlarındaki kusursuz sistemler gerekse sergilediği hayranlık uyandırıcı davranışlarla her aklıselim insanın dikkatini çekmektedir.
Günümüz teknolojilerinin büyük bir kısmının doğayı taklit etme disiplini olan biyomimikri üzerine kurulduğunu düşünürsek, hayvanların vücutlarındaki sistemlerin ne denli derin bir ilgiye şayan olduğunu daha iyi idrak edebiliriz. Bugün insanlık; radar sistemlerini geliştirmek için yarasaları taklit etmekte, gökyüzünde süzülmek için kuşların aerodinamik yapılarını incelemektedir. Dalgıç kıyafetlerindeki sürtünmeyi en aza indirmek için deniz canlılarının deri dokusu örnek alınırken; hızlı trenlerin yüksek hızda maruz kaldığı ses ve direnç problemini aşmak için yalıçapkını kuşunun gaga yapısından ilham alınmaktadır.
Tam bu noktada durup düşünmek gerekir. İnsan aklının doğadaki minik bir sistemi örneğin yalıçapkını kuşunun gagasını taklit edebilmesi için onlarca dahi mühendise, donanımlı laboratuvarlara ve yıllarca süren deneme yanılma süreçlerine ihtiyacı vardır. Hal böyleyken; akıl, şuur ve fizik bilgisi olmayan bir kuşun, bu muazzam aerodinamik tasarıma tesadüfen sahip olduğunu iddia etmek sizce de akıl dışı değil midir? Kopyasını yapan modern mühendisleri ayakta alkışlarken, o sistemin asıl mucidini ve ilk kaynağını kör tesadüflere bağlamak çok büyük bir mantık çelişkisi barındırmaz mı? Akıl ve şuur sahibi insanın, karşılaştığı teknik zorlukları aşmak için şuurdan mahrum hayvanlar alemini örnek alması, bu canlıların arkasında sonsuz ilim sahibi Bir Yaratıcı’nın varlığını açıkça ilan etmektedir.
Bu hakikati bir otomobil misali üzerinden somutlaştıralım. Bir aracın yollara çıkabilmesi için arkasında muazzam bir kreatif çalışma ve mühendislik ağı bulunur. Görsel tasarım, estetik, dış tasarım (exterior), iç tasarım (interior), motor mekaniği (powertrain), şanzıman ve aktarma organları, şasi ve gövde mimarisi, elektrik-elektronik entegrasyonu, aerodinamik ve ergonomi gibi onlarca farklı disiplin bir arada çalışır. Bu tasarımların kimi konforu artırırken, kimi de doğrudan aracın yürümesini ve güvenliğini sağlar. Bu hassas organizasyonun neticesinde ortaya bir mühendislik harikası çıkar ve insanlar bu esere bakarak mühendisin dehasını takdir eder.
Teşbihte hata olmasın; herhangi bir canlının, misal bir tavus kuşunun sindirim, dolaşım, boşaltım ve sinir sistemleri ile iç organları, estetiği, renkleri, desenleri ve sesi gibi onlarca unsurun da aynı şekilde Yüce Bir Zat tarafından nizama konulması gerekir. Zira bu sistemlerin bir kısmı estetik bir amaca hizmet ederken, bir kısmı doğrudan canlının hayatta kalmasını sağlar. Eğer bu hayati fonksiyonlardan tek bir tanesi bile eksik olsa –tıpkı bir parçası eksik olan otomobilin çalışamaması gibi– o canlı hayatını devam ettiremez, varlığını sürdüremez, hatta en başta var dahi olamaz. Bilimde “İndirgenemez Komplekslik” olarak adlandırılan bu durum, bir canlının parça parça değil, bütün uzuvlarıyla aynı anda ve eksiksiz olarak var olmak zorunda olduğunu kanıtlar.
Şimdi bir otomobil pazarına gittiğimizi ve bir markanın son 50 yılda ürettiği tüm araçların kronolojik olarak yan yana dizildiğini hayal edelim. Bu araçları sırasıyla inceleyip, “Zaman içinde bu arabalar dışarıdan hiçbir müdahale olmadan, kendi kendine bir diğerinden evrilerek oluştu” düşüncesi hangimize mantıklı gelir? Ya da o araçların hatlarındaki estetik, bize en ufak bir tesadüf ihtimalini düşündürür mü?
Eğer bu noktada, “Araba cansız bir maddedir, canlılar ise ürer ve değişir; dolayısıyla bu örnek evrim karşıtı bir delil olamaz” şeklinde bir itiraz öne sürülecek olursa, bu iddia iki temel nedenden dolayı çökmeye mahkumdur:
Birincisi; bizzat evrimsel mekanizmalara inananların iddiasına göre, yeryüzündeki ilk canlılık zaten cansız maddelerin zaman içindeki tesadüfi etkileşimleriyle (biyogenez) başlamıştır. Hatta bu çıkmazı aşmak adına canlılığın temel yapı taşlarının uzaydan geldiğini iddia edecek (panspermia) kadar ileri gidenler olmuştur. Dolayısıyla, cansız elementlerin kendi kendine organize olup canlandığını savunan bir anlayışın, otomobil örneğini “cansızlık” gerekçesiyle reddetmesi kendi içinde bir çelişkidir.
İkincisi ve daha önemlisi; bir otomobil cansızdır ve üremez, doğru; ancak canlıların üremesini ve o kusursuz genetik kopyalanmayı sağlayan DNA’nın kendisi, başlı başına en gelişmiş otomobil fabrikasından daha kompleks bir yazılım ve üretim merkezidir. İçinde milyarlarca harflik bir bilgi kütüphanesi barındıran DNA gibi bir merkezin, bir arabadan kat kat daha hassas ve mükemmel olduğu göz önüne alınırsa, bu materyalist itiraz tamamen devre dışı kalmaktadır.
İşte bu misallerde gördüğümüz üzere, var olan bütün canlılarda muazzam bir bütünsel birliktelik ve yüksek bir komplekslik hakimdir. Canlılar, hayat bağlarının kopmaması için halihazırda var olan tüm sistemleriyle bir arada bulunmak mecburiyetindedir. Doğadaki bu tasarım, altın oran, nizam, maksat, gaye ve hikmet, bizlere perdenin arkasındaki Mutlak Sanatkar’ı işaret etmektedir.
Üstelik bu harikulade durum sadece canlının kendi bedeniyle de sınırlı değildir. Herhangi bir canlının kendi vücudundaki mükemmel sistemlerle beraber, çevresindeki tüm kozmik unsurlarla kusursuz bir uyum ve etkileşim içinde yaşaması da yaratılışın en büyük delillerindendir. Yerçekimi, o hayvanın hareket kabiliyetine göre ne bir gram eksik ne bir gram fazladır. İhtiyacı olan su ve besinler, vücudunun aradığı mineral ve vitamin dengesine göre tam kıvamında ayarlanmıştır. Atmosfere ulaşan Güneş ışınlarının ısısı ve sıcaklığı, tam da canlılığın sınırlarına göre ayarlanmıştır.
Canlı ve cansız tüm bu unsurların aynı harika senfonide bir araya gelmesi açıkça göstermektedir ki; mikro alemden makro aleme kadar kâinattaki her şeyin arkasında, ilmi sonsuz, iradesi mutlak bir Yaratıcı Güç vardır.
Biyomimikri doğayı taklit ediyor 1 isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/biyomimikri-dogayi-taklit-ediyor/
Biyomimikri doğayı taklit ediyor 2 isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/biyomimikri-dogayi-taklit-ediyor-2/


