Sual: Petra Kâbe’mi?
Cevap: Bu iddia, özellikle Dan Gibson’ın “Qur’anic Geography” (Kur’an Coğrafyası) kitabıyla popülerleşen bir tezdir. Bu tez bazı konuları çarpıtmak bazılarını da kendi şahsi algısına göre yorumlamaktan ibarettir. Birkaç madde halinde bu iddianın sadece korkunç bir hata olduğuna değinilecektir.
1-) Hatalı Kıble Yanılgısı
Bu iddianın temel taşı, ilk camilerin kıblesinin Petra’ya baktığıdır. Ancak bu, o dönemin navigasyon ve geometri bilimini tamamen yanlış yorumlamaktadır.
7. ve 8. yüzyıllarda Müslümanlar henüz Dünya’nın tam çapını ve küresel geometriyi kullanarak bir koordinat sistemine sahip değillerdi. Bu matematiksel yetkinlik ancak 9. yüzyılda Beytü’l Hikme ile gelişmeye başladı. Erken dönem Müslümanları, kıbleyi tayin ederken “Ceh” (yön) metodunu kullanıyorlardı. Yani “Güney’e dön”, “Kuzeybatı’ya dön” gibi genel yönlendirmeler esastı.
King ve David A. King gibi bilim tarihçilerinin araştırmalarına göre, ilk camiler çoğu zaman mevcut sokak dokusuna, eski tapınakların temellerine veya güneşin doğuş/batış noktalarına göre hizalanmıştı. Gibson’ın “Petra’yı gösteriyor” dediği çizgileri birkaç derece kaydırdığınızda, o çizgilerin aslında Kudüs’ü, Güney’i veya sadece yerel bir caddeyi gösterdiği görülür.
Yapılan en büyük bilimsel hata şudur Mekke’yi tam olarak tutturamayan her camiyi “O zaman kesin Petra’ya bakıyordur” diyerek Petra’ya tescillemek. Oysa o camiler sadece yanlış hesaplanmış Mekkeye bakan kıblelerdir.

2-) Epigrafik Kanıtların (Yazıtların) Sessizliği
Bir yerin “Kutsal Merkez” (Kabe) olması için oranın milyonlarca insan tarafından ziyaret edilmesi ve arkasında devasa bir yazılı miras bırakması gerekir.
Mekke Havzası Yazıtları: Hicaz bölgesinde, İslam’ın ilk yıllarına ait yüzlerce kaya yazıtı bulunmuştur. Bu yazıtların birçoğunda “Mekke”, “Harem” ve “Kabe” ifadeleri açıkça geçer.
Petra’nın Sessizliği: Eğer Müslümanlar 100 yıl boyunca Petra’ya yönelmiş olsaydı, Petra’nın kaya duvarlarında İslam’ın temel akidelerini içeren Arapça yazıtlar, hacıların bıraktığı notlar veya valilerin kayıtları olması gerekirdi. Oysa Petra’da bu döneme ait İslami bir arkeolojik tabaka yoktur.
3-) Tarihsel ve Siyasi İmkansızlık
İslam’ın doğuşu sırasında Petra, Bizans İmparatorluğu’nun Palaestina Tertia eyaletinin bir parçasıydı. Eğer Müslümanlar Petra’da toplanıp bir din kursalardı ve ordularını orada toplasalardı, Bizanslı tarihçiler (Procopius vb.) kendi toprakları içindeki bu hareketliliği çöldeki gruplar olarak değil, imparatorluk içinde büyük bir isyan olarak kaydederlerdi. Bizans kaynakları İslam’ın Arap Yarımadası’nın içlerinden geldiğini açıkça belirtir.
Siyasi Rekabet: Emevi halifesi Abdülmelik ile Mekke’de halifeliğini ilan eden Abdullah bin Zübeyr arasındaki iç savaşta, taraflar birbirlerini dini sapmayla suçlamıştır. Eğer Kabe taşınmış olsaydı, Emeviler bu muazzam hatayı Abdullah bin Zübeyr’i halkın gözünde bitirmek için bir propaganda aracı olarak kullanırlardı. Ancak tüm kaynaklar, çatışmanın Mekke’deki aynı yapı üzerinde döndüğünü doğrular.
4-) Coğrafi ve Tarımsal Tutarsızlıklar
Bu iddidakiler Kur’an’daki “vadi”, “zeytin”, “üzüm” tasvirlerinin Petra’ya daha çok uyduğunu iddia eder. Ancak bu argüman da çok zayıftır.
Zeytin Meselesi: Kur’an’daki bitki tasvirleri sadece Mekke ile sınırlı değildir; tüm bölgeyi (Şam, Filistin, Hicaz) ve kıyamet sahnelerini de kapsar. Ayrıca, yapılan polen analizleri, o dönemde Hicaz bölgesindeki vahalarda zeytin ve benzeri ürünlerin sınırlı da olsa yetiştirilebildiğini veya ticaret yoluyla bölgenin ana unsuru olduğunu göstermektedir.
Su Kaynakları: Petra, Nebatiler tarafından inşa edilmiş sofistike su kanallarına ve barajlara sahip bir şehirdir. Oysa Kur’an ve Hadis kaynaklarında tasvir edilen Kabe çevresi, suyun son derece kısıtlı olduğu, sadece Zemzem kuyusuna bağımlı ve tarıma elverişsiz (“gayri zi zer’in”) bir yerdir. Bu tanım Petra’ya değil, tam olarak Mekke’ye uyar.
5-) Safa, Merve, Arafat ve Mina…
İslam’ın hac ibadeti sadece Kabe’den ibaret değildir; Safa, Merve, Arafat ve Mina gibi coğrafi noktaları içerir. Petra’da Mekke’deki gibi birbirine yakın iki tepe (Safa ve Merve) ve aralarında koşulacak (Sa’y) bir alan düzeni mevcut değildir. Eğer Kabe taşındıysa, tüm bir dağ silsilesinin ve kutsal vadilerin de taşınmış olması gerekir ki bu, toplumsal hafıza açısından imkansızdır. Yüzbinin üzerinde sahabe ve onların çocuklarının, kutsal şehrin bin kilometre kuzeye taşındığını unutup topluca Mekke üzerinde mutabık kalması varsayacağımız her şeye aykırıdır.
Sonuç Olarak: Petra iddiası, tarihsel bağlamdan kopuk, sadece harita üzerindeki düz çizgilerle (ki onlar da hatalıdır) bir medeniyet inşası kurgulamaya çalışır. Bu iddia; dilbilimini, epigrafiyi, sosyolojik hafızayı ve o dönemin büyük imparatorluklarının (Bizans ve Sasani) kayıtlarını görmezden gelir.
Yukardaki deliller göstermektedir ki ortaya atılan bu iddia tamamen hayal ürünü ve kurgudan ibarettir, herhangi bir dayanağı olmayan zorlama yorumlarla tarihsel gerçekliği bir kenara itmektir.
Soru: İyi ama ilk camilerin kıblesi neden Mekke’den sapma gösteriyor? Bu bir kanıt değil mi?
Cevap: Hayır, bu bir yer değişikliği kanıtı değil, o dönemdeki teknik imkansızlıkların doğal bir sonucudur. O dönemde Müslümanların elinde ne hassas pusulalar ne de dünyanın eğimini hesaplayan haritalar vardı. Kıbleyi belirlemek için “Güneş’in doğuşu”, “yıldızların konumu” veya “kış dönümü/yaz dönümü” gibi kaba astronomik gözlemler kullanılıyordu.
Eğer bu iddialar doğru olsaydı, tüm camilerin milimetrik olarak Petra’yı göstermesi gerekirdi. Oysa camiler arasında 10 ile 30 derece arasında değişen devasa sapmalar vardır. Bazıları Petra’yı, bazıları Kudüs’ü, bazıları ise hiçbir kutsal yeri göstermeyen tamamen alakasız yönleri işaret eder.
Soru: Kur’an’da geçen ‘Bekke’ (Âl-i İmrân, 96) ifadesinin Petra olduğunu iddia ediyorlar, bu dilbilimsel olarak mümkün mü?
Cevap: Bu tamamen bir zorlama yorumdur ve Arapça dilbilimi ile tarihsel fonetikle çelişir. Petra ismi Yunancadır ve Kaya anlamına gelir. Nebatice ismi ise Raqmu’dur. Bekke veya Mekke kelimeleriyle ne etimolojik ne de ses bilgisi açısından bir bağı vardır.
Bekke: Bekke, Mekke’nin kadim isimlerinden biridir ve Arapça köken olarak kalabalık olmak, birbirini itmek veya boyun eğdirmek anlamlarına gelir.
Sadece İslam kaynakları değil, İslam’dan önceki dönemlerde de (örneğin Batlamyus’un coğrafya eserlerinde) bölgeden “Macoraba” (Mekke) olarak bahsedilir. Petra ise her zaman Petra veya Sel’ olarak anılmıştır. Bir şehrin isminin, tamamen başka bir şehre “transfer” edilmesi tarihsel olarak görülmüş bir şey değildir.



