Kur’an’ın her şeyi açıklayan kitap oluşu, onun bir fizik, tıp ya da mühendislik ansiklopedisi olması anlamına gelmez. Çünkü Kur’an’ın temel gayesi; insanı Allah’a kulluğa çağırmak, varlığın anlamını öğretmek, doğru ile yanlışı ayırmak ve insanı dünya-ahiret saadetine ulaştırmaktır. Bununla beraber Kur’an, insanlığın ihtiyaç duyduğu bütün hakikatlerin köklerini, esaslarını ve işaretlerini içinde barındırır. Bu yüzden İslam alimleri Kur’an’a sadece bir ibadet kitabı olarak değil; aynı zamanda ilimlerin ana kaynağı, hikmetlerin merkezi ve sonsuz manalar hazinesi olarak bakmışlardır.
Kur’an’da bazı hakikatler açık (zahiri) şekilde anlatılmış, bazıları ise işaret, remiz, temsil ve ima yoluyla verilmiştir. İşte bu durum İslam ilimlerinde Tefsir kapısını açmıştır. Yani ayetlerin yalnızca görünen manaları değil, derin işaretleri de alimler tarafından incelenmiştir. Çünkü Kur’an 114 süre olsa da manaları sınırsızdır.
Sual: Madem Kur’an her şeyi açıklıyor, o halde neden içinde açık açık elektrik formülü, antibiyotik tarifi, motor sistemi veya bilgisayar teknolojisi yok?
Cevap: Çünkü Kur’an bir teknik kullanım kılavuzu değil, bütün çağlara hitap eden ilahi bir rehberdir. Eğer Kur’an yalnızca belli bir çağın teknik ayrıntılarını verseydi, sonraki çağlarda insanlar onu anlamakta zorlanabilirdi. Fakat Kur’an; değişmeyen temel prensipleri, düşünce metodlarını ve hakikatlerin özünü vermiştir. İnsan ise akıl, tecrübe ve araştırma ile bu hakikatleri keşfetmeye yönlendirilmiştir.
Nitekim Kur’an sürekli olarak insanı düşünmeye çağırır.
–O halde yaratanla yaratamayan bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz? (Nahl 17)
–Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz? (Saffat 137,138)
–Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden daha çok, daha kuvvetli, yeryüzünde bıraktıkları eserler daha sağlam olan öncekilerin sonuçlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Kazandıkları onlara bir fayda vermemiştir. (Mü’min 82)
–Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler (ve şöyle derler:) “Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru! (Ali İmran 191)
Bu ayetler, Müslümanlara yalnızca ibadet etmeyi değil; aynı zamanda kainatı araştırmayı, tabiatı incelemeyi ve ilim üretmeyi de öğretmektedir. Çünkü kainat da Allah’ın bir kitabıdır. Kur’an-ı Kerim kelam kitabı, evren ise kudret kitabıdır. İkisi birbirini açıklar.
Bu konuda büyük alim Celâleddin Süyûtî’nin açıklamaları son derece dikkat çekicidir. O, “El-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân” adlı eserinde şöyle der: Kitabullah, evvelkilerin ve sonrakilerin ilmini barındıran uçsuz bucaksız bir okyanustur. Öyle bir fen, öyle bir meslek ve öyle bir hakikat yoktur ki onun aslı Kur’an’da bulunmasın. Ardından şu ayetleri delil getirir: Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. (En’âm, 38) Sana her şeyi açıklayan kitabı indirdik. (Nahl, 89)
Buradaki her şey ifadesi, her teknik ayrıntının tek tek yazılması değil; insanın hidayeti için gerekli olan bütün esasların, prensiplerin ve ilimlerin köklerinin Kur’an’da bulunması anlamındadır.
Süyûtî’nin naklettiği alimlerden İbn Ebü’l-Fadl el-Mürsî ise şöyle der: Kur’an, kainattaki bütün ilimleri bir araya getirmiştir. Çünkü Kur’an; astronomi, geometri, tıp, hukuk, aritmetik, mantık ve cedel gibi ilimlerin hepsini ya açıkça ya da işaret yoluyla kapsar.
Gerçekten de Kur’an’a dikkatle bakıldığında ilimlerin temel esaslarına işaret eden birçok ayet görülür.
Mesela tıp alanında Kur’an doğrudan bir anatomi kitabı sunmaz; fakat sağlıklı yaşamın temel prensiplerini verir. “Yiyin, için fakat israf etmeyin” (Araf 31) ayeti bugün modern tıbbın da kabul ettiği ölçülü beslenme ilkesini ortaya koymaktadır. Bal hakkında “onda insanlar için şifa vardır” (Nahl 69) buyurulması, doğal tedavilere işaret eden önemli bir örnektir. Temizlik, abdest, gusül, haram gıdalardan kaçınma ve ölçülü yaşama dair hükümler de insan sağlığını koruyan temel prensiplerdir.
Astronomi alanında Kur’an; Güneş’in ve Ay’ın belli bir hesapla hareket ettiğini, her birinin yörüngede yüzdüğünü, gece ile gündüzün hassas bir düzen içinde yaratıldığını bildirir. Bu ayetler modern astronominin detaylarını vermez; fakat evrenin rastgele değil ölçüyle yaratıldığını öğretir. Bu anlayış Müslüman alimleri gözleme, hesap yapmaya ve gök ilimleriyle uğraşmaya sevk etmiştir.
Nitekim İslam medeniyetinde büyük rasathaneler kurulmuş, yıldız haritaları çıkarılmış ve cebir ile trigonometri alanlarında büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Çünkü Müslüman alimler Kur’an’ın kainatı incelemeye teşvik ettiğini anlamışlardır.
Geometri ve mühendislik açısından da Kur’an’daki bazı ifadeler dikkat çekicidir. Dağların kazık gibi yaratıldığının söylenmesi, yapıların sağlam temeller üzerine kurulmasına dair işaretler, sedlerin inşası ve ölçü-vurgusu; düzen, denge ve statik prensiplerinin önemini göstermektedir. Kur’an sürekli olarak ölçü kavramını öne çıkarır. Bu da kainatta matematiksel bir düzen bulunduğuna işaret eder.
Mantık ve münazara konusunda ise Kur’an başlı başına bir eğitim kaynağıdır. Özellikle Hz. İbrahim’in Nemrut ile yaptığı tartışma, putperest kavmine yönelttiği sorular ve akli delilleri; doğru düşünme ve etkili muhakeme örnekleridir. Kur’an insanı taklidi imana değil, tahkiki imana çağırır.
Kur’an kıssaları da sadece tarih anlatımı değildir. Her kıssa; psikoloji, toplum bilimi, siyaset, ahlak ve insan karakteri hakkında önemli dersler verir. Hz. Yusuf kıssasında ekonomi yönetimi, kriz planlaması ve devlet idaresi, iffet dersi; Hz. Musa kıssasında zulüm düzenleriyle mücadele; zorluklar karşısında sebat etmek; Hz. Süleyman kıssasında yönetim, iletişim ve organizasyon; Hz. Eyüp kıssasında sabır ve tevekkül gibi birçok hikmet bulunmaktadır.
Ayrıca Kur’an yalnızca bilgi vermek için değil, insanın kalbini ve zihnini inşa etmek için indirilmiştir. Çünkü teknik bilgi tek başına insanı kurtarmaz. Bugün insanlık teknoloji bakımından çok ilerlemiş olmasına rağmen savaşlar, zulümler, ahlaki çöküş ve manevi boşluk devam etmektedir. Demek ki insanın asıl ihtiyacı sadece teknik ilerleme değil; hikmet, ahlak ve doğru yöneliştir. Kur’an işte bunu sağlar.
Kur’an’ın metodu şudur: Önce insana doğru bakış açısını verir, sonra insanı araştırmaya teşvik eder. Yani Kur’an sonucu hazır veren bir kitap değil; insanı düşünmeye, keşfetmeye ve tefekkür etmeye yönlendiren bir kitaptır. Bu yüzden birçok İslam alimi bilimsel keşiflerin temelinde Kur’an’ın teşvik edici ruhunun bulunduğunu söylemiştir.
Bir çekirdeğin içinde nasıl koca bir ağacın programı saklıysa, Kur’an’da da sayısız ilmin çekirdekleri bulunmaktadır. O çekirdekler zamanla alimlerin çalışmalarıyla açılmıştır. Her çağın insanı Kur’an’dan kendi seviyesine göre yeni hikmetler anlamıştır. Bu da Kur’an’ın mucizevi yönlerinden biridir.
Bu nedenle Kur’an’dan sadece namaz, oruç ve helal-haram hükümlerini almak; devasa bir sarayın yalnızca giriş kapısında beklemek gibidir. Oysa Kur’an’ın içinde; tefekkür, hikmet, ahlak, maneviyat, toplum düzeni, kainat tasavvuru, mantık, dua, insan ruhu ve varlık sırlarıyla ilgili sonsuz hazineler vardır.
Ancak bu hazineleri anlayabilmek için sadece meal okumak yeterli değildir. Arap dilinin inceliklerini bilmek, tefsir ilmini öğrenmek, alimlerin açıklamalarını incelemek ve ayetler üzerinde derin düşünmek gerekir. Çünkü Kur’an herkesin seviyesine göre farklı manalar açan ilahi bir deniz gibidir.
İşte bu sebeple Kur’an’da bir teknolojik cihazın ayrıntılı teknik çizimi bulunmasa da, insanı o teknolojiyi keşfetmeye götürecek düşünce sistemi, araştırma ruhu ve hikmet anlayışı bulunmaktadır. Kur’an’ın amacı insanı sadece bilgili yapmak değil; aynı zamanda hikmet sahibi yapmaktır.



