Sahabe Derece Olarak Geçilebilir mi

Sual: Sahabe derece olarak geçilebilir mi?
Cevap: Hayır geçilemez. Sahabe nesli (Peygamber Efendimiz’in arkadaşları), örnek nesil olarak kabul edilir. Onların ulaşılamazlık mertebesi sadece tarihsel bir öncelik değil, bizzat Allah ve Resulü tarafından mühürlenmiş bir fazilettir ve onlar Peygamberlerden sonraki en üstün nesildir. Bizzat ayetlerde övülen insanlarla sonradan gelenler arasında elbette derece farkı olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’den Deliller

“Muhâcirlerin ve ensarın ilkleri ile onlara güzelce uyanlardan Allah hoşnut olmuştur, onlar da O’ndan razıdırlar. Onlara, sonsuza dek hep içinde kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük bahtiyarlık işte budur.” (Tevbe 100). Kur’an, sahabeyi “Allah’ın kendilerinden razı olduğu toplum” olarak niteler. Bu ayet, sahabenin tamamı için genel bir “rıza” belgesidir.

“Göklerin ve yerin tamamı zaten Allah’a ait olduğu halde ne diye hâlâ Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? İçinizden fetihten önce harcayan ve savaşanlar ötekilerle bir değildir. Onların derecesi, daha sonra harcayan ve savaşanlardan üstündür. Bununla birlikte Allah her birine en güzel olanı vaad etmiştir. Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.” (Hadid 10). Ayette Mekke’nin fethinden öncekiler bile sonrakilerden üstün olarak zikredilmişse daha sonra gelenlerin sahabeye üstünlük kurması mümkün olabilir mi? Haşa…

“Bu mallar özellikle, Allah’tan bir lütuf ve hoşnudluk ararken ve Allah’ın dinine ve peygamberine yardım ederken yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılan fakir muhacirlerindir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.” (Haşr 8). Ayette sahabeler sadikun yani doğrular olarak zikredilmiştir. Bizzat Allah tarafından doğru oldukları tasdik edilen bir topluluk elbette sonrakilerden üstündür

Hadis-i Şeriflerden Deliller

Peygamber Efendimiz (s.a.v), sahabesine dil uzatılmasını yasaklamış ve onların manevi değerinin çok yüksek olduğunu bizzat vurgulamıştır. Bundan dolayı sahabeye sevgi aynı zamanda Peygamber Efendimize karşı sevgidir.

“Beni gören veya beni göreni gören bir müslümana ateş değmeyecektir.” (Tirmizi, Menakıb (3857).

Bir yerde ölen Ashabımdan hiçbirisi yoktur ki, Kıyamet günü oranın ahalisine bir nur ve onlara (cennete sevkte) bir rehber olmasın.” (Tirmizi, Menakıb (3864)

… Said İbnu zeyd! dedi. Yani bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilave etti: “Allah’a yemin ederim. Onlardan birinin Resulullah aleyhissalatu vesselam ile birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden birinin ömrü boyu çalışmasından daha hayırlıdır, hatta ömrü, Hz. Nuh aleyhisselam’ın ömrü kadar uzun olsa bile” (Ebu Davud, Sünnet 9, (4648, 4649, 4650)

“Ashabıma sövmeyiniz! Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer sizden biri Uhud dağı kadar altını sadaka olarak verse, onların verdiği bir müdd (yaklaşık bir avuç) miktarındaki, hatta onun yarısındaki sevaba bile ulaşamaz.” (Buhari, Ashabu’n-Nebi, 5; Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 221)

“İnsanların en hayırlıları benim asrımdakilerdir. Sonra onları takip edenler, sonra da onları takip edenlerdir.” (Buhari, Şehadat, 9; Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 210)

“Yıldızlar gökyüzünün emniyetidir… Ashabım da ümmetim için bir emniyettir.” (Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 207)

İslam Alimlerinin Görüşleri

Sahabenin üstünlüğünün “sohbet” sırrına dayandığını belirterek şöyle der:
“Sahabe-i Kiram’ın, Resulullah’ın sohbetinde kazandıkları faziletler, bütün kemalatın (olgunlukların) üstündedir. En büyük veli, en küçük sahabenin derecesine ulaşamaz. Zira sahabenin imanı, vahyin inişine şahitlik etmeleri sebebiyle bir nevi ‘şuhudi’ (görerek inanma) derecesindedir.” (İmam-ı Rabbani, Mektubat, 1. Cilt, 120. Mektup)

“Sahabe hakkında hüsn-ü zan beslemek ve aralarındaki ihtilafları kurcalamamak vaciptir. Çünkü Allah Teâlâ onları Peygamberine arkadaş seçmiştir. Bu seçim, onların kainatın en seçkin insanları olduğunun kanıtıdır.” (İmam Gazali, İhya-u Ulumiddin)

Sahabenin geçilememesini şu teknik detayla açıklar: “Sahabenin bir müdd (avuç) miktarındaki sadakasının başkalarının dağlar kadar altınından üstün olması, onların zor zamanlardaki ihlası, fedakarlığı ve Peygamberin bizzat huzurunda bulunmanın verdiği bereketten dolayıdır.” (İmamı Nevevi, Şerhu Müslim, 16/93)

Yukardaki ayet, hadis ve İslam alimlerinin açıklamalarına dayanarak sahabenin üstünlüğünü ve onların geçilemeyeceğini çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz. Bunu birkaç madde halinde izah edelim.

Dinin İnşa Sürecinde Bizzat Bulunmaları

Bu madde, sadece tarihsel bir kronoloji değil, aynı zamanda bir idrak ve tecrübe üstünlüğüdür. Sahabe, bir ayetin hangi olay üzerine, hangi psikolojik atmosferde ve hangi soruya cevap olarak indiğini (Esbab-ı Nüzul) bizzat görmüştür. Bizler ayetleri metin üzerinden anlamaya çalışırken, onlar ayetin yaşandığı ana şahittirler. Peygamber Efendimiz’in ayetleri hayata nasıl aktardığını (Sünnet) ilk elden görmüşlerdir. Bu, teorik bir bilgiden ziyade pratik bir “yaşantı aktarımı”dır.

İslam hukukunun, ahlakının ve ibadet esaslarının temelleri atılırken onlar orada herşeye şahit olarak vardılar. Bir binanın temelindeki taşın, binanın onuncu katındaki süslemeden yapısal olarak daha kritik olması gibi; sahabe de İslam binasının sarsılmaz temelidir.

Sahabenin Tamamı Güvenilirdir: Es-Sahabetü Küllühüm Udûl

Bu kavram, hadis ilminin en önemli kabullerinden biridir ve “Sahabenin tamamı güvenilirdir” anlamına gelir.

Buradaki adalet hatasızlık (ismet) demek değildir. Sahabe de insandır, hata yapabilir veya günah işleyebilir. Ancak “Din konusunda asla yalan söylemezler” ilkesini ifade eder. Allah Resulü’nden bir söz naklederken kasıtlı olarak yalan uydurmaları imkânsızdır.

Hadis ilminde bir hadisin güvenilirliği için “ravi”lerin (nakledenlerin) hayatı incelenir (Cerh ve Tadil). Ancak zincirin son halkası bir sahabeye ulaştığında inceleme durur. Çünkü sahabenin dürüstlüğü, adil oluşu yalandan uzaklığı bizzat Kur’an ve Sünnet ile tescillenmiştir.

Nübüvvet Nurunun Yansıması İn’ikas Kanunu

İslam alimleri, sahabe olabilmenin tek şartının mümin olarak Peygamberimizi bir an bile olsa görmek, sohbetinde bulunmak olduğunu söylerler. Bunun kerameti şöyledir:

İn’ikas (Yansıma) Kanunu: Güneşe yakın olanın daha çok ısınması ve aydınlanması gibi, Güneş-i Nübüvvet olan Efendimiz’e yakın olanlar da O’nun ahlakından ve manevi halinden doğrudan etkilenmişlerdir. Buna “sirayet” (manevi geçiş) denir.

Bizler İslam’ı okuyarak ve duyarak (İlmel yakin) öğreniyoruz. Onlar ise İslam’ı Peygamberin şahsında görerek (Aynel yakin ve Hakkal yakin) yaşadılar. Aradaki bu mahiyet farkı, miktar ile kapanamaz. Kısaca onların hayatı bir elmas gibidir bizim hayatımız ise sönük bir bakır gibidir. 

Onların bir anlık Allah yolunda attıkları adım, İslam’ın hiç bilinmediği ve her türlü baskının olduğu bir dönemde atılmıştır. Sonradan gelenlerin binlerce saatlik ibadeti, o ilk evetin (imanın) getirdiği riski ve manevi ağırlığı karşılayamaz.

Son Olarak: Sahabenin büyüklerinden olan Abdullah bin Mesud, bu durumu şöyle özetlemiştir: “Kim bir yol tutacaksa ölmüş olanların (sahabenin) yolunu tutsun. Çünkü hayatta olanın fitneye düşmeyeceğinden emin olunamaz. Onlar (sahabe), bu ümmetin kalbi en temiz, ilmi en derin ve yapmacıklığı (tekellüfü) en az olanlarıydı…”

Sahabe nesli, İslam’ın sadece bir din değil, bir karakter olarak nasıl yaşanacağını gösteren, geçilemeyen ve yeri doldurulamayan bir nesildir.

Paylaş