Yabancılarla Evlenin, Yakınlarınızla Evlenmeyin…

Sual: Dinimizde akraba evliliği caiz görülmüştür fakat gelişen biyoloji, genetik ve tıp ilmine göre bunun kalıtsal hastalıkları ortaya çıkarma ihtimali diğer evliliklerden daha fazladır. Bu durumu açıklar mısınız?

Cevap: Dinimizde evlenilmesi haram olan kan bağları (anneler, kız kardeşler, halalar, teyzeler vb.) Nisâ Suresi’nin 23. ayetinde belirtilmiştir. Bunun dışındaki akrabalarla evliliğin helal olduğu ise şu ayetle sabittir: “Ey Peygamber! (…) seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık.” (Ahzâb, 50)
İslam hukuk kuralına göre, Hz. Peygamber (s.a.v.) için sabit olan bir hüküm aksine özel bir delil veya karine bulunmadığı sürece ümmeti için de geçerlidir. Bu doğrultuda Hanefî ve Malikî müçtehitler, akraba evliliğinin hukuken mübah olduğunu vurgulamakla yetinmişlerdir. Şafiî ve Hanbelî müçtehitler ise yakın akraba yerine uzak veya yabancı bir adayı tercih etmenin müstehap olduğunu savunmuşlardır.

Akraba evliliğinin genetik risklerine karşı dikkatli olunması gerektiği fikri, modern tıbba has bir keşif değildir. Bizzat Hz. Peygamber’den (s.a.v.) ve sahabeden aktarılan köklü bir toplumsal ve tıbbi tecrübe söz konusudur.

Nitekim Resûlullah’tan (s.a.v) bu konuda şu iki önemli rivayet aktarılmıştır:

–Yabancılarla evlenin, yakınlarınızla evlenmeyin. (Kadı Beydâvî. Gâyetü’l-Gusâ, 2: 721)

–Pek yakınınız olan bir kadınla evlenmeyin; çünkü çocuk zayıf, çelimsiz olur. (Terbiyetü’l-Evlâd, 1: 39; ihya, 2: 42)

Bu sünneti ve toplumsal tecrübeyi bizzat uygulayan Hz. Ömer (r.a.), sürekli kendi kabilesi içinden evlenen ve bu yüzden nesilleri zayıflayıp çelimsizleşen Sâib oğulları (Âl-i Sâib) kabilesine uyarıyı yapmıştır: “Siz iyice zayıfladınız (çelimsizleştiniz). Yabancılarla (başka kabilelerle) evlenip karışın ki nesliniz güçlü ve gürbüz olsun.”

Şafiî mezhebinin temel kaynaklarında İmam Şafiî’ye nispet edilen ibare şöyledir:
“Yabancı kadınlarla evlenin, yakın akrabanızla evlenmeyin. Çünkü yakın akraba evliliğinden doğan çocuk zayıf/çelimsiz (nâviye/dâviye) olur.” Buradaki “nâviye” veya “dâviye” kelimesi, bedenen zayıf, hastalıklı ve gelişmemiş çocuk anlamına gelir. Şafiî fukahası bu içtihadı iki ana gerekçeyle temellendirir:

Birincisi Bedenen Zayıflık: Klasik fıkıh literatüründe, yakın akrabaların birbirine karşı duyduğu eşsel/şehvet duygusunun yabancılara kıyasla daha zayıf olacağı, bunun da doğacak çocuğun fiziksel yapısına olumsuz yansıyacağı belirtilmiştir. Şehvetin zayıflığı, çocuğun da zayıf doğmasına sebep olur. Modern tıp dilinde bu durum; çekinik (resesif) genlerin bir araya gelerek kalıtsal hastalıkları ortaya çıkarma riskinin artmasıdır.

İkincisi Boşanma ve Sıla-i Rahim Riski: Evlilikler her zaman ömür boyu sürmeyebilir. Eğer evlenen kişiler yakın akrabaysa, aralarında yaşanacak olası bir boşanma veya şiddetli geçimsizlik, bütün bir sülalenin birbirine düşman olmasına ve akrabalık bağlarının (sıla-i rahim) tamamen kopmasına neden olur. Yabancı biriyle evlenildiğinde ise bu risk sadece iki aile ile sınırlı kalır.

Sonuç olarak; İslam hukukuna göre akraba evliliği haram veya mekruh değildir; yani dinen yasaklanmamıştır ve gerçekleştiğinde nikah tamamen geçerlidir fakat tavsiye edilen akraba evliliği değil, uzaktan biriyle evlenmektir.

İslam, akraba evliliği kapısını açık bırakmış; fakat neslin sağlığı ve toplumsal barış açısından tercihin yabancı/uzak adaylardan yana kullanılmasını müstehap kabul etmiştir. Dolayısıyla modern tıbbın akraba evliliğindeki genetik risklere karşı yaptığı uyarılar, bizzat Hz. Peygamber (a.s.m) ile müctehid imamların tavsiyeleriyle tam bir uyum içerisindedir.

Konuya dair en büyük yanlışlardan biri, akraba evliliğinin sadece Müslüman toplumlara has veya İslam’ın getirdiği bir uygulama olduğu düşüncesidir. Oysa tarihsel ve coğrafi veriler, bu durumun dinden ziyade coğrafya, aşiret kültürü, mülkü bölmeme arzusu ve geleneklerle ilgili olduğunu göstermektedir. Hatta dünyada Müslüman olmayan pek çok toplulukta, akraba evliliği oranları Müslüman toplumların oldukça üzerindedir. Bunun en somut örnekleri şunlardır:

Hindistan (Güney Bölgeleri / Hindu Toplulukları): Hindistan’ın güney eyaletlerinde (özellikle Tamil Nadu, Andhra Pradesh ve Karnataka) yaşayan Hindu topluluklarında akraba evliliği oranları %30 ile %50 arasında değişmektedir. Özellikle dayı-yeğen evlilikleri ve amca/teyze çocukları arasındaki evlilikler, mülkün aile içinde kalması amacıyla asırlardır son derece yaygın bir gelenektir. Kuzey Hindistan’daki Hindular bu duruma katı bir şekilde karşı çıkarken, Güney Hindistan’daki Hindular bunu kültürel bir norm olarak yaşatır; bu da meselenin dinle değil, tamamen bölgesel kültürle alakalı olduğunun kanıtıdır.

Müslüman Olmayan Ortadoğu Toplulukları (Yezidiler ve Dürziler): Ortadoğu coğrafyasında yaşayan ve Müslüman olmayan Yezidi ve Dürzi topluluklarında içe kapalı evlilik kültürü son derece katıdır. Kendi inanç topluluklarının dışına çıkmamak ve akrabalık bağlarını korumak adına yapılan yakın akraba evlilikleri, bu topluluklarda çok yüksek oranlarda seyretmektedir.

Yakın tarihe kadar Hristiyan Avrupa’da da akraba evlilikleri son derece yaygındı. Özellikle mülkün, toprakların ve tahtın aile dışına çıkmasını engellemek isteyen Katolik ve Protestan kraliyet hanedanları (Habsburglar, İngiliz Kraliyet Ailesi vb.) yüzyıllarca çok yakın akraba evlilikleri yapmışlardır. Hatta Habsburg Hanedanı’nın sürekli amca-yeğen ve kuzen evlilikleri yapması, nesiller sonra Habsburg çenesi olarak bilinen genetik/fiziksel bozukluklara ve hanedanın biyolojik olarak zayıflayıp çökmesine neden olmuştur.

Bu örnekler açıkça ortaya koymaktadır ki; akraba evliliği sosyo-ekonomik ve coğrafi bir kültürün ürünüdür.

Paylaş