Sual: Allah kâinatı yaratıp kendi haline bırakmış olamaz mı?
Cevap: Olamaz. Zira kainatta zerreden kürreye görmüş olduğumuz herşeyin arkasında büyük bir hikmet mevcuttur. Bunlar birkaç madde halinde zikredilecektir.
Eğer Yaratıcı sonsuz ilim, irade ve hikmet sahibiyse; varlığı kuşatan her şeyin bir amaç, ölçü ve denge içinde yaratılmış olması gerekir. Bu durumda, herhangi bir şeyin öylesine, yani gayesiz, anlamsız veya başıboş bırakılmış olarak var edilmesi aklen imkânsızdır. Çünkü hikmet, her işte bir maksadın bulunmasını gerektirir. Maksatsızlık ise eksikliktir; oysa sonsuz cemal ve kemal sahibi bir Yaratıcı için eksiklik düşünülemez.
Evrene baktığımızda, en küçük parçacıktan en büyük galaksilere kadar işleyen son derece hassas bir düzen ve ölçü görürüz. Fizik yasaları öyle ince ayarlanmıştır ki, en ufak bir sapma dahi hayatın ortaya çıkmasını imkânsız hale getirebilir. Bu kadar hassas dengeler üzerine kurulmuş bir sistemi kuran bir iradenin, ardından onu tamamen başıboş bırakması hem aklî hem de mantıkî açıdan çok büyük bir tutarsızlıktır. Çünkü böylesi bir terk ediş, kurulan düzenin anlamını ortadan kaldırır.
Ayrıca, bir sanat eserine bakıldığında sanatçının amacı, mesajı ve estetik arzusu anlaşılır. Evren ise bundan kat kat daha mükemmel bir eser olarak karşımızdadır. Böyle bir eserin, hiçbir gaye gözetilmeden var edildiğini iddia etmek, sanatkârın hikmetini inkâr etmek anlamına gelir. Oysa hikmet sahibi bir yaratıcı, yarattığı her şeyde bir anlam, bir yön ve bir sonuç gözetir.
Bir sanatçı, en büyük şaheserini tamamlayıp onu sonsuza dek unutmak üzere bir depoya kilitler mi? Kâinat gibi nihayet derecede mükemmel ve muazzam bir eser çöplüğe atılmak için tasarlanmış olamaz olsa olsa akıl sahiplerine bir ibret bir delil için yaratılmış olabilir.
İnsana akıl verilmesi de bu düzenin anlaşılması için bir delildir. Zira bu kâinat Bir İlah tarafından yaratılıp kendi haline bırakılacaksa insana akıl verilmesinin de bir mantığı kalmaz. Akıl bu evrenin anlaşılması, ibret alınması, tefekkür edilmesi için kullanılan manevi bir alet hükmünde olduğundan evrenle birbirlerini tamamlayıcı unsurlardır.
Bu pencereden bakıldığında, evrenin ve içindeki varlıkların belirli bir amaca yönelik olduğu fikri tek tutarlı görüştür. İnsan da bu düzenin içinde bilinç sahibi bir varlık olarak yer alır ve bu durum, onun varlığının da rastgele değil, aksine anlam yüklü olduğunu gösterir. Dolayısıyla, böylesine düzenli ve amaçlı bir sistemin, kendi haline terk edilmiş bir mekanizma olarak değerlendirilmesi, hem gözlemlenen gerçeklikle hem de aklî çıkarımlarla örtüşmez.
Allah’ın kâinatı yaratıp başıboş bırakmadığının delillerinden biri de yer altı kaynakları ve madenlerdir. İnsan hayatı boyunca karşılaşacağı zorluklara karşı önceden yaratılan madenlerle hayatı kolaylaştırılmıştır. Demir, bakır, alüminyum, petrol, kömür, doğal gaz gibi unsurlarla hayatı kolaylaştırılmış hatta estetik zevki göz ardı edilmemiş ve altın gibi ziynet eşyaları dahi yaratılmıştır. Bu hikmet göstermektedir ki Allah kâinatı bir amaç uğruna yaratmış başıboş bırakmamıştır.
Sonuç olarak, sonsuz ilim ve hikmet sahibi bir İlah tasavvuru, evrenin başıboş değil; aksine anlamlı, düzenli ve maksatlı bir şekilde var edildiğini gerektirir. Bu da insanı, varlığın arkasındaki amacı sorgulamaya ve kendi yerini bu bütünlük içinde anlamlandırmaya yöneltir.



