Allah’ın kâinatı yaratıp onu başıboş bırakmadığının en açık delillerinden biri, yeryüzüne ve yer altına yerleştirilen sayısız nimet ve kaynaktır. İnsan hayatı boyunca karşılaşacağı ihtiyaçlar ve zorluklar adeta önceden planlanmış gibi, çeşitli madenler ve doğal kaynaklarla dengelenmiştir. Bu durum, kör bir tesadüfün değil; ilim, irade ve hikmet sahibi bir Yaratıcının eserini açıkça göstermektedir.
Mesela demir, sadece sert bir metal değil; medeniyetimizin temel taşıdır. İnşaattan ulaşıma, savunmadan sanayiye kadar insan hayatının hemen her alanında vazgeçilmezdir. Bakır, elektriği iletme özelliği sayesinde modern dünyanın altyapısını oluşturur. Alüminyum, hafifliği ve dayanıklılığı ile havacılıktan günlük eşyalara kadar geniş bir kullanım alanı sunar. Petrol ve doğal gaz, enerji ihtiyacını karşılayarak sanayinin ve teknolojinin gelişmesini mümkün kılar. Kömür ise tarih boyunca sanayi devrimlerinin itici gücü olmuştur.
Bununla birlikte sadece zorunlu ihtiyaçlar değil, insanın estetik ve duygusal yönü de ihmal edilmemiştir. Altın, gümüş ve değerli taşlar gibi ziynet eşyaları, insanın güzellik arayışına hitap eder. Mermer gibi taşlar, mimaride estetik ve güzelliği bir araya getirir. Toprakta bulunan kil, seramik ve sanat eserlerine dönüşerek insanın üretme ve güzelleştirme kabiliyetine katkı sağlar.
Ayrıca yer altı kaynaklarıyla sınırlı kalmayıp, yer üstünde de aynı hikmet göze çarpar. Toprağın verimliliği sayesinde sayısız bitki ve gıda türü yetişir. Her biri farklı vitamin ve minerallerle donatılmış meyve ve sebzeler, insan sağlığını destekleyecek hastalıklara cevap verecek şekilde yaratılmıştır. Su kaynakları, hayatın devamı için vazgeçilmez bir unsur olarak yeryüzüne dengeli bir şekilde dağıtılmıştır. Güneş, ışık ve ısı sağlayarak yaşamı mümkün kılarken; atmosfer, canlıları zararlı ışınlardan koruyacak şekilde düzenlenmiştir.
Daha da dikkat çekici olan, bu kaynakların insanın keşfetmesine açık bir şekilde yerleştirilmiş olmasıdır. Madenlerin yer altına gizlenmesi, insan aklını ve emeğini kullanmasını teşvik eder. Bu da insanın sadece tüketen değil, aynı zamanda düşünen, araştıran ve geliştiren bir varlık olduğunu gösterir. Yani nimetler hazır verilmekle birlikte, onları bulmak ve işlemek için çaba sarf etmek de insanın sorumluluğuna bırakılmıştır.
Tüm bu örnekler bir araya getirildiğinde açıkça görülür ki, kâinat başıboş bırakılmış bir sistem değildir. Aksine her detayıyla ölçülü, dengeli ve maksatlı bir şekilde düzenlenmiştir. İnsanın ihtiyaçları, zaafları ve hatta estetik beklentileri dahi dikkate alınarak yaratılan bu düzen, Allah’ın sonsuz ilim ve hikmet sahibi olduğunun bir göstergesidir. Böyle bir sistemin tesadüfen var olması düşünülemeyeceği gibi, yaratıldıktan sonra ilgisiz bırakılması da akla uygun değildir. Bu nedenle kâinat, başıboş değil; anlamlı bir gayeye hizmet eden ilahî bir düzenin eseridir.



