Binlerce Dinin Varlığı ve İslam

Sual: Binlerce din var, neden İslam hak?

Cevap: Bu sorunun cevabı birkaç madde halinde incelenecektir. Çünkü hakikat meselesi akıl, tarih, vahiy ve insan fıtratı açısından değerlendirilmesi gereken önemli bir konudur. İnsanlık tarihi boyunca farklı dinlerin ortaya çıkması, hak dinin olmadığı anlamına gelmez. Bilakis bu durum, insanın hakikati arayan bir varlık olduğunu ve yaratılışında inanma ihtiyacının bulunduğunu gösterir. Mesela tıp tarihinde birçok teori ortaya atılmıştır; fakat zamanla deney, gözlem ve bilimsel yöntemlerle doğru olanlar ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde dinler arasında da ölçütler kullanılarak hak olanı seçmek mümkündür. Bir sınavda birçok öğrenci farklı cevaplar yazabilir; fakat doğru cevap bir tanedir. Bu durum, doğru cevabın olmadığı anlamına gelmez. Dinler konusunda da durum benzerdir. Hakikat tektir; fakat insanlar kendi özgür iradeleriyle seçim yapma hakkına sahiptir.

İnsanların sürekli olarak bir dini arayış içinde olmaları, yalnızlık, hastalık, musibet ve ölüm gibi durumlarda sığınılacak bir kapı aramaları da insana yaratılıştan inanma ve büyük bir gücün arkasına sığınma duygusunun verildiğini gösterir. Bu duygu, insanın fıtratında var olan bir gerçektir ve insanı hak dini aramaya yöneltir.

Sual: Neden Zeus olmasın?

Cevap: Zeus; Mitolojide anlatıldığına göre gördüğü güzel kadınları sahiplenmek için kılık değiştirip ona tecavüz eden birisidir. Örneğin Herakles’in (Herkül) annesi olan Alkmene’ye yaklaşmak için, kocası Amphitryon savaştayken onun kılığına girmiştir. Bu bilgiyi kâinatın Rabbi olacak birisine yakıştırmak için akıl ve mantığın iflas etmesi gerekir. Şimdi bu iddiayı ortaya atana, inanana şunu sormak lazım kâinatın yaratılıp idare ve idame edilmesi bu kadar basit bir meselemi ki “neden Zeus olmasın” diye sormaktasınız?

Dr. Justin Barrett, Oxford Üniversitesi’nde yaptığı araştırmalarında, çocukların doğuştan kendilerinden daha büyük bir varlığa inanma eğiliminde olduğunu öne sürer. Kendi sözü şöyledir: “Bir grup çocuğu bir adaya bırakıp kendi başlarına bıraksanız, hepsi Tanrı’ya inanmaya başlardı.”

Bu araştırma da gösteriyor ki insanın içindeki Allah inancı yaratılıştan içimize koyulmuştur ve dış etkiler, propagandalar olmasa herkes Allah’a iman ederdi.

Delillerle İslam’ın Öne Çıkışı

İslam, en saf ve çelişkisiz tevhid inancını savunur. Allah’ın varlığı ve birliği en net, en sade ve en anlaşılır biçimde İslam’da anlatılır. Yerden göğe, zerreden kürreye, canlıdan cansıza var olan bütün varlıklarda bir düzen, ölçü ve birlik görülür. Bu birlik, tefekkür edildiğinde tek bir Yaratıcı’nın varlığını gösterir.

Semavi olsun olmasın diğer dinlerde zamanla şirk unsurları veya insan eliyle yapılan değişiklikler görülürken, İslam’da Allah inancı açık, net ve tutarlıdır. Allah doğmamış, doğurmamış, hiçbir şeye benzemeyen ve her şeyin yaratıcısı, noksan sıfatlardan münezzeh Tek İlahtır. Bu tanım, akla ve mantığa en uygun olan tevhid anlayışıdır.

Allah’ın isim, sıfat ve fiillerini eksiksiz, noksansız ve tutarlı bir şekilde açıklayan din İslam’dır. Dinimizde Allah; sonsuz ilim, kudret, hikmet ve merhamet sahibi olarak tanımlanır. O, yorulmaz, uyumaz, unutmaz ve hiçbir şeye muhtaç değildir. Bu özellikler, Yaratıcı’nın yüceliğine uygun sıfatlardır. İnsan özellikleriyle sınırlı, hata yapan veya zayıflık gösteren bir ilah anlayışı aklen kabul edilemez. İslam, Allah’ı her türlü eksiklikten uzak, mutlak mükemmel bir varlık olarak tanıtır.

Kur’an-ı Kerim yaklaşık 1400 yıldır hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze ulaşmıştır. Hem sözlü ezber geleneği hem de yazılı metinlerle korunmuş olması, onun eşsiz bir kitap olduğunu göstermektedir. Kur’an sadece bir ibadet kitabı değil; aynı zamanda ahlak, hukuk, toplum düzeni ve insan hayatına dair birçok konuda rehberlik eden kapsamlı bir kitaptır. Üslubu, anlam derinliği ve etkileyici anlatımı, onun insan sözü olmadığını göstermektedir. Tarih boyunca birçok kişi Kur’an’ın benzerini yapmaya çalışmış; fakat başarılı olamamıştır. Bu durum, Kur’an’ın ilahi bir kaynak olduğunu gösteren önemli delillerden biridir.

İlahi vahyin temel ölçütlerinden biri, aslının bozulmadan günümüze ulaşmasıdır. Kur’an, indirildiği günden itibaren milyonlarca insan tarafından ezberlenmiş ve yazılı olarak muhafaza edilmiştir. Dünyanın farklı bölgelerinde bulunan Kur’an nüshalarının aynı olması, vahyin değişmeden korunduğunu açıkça göstermektedir. Bu durum, ilahi mesajın güvenilirliğini ve sürekliliğini gösteren önemli bir özelliktir.

İslam, insanlık tarihini kesintisiz bir peygamberler zinciri olarak görür. Hz. Âdem’den Hz. Nuh’a, Hz. İbrahim’den Hz. Musa’ya, Hz. İsa’dan Hz. Muhammed’e kadar birçok peygamber aynı temel mesajı getirmiştir: “Tek bir Allah’a iman etmek ve O’na kulluk etmek.” Bu süreklilik, vahyin tek bir kaynaktan geldiğini gösterir. İslam, önceki peygamberleri reddetmez; bilakis onların mesajını tamamlayan son halkayı temsil eder.

İslam’ın mesajı belirli bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa yöneliktir. Dil, renk, ırk ve coğrafya farkı gözetmeden herkese hitap eder. Aynı zamanda insanın aklî, ahlakî ve ruhî ihtiyaçlarına cevap verir. İslam sadece ibadetleri değil; aile hayatını, ticareti, adaleti, toplumsal düzeni ve insan ilişkilerini de düzenleyen kapsamlı bir hayat sistemidir.

İnsan, doğası gereği anlam arayan bir varlıktır. Hayatın amacı, ölümün anlamı ve adaletin gerçekleşmesi gibi sorular insan zihnini sürekli meşgul eder. İslam, bu sorulara açık ve tutarlı cevaplar verir. Hayatın bir amacı olduğunu, ölümün bir son değil yeni bir başlangıç olduğunu ve yapılan her davranışın karşılığının verileceğini öğretir. Bu anlayış, insanın adalet ve anlam arayışını tatmin eder.

Ayrıca İslam’da inanç, ibadet, ahlak ve hukuk bir bütündür. Parçalanmış değil; birbiriyle uyumlu bir sistem hâlindedir. Namaz, oruç ve zekât gibi ibadetlerin yanında dürüstlük, adalet ve merhamet gibi ahlaki değerler de önemlidir. Bu bütünlük, İslam’ın dengeli bir hayat sistemi sunduğunu gösterir. İslam, sadece bireysel bir inanç sistemi değil; aynı zamanda toplumsal bir düzen sunar. Zekât sistemi, zengin ile fakir arasında bir denge kurar. Namaz, toplumda birlik ve kardeşlik duygusunu güçlendirir. Faizi kaldırarak zenginin daha zengin fakirin daha fakir olmasının önüne geçer. Hac ibadeti, dünyanın farklı bölgelerinden gelen milyonlarca insanı aynı amaç etrafında birleştirir. Bu durum, İslam’ın evrensel bir kardeşlik anlayışı oluşturduğunu gösterir. Tarih boyunca Müslüman toplumların ilim, bilim, sanat ve yönetim alanlarında güçlü medeniyetler kurması da İslam’ın toplumsal etkisini gösteren önemli bir örnektir. Eğitim kurumları, hastaneler, kütüphaneler ve bilimsel çalışmalar bu medeniyetlerin önemli başarıları arasında yer almıştır.

Sual: Eğer İslam hak din ise neden farklı dinlere inanan insanlar var?

Cevap: İnsanlara akıl ve özgür irade verilmiştir. Bu nedenle insanlar doğruyu da yanlışı da seçme imkanına sahiptir. Farklı dinlerin varlığı, insanın seçim yapabilme özgürlüğünün bir sonucudur. Hakikat bir tanedir; fakat insanlar onu kabul edip etmemekte serbesttir. Aynı zamanda insanların delillere, belgelere ve ispatlara nasıl baktığına bağlı olarak da durum değişir.  Güneşi Allah’ın yaratma sanatına delil olarak gören de var, tesadüfen orda olduğuna inanan da. Bundan dolayı iman eden olduğu gibi inkâr edenler de mevcuttur.

Sual: Bilim ilerledikçe dine ihtiyaç azalır mı?

Cevap: Bilim, evrenin nasıl işlediğini açıklar; din ise neden var olduğunu ve insanın nasıl yaşaması gerektiğini öğretir. Bu nedenle bilim ve din birbirine zıt değil, farklı alanlarda önderlik eden iki bilgi kaynağıdır. Bilim hastalıklara karşı ilaç üretmek için uğraşır din bu durumu teşvik edip kişinin tevekkül etmesini sağlar. Bununla beraber bilim ilerledikçe evrendeki düzen ve hassas ölçüler daha iyi anlaşılmıştır ki; bu da birçok insan için Yaratıcı fikrini güçlendiren bir durum olmuştur. Hem bilimin ilerlemesi Kuran’ı Kerim’deki bazı ifadelerin daha iyi anlaşılmasını sağlamış ve bu durum tersine dinin delilini arttırmıştır. Hem günümüzde insanlık tarihinin en az dindar olduğu zaman dilimini yaşamaktayız. Bununla beraber stres, psikolojik bozukluklar, depresyon gibi ruhsal sıkıntılar zirveye ulaşmıştır. Bu gibi durumlar gösteriyor ki dine ihtiyaç azalmamış bilakis artmıştır.

Sonuç olarak İslam; akla uygunluğu, tevhid inancının sadeliği, Kur’an’ın korunmuşluğu, peygamberlik zincirinin sürekliliği, insan fıtratına uygunluğu ve toplumsal düzen kurma gücü gibi birçok yönüyle diğer dinler arasından sıyrılıp en öne geçmektedir. Bu sebeple İslam’ın Hak Din oluşu, sadece bir inanç iddiası değil; aklî, tarihî ve vahyî delillerle desteklenen tek gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Paylaş