Sual: Cehennem neden var? Cehennemin olmadığı bir yaşam tarzıyla yaratılsak daha iyi olmaz mıydı?
Cevap: Hayır daha iyi olmazdı. Cüzi iradenin olduğu yerde ceza ve mükâfatın olmaması düşünülemez. Beşeri sistemler bile başarılı olana ödül verirken suç işleyeni hapise atar. Eğer ceza sistemi olmasaydı bu ülkeyi suçluların elinden kim kurtarabilirdi? Bu kadar canavar ruhlu insanla kim başedebilirdi? Demek ki cezanın olması hem suç işleyen için caydırıcıdır suçtan uzak durur hem masum için korumadır hakkı alınır hem de toplum için nimettir huzur sağlanır. Aynı misal cehennem içinde geçerlidir. Günahkâr için tehdittir nisbeten günahlardan uzak tutar, sadık Müslüman için caydırıcıdır ibadetlerine devam ettirir.
Cehennemin temel varlık hikmeti, kâinattaki mutlak adalet ilkesinin tecellisidir. Zira yeryüzü sahnesinde işlenen nice ağır suçların, sistematik zulümlerin ve kul haklarının karşılığı, beşerî mahkemelerde her zaman tam manasıyla karşılık bulamaz. Tarih boyunca milyonlarca masumun kanına giren müstebitlerin varlığı, metafizik bir hesaplaşma mekânını vicdanlar için zorunlu kılar. Eğer bu zalimden sadece dünyevi bir kısas alınsa, bu ceza ancak katledilen tek bir canın bedeli olabilir; geriye kalan binlerce mazlumun hakkı ise boşlukta kalacaktır. Bu bağlamda Cehennem, adaletin askıda kalmadığı, hiçbir haksızlığın karşılıksız bırakılmadığı ebedî bir denge unsurudur.
İnsan doğası gereği, adalet ve zulüm kavramlarına karşı asla kayıtsız kalamaz; fıtratımız haksızlığa karşı isyan eden bir mekanizmayla donatılmıştır. Bir kişi kendisine zulmedilmesini asla kabul etmediği gibi, uğradığı bir haksızlık karşısında failin mutlaka cezalandırılmasını arzular. Kişi, gücü yettiğinde hakkını bizzat arar; yetmediğinde kanunlara sığınır; eğer dünya üzerinde hiçbir kapı açılmazsa, ömrü boyunca o zalimin hak ettiği cezayı bulmasını kalben temenni eder. Mazlumun bu dinmeyen hesap sorma arzusu ve zalimin cezalandırılmasına dair fıtri beklentisi, Cehennemin varlığına dair en güçlü delillerden biridir. Zira evrendeki hiçbir fıtri arzu karşılıksız değildir; susuzluk suyun varlığına delil olduğu gibi, adalet açlığı da Cehennemin varlığına delalet eder.
İnsanın özgür irade sahibi bir varlık olduğu ve tercihlerinin kaçınılmaz sonuçlar doğuracağı hususunda insanlık müttefiktir. İster dini temelli olsun ister seküler, tüm devletlerdeki mahkeme, hapis ve ceza sistemleri; tercihin bir sorumluluk getirdiğini ve başkasına zarar veren her eylemin bir bedeli olması gerektiğini tescil eder. Eğer insanoğlu kısıtlı aklıyla bile tercihlerin kötüye kullanılmasını cezalandırıyorsa, mutlak hikmet sahibi bir yaratıcının, bu iradeyi hiçe sayması düşünülemez. Bu noktada Cehennem, insanın dünya hayatındaki tercihlerine mana katan, hayatı bir oyun ve oyalanmadan çıkarıp sorumlu bir imtihan kılan ciddiyet makamıdır.
Eğer Cehennem olmasaydı; adil ile zalim, cömert ile cimri, iffetli ile iffetsiz aynı akıbete duçar olacak ve ölüm her şeyi anlamsız bir eşitlikte yok edecekti. Böyle bir durum, kâinattaki düzenle ve insanın adalet vasfıyla çelişen büyük bir haksızlık olurdu; iyiyi teşvik eden vasıflar, kötülüğün karanlığıyla aynı kefeye konulmuş olurdu. Tabiri caizse, elmas ile kömürün aynı değerde görülmesi demek olan bu durum, yaratılışın güzelliğine ve doğruluğa olan meylimize hakarettir. Cehennemin varlığı, bu iki zıt ucu eşitlemeyi ortadan kaldırarak ak ile karayı birbirinden ayırır ve iyiliğin hakiki kıymetini muhafaza eder.
Toplumsal huzurun tesisi için Cehennem, nihai bir caydırıcı ve manevi bir emniyet sübabı işlevi görür. Harici bir otoritenin, polisin veya hukukun uluşamadığı noktalarda; kişinin vicdanıyla baş başa kaldığında kötülükten el çekmesini sağlayan yegâne güç, bu manevi denetim duygusudur. Cehennem inancı olmasaydı, her bireyin başına bir muhafız dikmek gerekir ki bu da imkânsızdır; zira tek bir kötü niyetli kişinin varlığı dahi koca bir mahallenin saadetini zehirlemeye yeterlidir. Oysa Cehennem korkusu, suç işleme potansiyeli olan ruhlarda aşılmaz bir set kurarak toplumu içeriden korur. Bu kavram, sadece bir kelime olarak bile kötülüğün önünde yükselen bir duvar gibi toplumsal huzurun görünmez bir şekilde korur.
Cehennemin varlığı, iyiliği teşvik edip kötülüğü korku yoluyla sınırlandırarak hem ferdi hem de toplumsal dengeyi muhafaza eder. Kişi, işlediği küçük bir haksızlığın dahi ebedî âlemde muazzam bir azaba dönüşebileceği idrakine vardığında; adımlarına, sözlerine ve niyetlerine çekidüzen verme ihtiyacı hisseder. Bu bilinç, bireyin maddi hayatını disipline ettiği gibi manevi dünyasını da nezaket ve zarafetle tezyin eder. Dolayısıyla Cehennem, sadece bir ceza sahası değil, aynı zamanda insanı hamlıktan kurtarıp kâmil bir insan olmaya sevk eden uyarıcıdır.
Dünyadaki Mükafat ve Ceza, Ahiretteki Cennet ve Cehenneme Delildir isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/dunyadaki-mukafat-ve-ceza-sistemi-ahiretteki-cennet-ve-cehenneme-delildir/



