Dünyadaki Mükâfat ve Ceza Sistemi Ahiretteki Cennet ve Cehenneme Delildir

İnsanın bu dünyadaki yolculuğu, belirli sınırlar ve bu sınırların doğurduğu sonuçlar etrafında şekillenir. Beşerî sistemlerin, toplumsal düzeni sağlamak adına kurduğu en temel mekanizma; ceza korkusu ve ödül ümididir. İnsan, fıtratı gereği bir cezadan, parmaklıklar arkasına mahkûm olmaktan korktuğu için pek çok suçtan ve haksızlıktan geri durur. Elbette içindeki ahlaki pusula ya da vicdani olgunluk sebebiyle, hiçbir kanun veya hapishane olmasa dahi kötülüğe el uzatmayacak müstesna ruhlar vardır. Ancak kabul etmek gerekir ki, caydırıcı bir ceza merkezinin varlığı, potansiyel cürümleri ve zulümleri muazzam ölçüde dizginleyen en somut kalkandır. Bir düşünelim yarın kalktık hapishanedeki herkesi serbest bırakmışlar ve hapis cezalarını da kaldırıp bütün hapishaneleri kapatmışlar. Bu durumda ilk tepkimiz ne olurdu? “Elbette büyük bir kaos ve korku”

Aynı fıtri mekanizma, madalyonun diğer yüzünde de geçerlidir. İnsanı harekete geçiren, onu gayrete ve üretime sevk eden dinamik mükafattır. Ay sonu alacağı maaşı bilmeyen bir işçinin mesai harcaması, ileride bir makama atanma veya emeğinin karşılığını alma ümidi taşımayan bir öğrencinin dirsek çürütmesi mümkün olmaz. Hakeza kişinin kendi çocuğunu ödül ceza sistemiyle eğitmesi de buna örnek olarak gösterilebilir. İyi birşey yaptığı zaman ödüllendirmesi kötü bir şey yaparsa cezalandırması gösteriyor ki insan fıtratı küçükten büyüğe aynı tepkiyle çalışmaktadır.

İşte tam bu noktada, şu hakikat karşımıza çıkar: Küçücük bir insan topluluğunun dahi düzenini korumak için kanunlara, silahlı kurumlara, ceza evlerine ve ödül mekanizmalarına muhtaç olan bu dünya nizamı, koca bir kainatın ve mülkün yegane sahibi olan Allah’u Teâlâ’nın adaletinden bağımsız düşünülemez. Bu sonsuz adalette; bir yanı iman edip iyilik yapanlar için ödül ve mükâfat diğer yanı ise inkâr edip kötülük yapanlar için cezadır.

Dünyadaki adalet sistemleri ne kadar uğraşırsa uğraşsın, zalimin ettiği zulmün, mazlumun çektiği ahın karşılığını tam manasıyla vermeye yetmez. Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı bize bunun en yakın ve en büyük örneğidir. Nice katiller cezasını tam çekmeden göçüp gider bu dünyardan, nice fedakar ruhlar hak ettiği teşekkürü görmeden kapatır gözlerini. Eğer nihai bir ceza ve mükafat merkezi olmasaydı, kainattaki o muazzam hassas denge ve ilahi adalet eksik kalırdı.

Nasıl ki yeryüzünde asayişi sağlayan hapishaneler ve emeğin hakkını veren mükafatlar varsa; mülkün gerçek sahibinin katında da mutlak adaletin tecelli edeceği alanlar olmak zorundadır. Kulun zulmünü tartacak ve fıtrattaki o büyük boşluğu dolduracak olan cehennem; iyiliğin, sabrın ve adanmışlığın ebedi karşılığı olacak olan cennet, işte bu yaratılıştaki dengenin en somut delilidir.

Teşbihte hata olmasın; beşer planındaki ceza ve ödül sistemi; hapishaneler ve maaşlar ne kadar bu dünya hayatının düzeni için elzemse; ebedi alemdeki Cennet ve Cehennem de ilahi adaletin, nizamın ve insan fıtratının nihai tatmini için o kadar hak, o kadar zaruridir.

Cehennem Neden Var isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/cehennem-neden-var/

Paylaş