Bir ressam, kâğıt üzerine çok güzel bir gül çizebilir. Renklerini uyumlu yapar, gölgelendirme verir, şekil kazandırır, 3 boyutlu görünmesini sağlayabilir. Ortaya bakıldığında estetik bir görüntü oluşur. Fakat o çizilen gül; kokmaz, büyümez, solmaz, çoğalmaz ve canlı değildir.
Gerçek bir gül ise topraktan çıkar. Kök salar, su içer, güneşe yönelir, tomurcuk verir ve açar. Kendine has bir kokusu vardır, rengi canlıdır ve zamanla değişir. Hatta aynı gülden yeni güller meydana gelir. Bu özelliklerin her biri; bilinçsiz boya ve kâğıdın değil, üstün bir ilim ve kudretin eseridir. Bir tabloyu gördüğümüzde hemen onun bir ressamı olduğunu anlarız.
Çünkü düzenli bir şekil, tesadüfen oluşmaz. Basit bir çizim bile sanatçısız olmazken; milyonlarca hücreden oluşan, kokusu, rengi, simetrisi, estetiği ve sistemi olan gerçek bir gülün sanatçısız olması hiç mümkün değildir. Çizilmiş bir gül ile gerçek bir gül arasındaki fark; yapay ile gerçek, taklit ile yaratılış, sanat ile kudret arasındaki fark gibidir.
Nasıl ki bir resim ressamsız olmazsa, bir gül de yaratıcısız olmaz, olamaz. Yerde gökte, canlı cansız var olan bütün eserler kendilerini yaratan İlahi kudreti haykırmaktadır. Zerreden kürreye var olan herşey Allah’ın eseri olduğunu bize göstermektedir.



