Kanadalı bir matematikçi ve Hristiyan misyoner olarak yetişen Gary Miller, gençlik yıllarında dinî tartışmalarla yakından ilgilenmiş ve özellikle İslam’ı eleştirmek amacıyla Kur’an’ı incelemeye karar vermiştir. Kendi ifadesiyle amacı, Müslümanların kutsal kitabında çelişkiler ve hatalar bularak onları zor durumda bırakmaktı. Ancak bu süreç, onun hayatında beklenmedik bir dönüşüme sebep olmuş ve sonunda İslam’ı kabul etmesine yol açmıştır. İslam’ı kabul ettikten sonra da ismini Abdulahad Ömer olarak değiştirmiştir.
İslam’a dönüşünü en açık şekilde The Amazing Qur’an adlı eserinde anlatır. Orada Kur’an’ı ilk okuduğunda yaşadığı şaşkınlığı şu sözlerle dile getirir: “Kur’an’ı eleştirmek amacıyla okumaya başladım. Fakat okudukça onun alışılmış bir insana ait kitap olmadığını fark ettim. Kur’an, okuyucusuna meydan okuyan, bir kitaptır.” (Gary Miller, The Amazing Qur’an, 1991)
Bu ifade, onun zihnindeki dönüşümün başlangıç noktasını göstermektedir. Çünkü Miller’a göre Kur’an’ın en dikkat çekici yönlerinden biri, kendisini savunma ihtiyacı duymayan, aksine muhatabına meydan okuyan bir kitaptır.
Miller, Kur’an’ın diğer kutsal metinlerden farklı olarak insanları düşünmeye zorlayan bir yöntem kullandığını vurgular. Özellikle Kur’an’ın, yanlış olduğunu iddia edenlere karşı açık bir meydan okuma içermesi onu derinden etkilemiştir. Bu noktayı eserinde şöyle açıklar: “Kur’an, eğer bu kitabın Allah’tan olmadığına inanıyorsanız, onun benzeri bir sure getirin diye meydan okur. Bir kitabın muhatabına meydan okuması, onun doğruluğuna olan güvenin göstergesidir.” (Gary Miller, The Amazing Qur’an, 1991.)
Miller’a göre bu meydan okuma, sıradan bir durum değil; mantıksal bir test niteliğindedir. Bir matematikçi olarak yetişmiş olması, onu özellikle kanıt ve tutarlılık arayışına yöneltmiş ve Kur’an’ın bu yaklaşımı onun zihninde güçlü bir etki bırakmıştır.
Miller, İslam’a yönelmesinde ikinci büyük etkenin Kur’an’ın tarihsel ve bilimsel hatalardan uzak olması olduğunu belirtir. Ona göre, yüzyıllar önce yazılmış bir metnin modern bilimle çelişmemesi dikkat çekici bir durumdur. Bu konuyu şu sözlerle ifade eder: “Kur’an’da tarihsel veya bilimsel açıdan yanlış olduğu gösterilmiş bir ifade bulamadım. Bu durum, onun insan sözü olmadığını düşündüren önemli bir işarettir.” (Gary Miller, The Amazing Qur’an, 1991)
Burada Miller’ın dikkat çektiği nokta, Kur’an’ın bilim kitabı olması değil; bilimsel gerçeklerle çelişmemesidir. Ona göre bu özellik, özellikle modern çağda yaşayan bir insan için güçlü bir delil niteliği taşımaktadır.
Miller, İslam’ı tercih etmesinde sadece Kur’an’ın içeriğinin değil, İslam’ın inanç sisteminin sadeliği ve mantıksal yapısının da etkili olduğunu belirtir. Ona göre İslam’ın temel prensipleri, karmaşık teolojik tartışmalardan uzak, anlaşılır bir yapıya sahiptir. Bu düşüncesini şu şekilde dile getirir: “İslam’ın en dikkat çekici yönlerinden biri, inanç esaslarının son derece açık ve anlaşılır olmasıdır. Allah birdir, peygamberler O’nun elçileridir ve insan yaptıklarından sorumludur. Bu kadar net bir sistemin evrensel olması şaşırtıcı değildir.” (Gary Miller, The Amazing Qur’an, 1991.)
Miller’a göre bu sadelik, İslam’ın evrensel bir din olmasının temel sebeplerinden biridir. Çünkü insanın doğasında karmaşık metafizik teorilerden çok, anlaşılabilir ve tutarlı bir inanç sistemi arayışı vardır.
Miller, Kur’an’ın sadece bilgi veren bir metin olmadığını, aynı zamanda insanın psikolojisini etkileyen güçlü bir hitap tarzına sahip olduğunu da vurgular. Ona göre Kur’an, okuyucusunu pasif bir dinleyici olmaktan çıkarıp aktif bir düşünür haline getirir. Bu noktayı şu sözlerle açıklar: “Kur’an okuyucuya sürekli sorular sorar, onu düşünmeye zorlar ve kendi inançlarını test etmesini ister. Bu yöntem, insan zihnini harekete geçiren son derece güçlü bir pedagojik yaklaşımdır.” (Gary Miller, The Amazing Qur’an, 1991.)
Bu yaklaşım, onun İslam’ı sadece bir inanç sistemi olarak değil, aynı zamanda aklı ve düşünceyi teşvik eden bir rehber olarak görmesine yol açmıştır.
Gary Miller’ın hayat hikâyesi, modern çağda eğitimli bir bilim insanının inanç arayışını temsil eden dikkat çekici bir örnektir. O, İslam’a duygusal bir etkilenme sonucu değil; araştırma, sorgulama ve mantıksal değerlendirme sürecinin sonunda yöneldiğini ifade etmektedir. Kendi dönüşümünü özetleyen şu cümle, onun bakış açısını en açık şekilde ortaya koyar: “Kur’an’ı eleştirmek için okumaya başladım; fakat sonunda onun eleştirilemeyecek kadar güçlü bir metin olduğunu fark ettim.” (Gary Miller, The Amazing Qur’an, 1991.)



