Daha Küçük Bir Alemde Canlılık Var Olamaz mıydı

Sual: Kâinat çok büyük bir yapı fakat insan yaşamının var olduğu dünya kâinata nisbeten çok küçük. Dolayısıyla Allah’u Teala daha küçük bir alemde canlılığı var edemez miydi?

Cevap: Kâinattaki herşey birbiriyle bağlantılı reaksiyonların sonucu günümüzdeki şeklini almıştır. Eğer Big Bangdan günümüze var olan bu yapıdan herhangi bir parçayı çekersek yaşamış olduğumuz bu dünya hayatı var olmayacaktı. Ya da geçmişte herhangi bir zaman diliminde var olan fizik yasalarından biri ya da birkaçı oluşmasaydı belki de şuan yaşam yoktu. Demek ki Allah’u Teâlâ herşeyi bir ölçü ve hikmetle yaratmış ve canlılık aleminin var olmasını dilemiştir.

Evrenin bu büyüklükte yaratılmasının bircok örneği mevcuttur. Bunlardan biri de Yay Cüce Galaksisi ile Samanyolu Galaksisinin birbiriyle olan etkileşimidir. Yay Cüce Galaksisi, Samanyolu’nun çekim kuvvetine kapılmış küçük bir uydu galaksidir. Milyarlarca yıl boyunca Samanyolu’nun etrafında dönerken, onun diskinden bir sarkaç gibi yukarı ve aşağı yönlü geçişler yapmıştır. Bu geçişler, uzaktan sakin görünen ama aslında zincirleme reaksiyona neden olan bir olaylar silsilesi başlattı.

Yaklaşık 4,7 milyar yıl önce, Yay Cüce Galaksisi Samanyolu’nun gaz diskinden geçerken, tıpkı durgun bir suya atılan taş gibi devasa kütleçekim dalgaları (dalgalanmalar) olusturdu. Bu dalgalanma, Samanyolu’ndaki dağınık, soğuk gaz ve toz bulutlarını belirli bölgelerde sıkıştırdı. Sıkışan bu yoğun gaz bulutları kendi içine çökerek yeni yıldızların doğmasını sağladı. İşte bu kozmik çarpışmanın oluşturduğu dalga sonucunda, tam da o dönemde bizim Güneşimiz ve ardından Dünya’mız şekillendi.

Samanyolu’nun hemen yanı başındaki bu küçük galaksi olmasaydı ya da yörüngesi farklı olup Samanyolu’nun içinden o dönemde geçmeseydi: Samanyolu’ndaki o lokal gaz bulutu hiçbir zaman sıkışıp çökmeyecekti. Güneş Sistemi hiç oluşmayacaktı. Doğal olarak Dünya ve üzerindeki yaşam hiçbir zaman var olamayacaktı. Yay Cüce Galaksisi’nde yaşanan kütleçekimsel hareketler olmasaydı, bugün bu soruyu soruyor olamazdık.

İkinci olarak Allah tarafından evrene koyulan fizik kanunlarıyla alakalı misali vermek gerekir. Kâinatta var olan ve hepsi çok ince hesaplarla koyulan bu yasalarının işleyip bizim gibi canlıları oluşturabilmesi, evrendeki toplam madde ve galaksi miktarına doğrudan bağlıdır. Bunu anlamanın en kısa yollarından biri, modern kozmolojinin en önemli prensiplerinden biri olan Mach İlkesi (Mach’s Principle) ve onun doğurduğu Eylemsizlik (Atalet) Yasası üzerinden bir örneklem kurmaktır. Eğer evrende milyarlarca galaksi olmasaydı, Eylemsizlik Yasası (Newton’un 1. Hareket Yasası) bugünkü gibi çalışmazdı ve atomlar bile bir arada duramayacağı için biz var olamazdık.

Fizikte bir cismin durmaya devam etme veya hareketini koruma eğilimine eylemsizlik diyoruz. Örneğin bir araba hızlandığında koltuğa yapışırsınız ya da araba ani fren yaptığında öne doğru savrulursunuz. Peki, vücudunuz o an neye göre direniyor? Neden bir kütleniz ve direnciniz var? Fzikçi Ernst Mach (ve daha sonra onu haklı bulan Albert Einstein) şu tespiti yaptı: Bir cismin kütlesi ve eylemsizliği, evrendeki diğer tüm maddelerin yani uzak galaksilerin, yıldızların ona uyguladığı toplam kütleçekimsel arka planın bir sonucudur.

Evrendeki o milyarlarca uzak galaksi var olmasaydı süreç şöyle işlerdi. Öncelikle evrendeki kütle yok olurdu. Evrende sadece Samanyolu ve birkaç galaksi olsaydı, evrenin toplam kütlesi ve kütleçekim alanı dramatik şekilde zayıflayacaktı. Mach İlkesine göre, evrendeki madde miktarı azaldıkça, cisimlerin eylemsizlik direnci yani kütlesi de sıfıra yakın olacaktı.

Bu durumda Newton’un F=m.a (Kuvvet=Kütle×ivme) yasası geçerliliğini yitirirdi çünkü m (kütle) ve eylemsizlik ortadan kalktığında, en ufak bir kuvvet bile her şeyi çok yüksek hızlara ulaştırır veya tamamen dağıtırdı. Kütle ve eylemsizlik özellikleri bugünkü gibi hassas bir dengede olmasaydı, atom çekirdeklerinin etrafında dönen elektronlar yörüngelerinde kalamaz, elementler oluşamaz ve kimya yasaları çalışamazdı.

Evrenin derinliklerindeki, bizimle hiçbir bağı yokmuş gibi görünen milyarlarca galaksi, aslında kütleçekimsel bağlarıyla buradaki uzay-zaman dokusunu gergin tutan ağlar gibidir. O milyarlarca galaksi olmasaydı, evrenin toplam kütle dengesi bozulur, eylemsizlik yasası işlevini kaybeder ne Güneş Sistemi ne de Dünya üzerindeki yaşam yapısal olarak bir arada durabilirdi. Hakeza kâinatta; habersiz olduğumuz nice yapılar aslında dünyada canlı yaşamının varlığı ve devamı için gereklidir. Allah’ın sonsuz ilim ve hikmet sahibi olması bu gibi örneklerle daha net anlaşılmaktadır. Zira evrenle alakalı öğrendiğimiz herhangi bir bilgi Allah’ın eseri olduğunu bizlere lisanı hal ile  anlatmaktadır.

Bu gibi örnekler bizlere göstermektedir ki kâinatta var olan herşey birbiriyle bağlantılıdır ve birbirinin tetikleyicisidir. Eğer Samanyolu Galaksisinde yaşam varsa bu Yay Cüce Galaksisine bağlıdır. Eğer Yay Cüce Galaksiside varsa bu da evrenin ilk zamanlarında var olan karanlık maddenin oluşturduğu kozmik ağa ve yıldız doğum patlamalarına bağlıdır. Görüldüğü üzere silsile halinde kâinat ilk andan itibaren birbirine kenetli bir halkalar zinciri gibidir. İçlerinden herhangi birinin çıkarılması sistemi ters düz edebilir ve yaşam imkânsız hale gelebilirdi.

Sonuç olarak Allah ezeli ve ebedi, zamandan ve mekândan münezzeh, noksan sıfatlardan uzak ve mutlak güç sahibi olduğu için var olan herşeyi çok ince hikmetlerle ayarlayıp yaratmıştır. Bugün canlılık alemi varsa; Allah yaratmayı dilediği için vardır.

Kâinatın büyüklüğü dünyanın küçüklüğü isimli yazıyı okumak için tıklayınız: https://www.hakvera.com/kainatin-buyuklugu-dunyanin-kucuklugu/

Paylaş