İlahi Sıfatlar ve Müteşâbih Nasslar Nasıl Anlaşılmalı?

İslam inanç esaslarında doğrudan Allah’a nispet edilen el (yed), yüz (vech), ayak (kadem) ve göz (ayn) gibi insani özellikleri çağrıştıran ifadelere Haberî Sıfatlar denir. Bu ifadeler, anlamı kapalı olan veya birden fazla manaya gelebilen “Müteşâbih Nasslar” (ayet ve hadisler) içinde önemli bir yer tutar. Ehl-i Sünnet alimleri, Allah’ın zamandan, mekandan ve yaratılmışlara benzemekten (teşbih ve tecsim) münezzeh olduğu konusunda icma etmişlerdir. Ancak bu kelimelerin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda ilk dönem Selef-i Salihîn alimleri ile sonraki dönem Eş’arî veMâturîdî alimleri farklı metotlar izlemişlerdir.

Selef-i Salihîn Dönemi: Mütekaddimûn ve Tefvîz Metodu: İlk dönem İslam alimleri (ashab, tabiin ve tebe-i tabiin), bu tür ayet ve hadisleri olduğu gibi kabul etmiş, ancak bunlara insani ve maddi manalar yüklemekten şiddetle kaçınmışlardır. Bu metodun temelinde tefvîz (anlamı Allah’a havale etme) yatar ve dört temel kurala dayanır:

Tenzih: Allah’ın bir cisim, organ, yön veya mekandan münezzeh olduğuna kesin olarak inanmak.

İman: Ayet ve hadiste ne geçiyorsa, murad-ı ilahinin hak ve gerçek olduğuna inanmak.

Tefvîz: Kelimenin hakiki mahiyetini, keyfiyetini ve “nasıl” olduğunu bilmeyi tamamen Allah’a havale etmek.

Sükut: Bu konular üzerinde felsefi tartışmalara girmemek, kurcalamamak ve soru sormamak.

Halef Dönemi: Eş’arî, Mâturîdî Ekolü ve Te’vil Metodu: Fethilerle birlikte İslam coğrafyası genişleyip Yunan felsefesi ve farklı inanç kültürleriyle tanışınca, İslam dünyasında ciddi bir itikadi kafa karışıklığı baş gösterdi. Yabancı kültürlerin ve felsefi akımların etkisiyle ortaya çıkan Mücessime (Allah’ı cisimleştirenler) ve Müşebbihe (Allah’ı yaratıklara benzetenler) gibi fırkalar, bu ayetleri zahiri (görünen) anlamlarıyla alarak “Allah’ın eli varsa o zaman bir cisimdir” gibi batıl fikirler yaymaya başladılar. Bu tehlike karşısında Ehl-i Sünnet’in iki büyük kelam ekolü olan Mâturîdî ve Eş’arî alimleri, avam halkın inancını korumak adına yeni bir metot geliştirdiler. Te’vil (Yorumlama).

Alimler, Arap dilinin zengin mecaz ve istiare özelliklerini kullanarak bu kelimelerin aslında ne anlama geldiğini izah ettiler. Eğer bu alimlerin fikri mücadelesi ve dil tahlilleri olmasaydı, dışarıdan sızan bu tasavvurlar İslam inanç esaslarında kalıcı tahribatlara yol açabilirdi.

Haberî Sıfatların Ayet ve Hadislerde Mecazi Anlamları ve Te’vili

1) Allah’ın Eli (Yed): “Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir. Allah’ın eli (yedullah), onların ellerinin üzerindedir…” (Fetih, 10)

Bu ayet, Hudeybiye Antlaşması’nda Rıdvan ağacı altında yapılan biat üzerine inmiştir. Arap dilinde “el” kelimesi mecazen güç, otorite ve destek anlamına gelir. Dolayısıyla ayetteki “Allah’ın eli”, ilahi yardım, koruma, inayet ve zafer anlamındadır.

2) Allah’ın Yüzü (Vech): “Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (vech) baki kalacaktır.” (Rahmân, 27)
“O’nun vechi (yüzü) dışında her şey helak olucudur.” (Kasas, 88)

Klasik Arapçada “vech” (yüz) ifadesi, bir varlığın kendisini, özünü ifade etmek için kullanılır. Bu ayetlerde kastedilen, Allah’ın maddi bir yüzü olduğu değil, ilahi zatın kendisidir. Yani sadece Allah’ın zatı baki kalacak, O’nun dışındaki her şey yok olacaktır.

3) Allah’ın Gözü / Gözleri (Ayn): “…benim gözlerimin önünde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim.” (Tâhâ, 39)
“Gözlerimizin önünde (bi-a’yuninâ) ve vahyimiz uyarınca gemiyi yap…” (Hûd, 37)

Bu ayetlerde geçen “ayn” (göz) kelimesi, ilahi gözetim, himaye, koruma ve nezaret anlamına gelir. Yani Hz. Musa’nın Allah’ın koruması altında büyüdüğü, Hz. Nuh’un ise gemiyi ilahi denetim ve vahiyle inşa ettiği anlatılmaktadır.

4) Baldırın Açılması (Sâk): “O gün baldırlar açılır (sâk açılır) ve secdeye davet edilirler, fakat güç yetiremezler.” (Kalem, 42)
Hadis: “Rabbimiz baldırını açar, her mümin erkek ve mümin kadın O’na secde eder…” (Buhârî, Tefsîr, 68/2)

Baldırın açılması (keşf-i sâk), klasik Arap dilinde yaygın bir deyimdir. Bir savaşın en şiddetli anına gelindiğinde veya çok dehşet verici, zorlu bir durum ortaya çıktığında bu ifade kullanılır. Nitekim sahabeden İbn Abbas bu ayeti şiddet, dehşet ve hesap günü olarak tefsir etmiştir. Hadisteki anlamı ise Rabbimizin azametiyle, celaliyle tecelli etmesidir.

5) İnme (Nüzûl): Hadis: “Rabbimiz her gece, gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına iner…” (Buhârî, Tevhid, 35; Müslim, Müsâfirîn, 168)

Mekan değiştirmek ve yukarıdan aşağıya inmek cisimlere ait bir özelliktir. Allah bundan münezzehtir. Hadiste geçen nüzûl kavramı; Allah’ın rahmetinin, meleklerinin veya lütfunun dünya semasına tecelli etmesi, dualara icabet etmesi anlamında mecazi bir anlatımdır.

6) İki Elin Açık Olması / Sağ El (Yedeyn / Yemîn): “Yahudiler, ‘Allah’ın eli bağlıdır’ dediler… Aksine, O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi lütfeder.” (Mâide, 64)
Hadis: “Allah’ın sağ eli doludur; gece ve gündüz akan nimetler O’nu eksiltmez…” (Buhârî, Tevhid, 19)

Burada Yahudiler haşa “Allah cimridir” diyerek haddi aşmış, ayet ise bu iddiayı reddetmiştir. “Elin açık olması” doğrudan cömertlik, ihsan ve sınırsız lütuf demektir. Hadisteki “sağ elin dolu olması” da ilahi hazinelerin tükenmezliğini vurgulayan edebi bir anlatımdır.

7) Ayak / Basmak (Kadem / Ricl): Hadis: “Cehennem, ‘Daha var mı?’ deyip durur. Nihayet izzet sahibi Rab, onun üzerine ayağını (kadem/ricl) koyar, o da büzülür…” (Buhârî, Tefsîr, 50/1; Müslim, Cennet, 37)

Bu hadis, ahiret gününün dehşetini ve cehennemin ne kadar geniş olursa olsun Allah’ın mutlak otoritesi ve kudreti karşısında nasıl aciz kalacağını anlatır. “Ayağını koyması”, ilahi kudret ve baskı ile cehennemin genişlemesine son verilmesi, sınırlandırılması demektir.

8) Allah’ın Parmakları (İsba’): Hadis: “Ademoğullarının kalpleri, Rahmân’ın parmaklarından iki parmak arasındadır; onu dilediği gibi evirip çevirir.” (Müslim, Kader, 17)
Buradaki parmak ifadesi, mutlak tasarruf, güç ve süratli yönlendirme anlamındadır. İnsan kalbinin ve iradesinin her an Allah’ın kudret eli altında olduğu ve O’nun kalpleri dilediği yöne çevirmeye muktedir olduğu anlatılmaktadır.

Sonuç: Tüm bu ifadelerin yorumlanmasındaki ortak mihenk taşı, Şûrâ Suresi 11. ayettir: Leyse Ke-Mislihî Şey’un “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.”

Bu ayet, Allah’ın hiçbir yaratılmışa benzemediğini kesin bir dille ilan eder. Akla, hayale veya rüyaya gelebilecek her türlü şekil, form ve sınırlamadan Allah münezzehtir. Dolayısıyla O’na nispet edilen el, ayak, göz gibi insani çağrışımlar içeren ifadeler, Arap dilinin istiare sanatına tabidir ve Halef alimlerinin yaptığı gibi te’vil edilmesi itikat sağlamlığı açısından şarttır.

Sual: Bu ayetlere Selef-i Salihîn imamları gibi tevilsiz, olduğu gibi iman etsek olmaz mı?

Cevap: Her ne kadar “Biz tevilsiz, kelimenin ilk anlamıyla iman ederiz” dense de, günümüz şartlarında işin aslı çok farklıdır. Bu kelimeler doğrudan Türkçe karşılıklarıyla (el, ayak, göz) zikredildiğinde; İslam altyapısı olmayan, avam halktan veya konudan habersiz birinin zihninde ister istemez insani bir figür veya somut bir nesne canlanabilir. Allah’ı bir insan gibi zihinde tasavvur etmek (tahayyül ve tecsim) ise kişinin itikadına doğrudan zarar verir.

İslam medeniyetinin zirvede olduğu dönemlerde bile Yunan felsefesi ve batıl akımların etkisiyle insanların itikadı sarsılmasın diye Ehl-i Sünnet alimleri bu ayetleri te’vil etmişlerdir. İnanç dünyasının çok daha fazla saldırı altında olduğu günümüzde bu mecazi açıklamaları yapmak, meallerin yanına parantez içinde asıl manaları (kudret, himaye, zat vb.) eklemek çok daha büyük bir zorunluluk haline gelmiştir.

Paylaş