Evrendeki herhangi bir olayın tesadüfen ya da olasılık hesabıyla gerçekleşmesi imkânsızdır. Fiil varsa fail vardır, eser varsa müessir vardır, resim varsa ressam vardır. Bu yaklaşım, dünyada yaşayan herkesin şahit olduğu bir gerçektir. Hatta öyle ki; herhangi bir mağarada bulunan duvar yazılarını “Kim yazdı?” diyerek senelerce araştırırlar. Fakat hiçbir bilim insanından ya da bu olayı takip edenlerden “kendi kendine oldu”, “tesadüfen oldu” veya “fizik kanunları yaptı” gibi bir açıklama duyamazsınız. Hatta bunu söylediğinizde size deli muamelesi bile yapılabilir.
Çünkü herkes bilir ki duvara çizilen tek bir çizik bile tesadüfen ya da olasılık ile oluşamaz. Buna rağmen konu evrene geldiğinde, bazıları ısrarla ve inatla farklı bir yaklaşım sergileyerek olasılık fikrini savunmaya başlar. Arkeolojik kazılarda bulunan tabletlere gelince “birileri yazdı” derler; fakat konu DNA’ya geldiğinde yine aynı yaklaşım değişir. Bu tür örnekler arttırılabilir.
Matematik ve fizik alanında önemli çalışmalara imza atmış bazı bilim insanlarına göre, matematikte 10⁻⁵⁰ ve sonrası pratikte sıfır kabul edilir. Zira ihtimal o kadar küçülmüştür ki artık dikkate alınmaz. Buna “ihmal edilebilir değer” veya “pratikte sıfır (effectively zero)” denir.
Bu değer şu anlamda kullanılır: Bir olayın ihtimali 10 üzeri eksi 50’den küçükse, pratikte imkânsız kabul edilir. Bu bir matematik kuralı değil, uygulama standardıdır. Özellikle kozmoloji, moleküler biyoloji, istatistik ve fizik alanlarında kullanılır.
Bu konuda bazı bilim insanlarının görüşleri şöyledir:
William Dembski: 10 üzeri eksi 150’den küçük olasılıklar, evrenin tüm tarihinde gerçekleşmiş olabilecek olay sayısını aşar (Universal Probability Bound).
Paul Davies: Bazı olayların olasılığı o kadar küçüktür ki, evrenin ömrü boyunca gerçekleşmeleri beklenmez. (The Cosmic Blueprint, 1988)
John Lennox da yazdığı eserlerinde şu anlamda ifadeler kullanır: Belirli bir sınırın altındaki olasılıklar, pratik hesaplamalarda ihmal edilebilir kabul edilir.
Bilimsel literatürde geçen bazı olasılık hesapları
– Fonksiyonel bir proteinin tamamen rastgele aminoasit dizilimiyle oluşma ihtimali: yaklaşık 10⁻⁷⁴ (moleküler biyoloji ve protein çalışmaları)
– Tek bir spesifik enzimin rastgele mutasyonlarla oluşma ihtimali: yaklaşık 10⁻⁶⁴
– İnsan genomunda belirli bir DNA dizisinin tamamen rastgele ortaya çıkma ihtimali: yaklaşık 10⁻¹²⁰
– Belirli bir proteinin doğru üç boyutlu yapıya kendiliğinden katlanma ihtimali: yaklaşık 10⁻¹²⁰
– Bir protein dizisinin tamamen doğru sırayla oluşma ihtimali (100 aminoasit): yaklaşık 10⁻¹³⁰
– Bir proteinin doğru katlanmış aktif formuna ulaşma ihtimali (rastgele dizilim varsayımı): yaklaşık 10⁻⁷⁷
– Belirli bir proteinin tam doğru aminoasit dizisiyle oluşma ihtimali (150 aminoasit): yaklaşık 10⁻¹⁹⁵
– Bir genetik kod dizisinin tamamen belirli bir hedef dizilimle eşleşme ihtimali: yaklaşık 10⁻²⁰⁰
Yukarıdaki açıklamalardan ve örneklerden de anlaşılacağı üzere, evrende sayısını tahmin bile edemeyeceğimiz kadar çok olay gerçekleşmiş ve hâlen gerçekleşmektedir. Bu kadar çok örneği ve her olayın ihtimal hesabını uç uca eklediğimizde, ne evrenin yaşı ne de matematik bunu karşılamaya yeter.
Bu örnekler, evrendeki herhangi bir şeyin olasılık ya da tesadüf ile meydana gelmesinin sayısal ve bilimsel olarak “sıfır” olduğunu göstermektedir. Bu hesaplamalar, kâinatın sonsuz ilim, sonsuz kudret ve sonsuz irade sahibi bir Zat tarafından yaratıldığını göstermektedir.



